Hüsnüzannın ölçüsü nedir; nereye kadar hüsnüzan beslemeliyiz? Bunun somut bir ölçüsü var mı?

Soru Detayı

Hüsnüzan güzel bir haslet. Fakat bunu yaparken aldanmamak lazım. Sanırım bunun için Bediüzzaman "hüsnüzannı kabul etmeyeceğeni, delil ve akıbete bakılması gerektiğini" söylüyor.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bediüzzaman "Hüsnüzannı kabul etmem." sözünü farklı bir makamda kullanmıştır. Oradaki mana, daha çok halkın, olur olmaz her şeye inanmayıp tahkik etmeleri gerktiğini ders vermiştir.

İnsanların yaptığı davranışların iç yüzü hakkında net bir bilgi olmadığında, sırf zanna dayalı olarak mana vermek suizanna sebeb olabilir. Ama doğru sözlü ve güvenilir biri olmadığı bilinen bir kimsenin söz ve davranışları hakkında hemen hüsnüzanda bulunmak safdillik olur. Bu gibi durumlarda bu söz ve davranışların iyice tahkik edilip incelenmesi, ona göre davranılması gerekir.

Zan, “sanmak, tahmin etmek” mânâsına gelir. Hüsnüzan, “kesin hüküm bulunmayan bir şeyi iyiye yorumlamak, iyiye de kötüye de yorumlanabilecek bir işe, güzel yönünden bakmak” demektir. Bunun zıddı suizan olup “kesin hüküm bulunmayan bir şeyi kötüye yorumlamak, her şeye menfi yönden bakmaktır.”

Bir hadisede kesinlik varsa, orada zanna yer olmadığı açıktır. Meselâ, bir insan alenen küfrü savunuyorsa, burada zan söz konusu olamaz ve o adamın küfrüne hükmedilir; ama bir mü’minin ağzından küfür sözleri çıktığında, ona hemen kâfir damgası vurmak yerine, hüsnüzan yolunu tutmak ve o sözü küfründen değil, cehaletinden söylediğini düşünmek tedbir ve temkine en uygun olanıdır.

İnsanı suizanna sevk eden en önemli sebep, kendi mizacının bozukluğu yahut kendi hayat düzeninin çarpıklığıdır. Daima karşısındakileri aldatan bir insan, herkesin sözlerini şüphe ile karşılar ve her işin altında bir hile, bir oyun arar.

Nur Külliyatı'ndan bu mânâyı ders veren ibretli bir parça:

“Evet, insan hüsnüzanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı, sû-i zan saikasıyla başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden, takbih etmesin.” (Mesnevî-i Nuriye, Katre)

Hüsnüzannın en önemli bir istimal yeri, insan iradesini aşan musibet ve felâketlerde, kaderin bir hikmet ve rahmet yönü olduğunu düşünüp, şikayet ve isyandan sakınmaktır. Allah Resulü (asm) bu mânâyı şu hadis-i şerifiyle ders veriyor:

“Allah’a hüsnüzan ibadettir.”(bk. Ebu Davud, Edeb, 81, no: 4993)

Nur Müellifi, “Kaderin her şeyi güzeldir.” buyurmuş ve maruz bırakıldığı bütün zulümlerde ve sıkıntılarda, daima kaderin adaletini ve gizli güzelliklerini aramış ve bu hususta çok harika bir örnek sergilemiştir. Böylece hem kendi kalbini, hem de talebelerinin kalplerini geçici hadiselerle meşgul etmemiş ve iman hizmetini asla sekteye uğratmamıştır.

“Bizler için şimdi her şeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek vechine bakmak lâzımdır ki mânâsız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici haller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin.” (Şualar, On Dördüncü Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun