Hz. İsmâil’e bir kitap indirilmediği halde, neden Resül denilmiştir?

Tarih: 19.05.2015 - 02:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

"Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi." (Meryem: 54)
- Bu âyet'e göre Hz. İsmâil hem Nebi, hem de Resûl imiş. Fakat;Kur'anda Hz. İsmâil'e verilen bir kitap/şeriat adı yok.
- Araplar kendilerinin Hz. İsmâil'in soyundan geldiğine inanırlar. Ama; Araplar da "Ataları kitapla uyarılmamış kavim" (Yâsin: 6) olarak nitelenmiş Kur'an’da.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Lügat manası itibariyle, "nebi", haber manasına “nebe” kökünden gelmiş olup Allah tarafından kendisine nebilik ve bazı ilâhî hükümler haber verilen zat demek olur. “Resul” ise, Allah tarafından ilâhî hükümleri tebliğ etmek için gönderilen zat manasınadır.

- Yaygın kanaate göre, “resul”, kitab ve şeriat sahibi olduğu halde, “nebi”, kendinden evvelki peygamberin şeriatına davetle vazifelidir. Her resul nebidir, ama her nebi resul değildir.

Bununla beraber, bu iki kavramın birbirlerinin yerinde kullanılabileceği yorumu da kabul edilmektedir. (bk. Razi, Hac, 22/52. ayetin tefsiri)

- Nitekim, bazı alimler bu ayeti, Resul olan bir peygamberin hususi bir şeriat sahibi olmasının gerekli olmadığına delil getirmişlerdir. Çünkü Hz. İbrahim’im oğulları babalarının şeriatına bağlı idiler. (bk. Kadı Beydavî, Ebu’s-Suud, Şevkânî, ilgili ayetin tefsiri)

- Bu konuda farklı yorumlar da vardır.

Bazılarına göre, burada Hz. İsmail’e “resul” denilmesinin sebebi, yeni bir şeriat sahibi olduğu için değil, (babası Hz. İbrahim’in şeriatını tebliğ etmek üzere) CÜRHÜM’e elçi/resul olarak gönderildiği içindir. (bk. Şevkâni, İbn Aşur, Meraği, ilgili yetin tefsiri)

- Müfessirler, Yasin suresinin

“O, azîz ve rahîmden indirilen bir tenzil olup, ataları uyarılmamış, hâliyle, kendileri de gaflette giden bir topluluğu uyarmak için gönderilmişsin.” (Yasin, 36/5-6)

mealindeki ayeti farklı yorumlamışlardır.

- Bazılarına göre bu ayetin manası şöyledir: “(İlk yani çok eski ataları uyarıldığı gibi bu yakın) ataları uyarılmamış olanlar ki onlar da o eski atalarının uyarıldıkları şeylerden gafildirler...” (bk. el-Bahru’l-Muhit, ilgili ayetin tefsiri).

- Zemahşeri başta olmak üzere, bazı tefsir alimleri bu ayetin iki şekilde yorumlanabileceğine işaret etmiş ve konuyu şöyle açıklamışlardır:

Birinci yoruma göre ayetin özeti şöyledir: “Resulüm! Allah seni (yakın) ataları uyarılmamış ve bu yüzden de uyarı konusu olan gerçeklerden gafil/habersiz bir kavmi uyarman için göndermiştir.”

Bu yoruma göre “ma ünzire” cümlesindeki “ma” edatı nefiy/olumsuzluk içindir. Ancak, uyarılmamış olanlar Arapların eski babaları değil, biraz önceki yakın babaları/atalarıdır.

İkinci yoruma göre, “ma ünzire” cümlesindeki “ma” edatı nefiy için değil, masdar veya ism-i mevsul manasına gelir. Buna göre ayetin özet manası şöyledir:

“Resulüm! Allah seni, önceki ataları uyarılmış olduğu halde, kendileri bu uyarı konusu olan gerçeklerden gafil/habersiz bir kavmi uyarman için göndermiştir.” (bk. Zemahşeri, Razi, Beydavî, Nesefi, Kurtubi, Şevkani, ilgili ayetin tefsiri)

- Alusi de bu ayeti yorumlamış ve “uyarılan babaların, Arapların yakın ataları olduğunu, uzak babaları olanların Hz. İsmail tarafından Hz. İbrahim’in şeriatıyla uyarılmalarının buna dahil olmadığını” belirtmiştir. (bk. Alusi, ilgili ayetin tefsiri)

- Görüldüğü gibi bu her iki yoruma göre de Hz. İsmail’in bir uyarıcı olması, bu ayetlerin manasıyla çelişmez.

Ayetin farklı yorumlara müsait olduğu bir tarafa, şayet olumsuz manada da olsa yine bundan hareketle Hz. İsmail’in peygamberliği onun Arapların atası olduğu gerçeğine ters değildir. Çünkü, bu yoruma göre de olsa, ayetteki “uyarılmayan atalar”dan  maksat Hz. İsmail devrindeki atalar değildir. Aksine Kur’an’ın muhatabı olan Arapların iki-üç kuşak önceki babalarıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun