Hisler hormonların salgılanmasının sonucu mudur?

Soru Detayı

Ruhu inkâr edip "Hisler ruhun değil hormonların salgılanmasının sonucudur." diyen birine ne cevap verebilirim? Mesela "mutluluk duygusu dopamin hormonun salgılaması sonucu manevi bir şey değildir." cümlesine nasıl mukabele edebilirim?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsan vücudu Allah’ın çok harika ve çok hassas bir makinesi gibidir. Bütün sistem birbiriyle alakalıdır. Kulaktan ses girer gözden yaş akar.

İnsan vücudundaki yaklaşık 50 trilyon hücre birbiriyle irtibatlı olduğu gibi, aynı zamanda hepsi ruhun emrindedir. Bütün hayati faaliyetler ruhun kontrolüne verilmiştir.

Ruhu inkâr eden birisine denecek bir şey yoktur. Çünkü o bilmiyor. Üstelik bilmediğini de bilmiyor. Kendisini biliyor zannediyor. İşte böylelerine kara cahil denir. O insan “Ruh Bilimi”, “İnsan Psikolojisi” gibi dersleri de mi işitmemiş.

Böyle bir kimsenin durumu, geometriyi kabul etmeyen, onun olmadığını iddia eden birisinin durumu gibidir. Ya da “Gözümün görmediğine inanamam” diyen birisinin durumu gibidir.

Laser ışınları, X ışınları, radyo ve televizyon yayınını ileten ses ve ışık dalgaları çıplak gözle görünüyor mu? Görünmüyor.

Şimdi bu ışınları ve dalgaları yok mu sayacağız? Böyle birisine söylenecek en güzel söz, onun iyi bir ahmak olduğudur.

Böylelerine ne denirse, ruhu inkâr edene de aynı şey söylenir. Onları muhatap almaya değmez. O sözleri cahilliklerinin eseridir.

Ruhun bedendeki faaliyetleri hep bir sebep tahtında cereyan ettiği için sebeplere takılıp, arkadaki ruhu göremiyorlar. Tıpkı yazı yazan kalemi görüp, arkada eli göremeyenin, yazıyı kalemin yazdığını ileri sürmesi gibi, bunlar da ruhu göremeyip, vücutta meydana gelen olayları enzim ve hormon salgılarıyla izah etmeye çalışıyorlar. Enzimleri kontrol edeni göremiyorlar.

Aslında ruh da bir sebeptir. İnsandaki bütün olayları ruh vasıtasıyla doğrudan Allah kontrol ediyor.

Ruhun bedendeki durumu, tıpkı evde oturan birisinin durumuna benzetilebilir. Evin içinde duran birisi dışarıyı pencereden görür. Pencere olmayan tarafı göremez. Burada gören pencere değil ruhtur. Fakat ruhun görmesi için pencere gereklidir.

İşte ruh da bu dış âlemi göz penceresiyle görür. Ama gözü olmayanda veya gözü görme faaliyetini yapmayanda ruh dış âlemi göremez.

Aynı şekilde işiten kulak değildir, ruhtur. Fakat ruhun bu faaliyeti yapabilmesi için kulağın işitme fonksiyonu yerinde olması gerekir.

Düşünen beyin değildir, ruhtur. Fakat ruh, beyin vasıtasıyla düşünme faaliyetini yerine getirir. Beyini hasar gören birisi, artık beynin o fonksiyonu devre dışı kaldığı için ruh da o faaliyeti yapamaz.

His ve duygu âlemi de böyledir. Sevinçli bir haber işitilince kimyevî reaksiyonlar başlar. Ruhun his dünyası harekete geçer ve onunla ilgili enzim ve hormonlar salgılanır. 

Odadan dışarıya çıkan birisi için artık çevreyi görmek için pencereye gerek olmadığı gibi, bedeni terk eden ruh artık, göz olmadan her tarafı görür, kulak olmadan bütün sesleri işitir, beyin olmadan her şeyi düşünür.

İnsandaki bütün faaliyetlerin ruh vasıtasıyla olduğuna en büyük delil vefat eden kimselerin artık ne görme, ne işitme ve ne de düşünme melekelerinin kalmadığıdır.

Halbuki bütün organlar yerindedir. Ancak ruh artık o bedeni terk ettiği için ruhu bağlı olan hiçbir faaliyet meydana gelmez.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
843 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun