Günah işlendikten sonra nasihat yapılabilir mi?

Tarih: 30.08.2025 - 13:14 | Güncelleme:

Soru Detayı

Eğer kötülüğü engellemeyi (nehy-i anil-münker) geçerli bir sebepten dolayı ertelemek caiz mi, eğer caiz ise, mesela birini küfrederken görsem, ona nasihat etsem ama o bana da küfretse ve sözümü dinlemese, ben de “sakinleşince uyarırım” desem; sonra o sakinleştiğinde ona nasihat etmesem ve üzerinden iki gün geçse, bu durumda ben iki gün sonra hâlâ nasihat etmeli miyim, yoksa artık sorumluluk düşmüş olur mu?
Ve neden düşüyor? Çünkü bu görev sanki borç (zimmette kalan) gibidir.
Allah size bereket versin, detaylı bir cevap istiyorum çünkü bu çok önemli bir mesele ve maalesef çoğu site detaylı açıklama yapmıyor

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, geçerli bir nedenle uyarmak ertelenebilir ve ileride şartlar uygun olursa kişiye de zarar vermeyecekse nasihat edilebilir.

Unutmamak gerekir ki, en önemli tebliğ, uyarı ve nasihat canlı Müslüman olmaktır, rol model ve numune bir hayat sürmektir.

Konuyla ilgili çok sayıdaki ayet ve hadis yanında bilhassa “Kim bir kötülük görürse eliyle, buna gücü yetmezse diliyle onu önlesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle kötülüğe öfke duysun; bu ise imanın en zayıf derecesidir” (Müslim, “Îmân”, 78; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 232) mealindeki hadis, her kes için aynı derecede değildir.

Örneğin eliyle, kanunla ve ceza ile bir günahı engelleme görevi devletin ve yetkili kurumların görevidir, diliyle engelleme ise o konuda uzman olan alimlerin görevidir, diğerleri ise ıslahı için dua ederler, kalplerinden de bu günahtan razı değiliz derler ve onlar için acırlar, üzülürler ve göz yaşı dökerler.

Nitekim, müçtehitler ve müfessirler “İçinizden hayıra çağıran, marufu emreden ve günahtan sakındıran, münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun.” (Al-i İmrân 3/104) mealindeki ayeti açıklarken bu görevi ancak maruf ve münker ile bu husustaki emir ve nehyin metotları hakkında bilgi sahibi olanların yerine getirebileceğini, aksi halde iyiliğin kötülük veya kötülüğün iyilik zannedilmesi gibi hatalara düşülebileceğini hatırlatırlar. (meselâ bk. Ebû Ya‘lâ el-Ferrâ, el-Muʿtemed fî uṣûli’d-dîn (nşr. Vedî‘ Zeydân Haddâd), Beyrut 1974, s. 194-199; Cüveynî, el-İrşâd (Muhammed), s. 368-369; Gazzâlî, İḥyâʾ, Kahire 1387/1967; Fahreddin er-Râzî, Mefatih, VIII, 164; Zemahşeri, Keşşaf, I, 452)

Ayrıca hiç kimse başka birinin gizli hallerini araştırma, kötü de olsa mahremiyetine vakıf olup aleniyete dökme hakkına sahip değildir.

Buna göre, işin ehli olan bir kimse, günah işleyen birinin gördüğünde eğer nasihati ve uyarısı zarar vermeyecekse, nasihat etmesi ve uyarması gerekir. Bunu uzman bir doktora benzetmek yerinde olacaktır. Nitekim uzman bir doktor hastanın daha fazla zarar görmeyeceği bir metodu, tedaviyi ve yöntemi seçmesi gerekir. Eğer ameliyat, hastanın daha fazla zarar görmesine neden olacaksa, ameliyat yapmaz, başka yöntemleri dener.

Aynen bunun gibi, işin uzmanı olan bilgin, günah işleyen kişinin durumunu, ortamı, şartları, konumu, uyarının getirisini götürüsünü, biyolojik, psikolojik durumları ve diğer konuları dikkate alarak hareket etmelidir.

Yoksa kaş yapayım derken göz çıkarmak gibi bir duruma düşebilir, daha çok zarar görmesine neden olabilir.

Nitekim Hz. Ali (r.a.)’nin, “İnsanlara anlayacakları şeyleri söyleyin; Allah ve Resul’ünün inkâr edilmesini ister misiniz?” (Buhârî, İlim, 49) diyerek bu konunun ne kadar hassas ve ne kadar dikkat edilmesi gereken önemli bir konu olduğuna dikkat çekmiştir.

İslam toplumunda ortak şuurun meydana gelmesini sağlayan “iyiliğin uygulamasına çalışma ve kötülüğün engellenmesine gayret etmek” ilkesi, bir bakıma İslam’ın temel dinamiğidir. Bunun ihmali değerler sisteminin zayıflamasına, giderek nihilizme ve anarşizme yol açarak din ve devlet hayatında telâfisi zor birtakım felâketlere sebep olur.

Nitekim Gazzali, Allah’ın peygamberleri, “dinde kutb-ı a‘zam” diye nitelendirdiği bu prensibin tahakkuku için gönderdiğini belirterek bunun ihmal edilmesi halinde peygamberlik müessesesinin anlamını kaybedeceğini, dinin ortadan kalkacağını, fesat ve anarşinin yayılacağını, ülkelerin harap olacağını söyler (İḥya, II, 391)

Çünkü, emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker bir ıslah faaliyetidir. Eğer bu faaliyet ıslah yerine fitneye ve fesada yol açacaksa bundan kaçınmak gerekir. Nitekim Allah, iyilere başka insanları zorla hidayete kavuşturma görevi yüklememiştir (bk. el-Maide 5/105)

İslam alimleri siyasî iktidarların iyiliği yaptırma, kötülüğü engelleme işlerinde yetersiz kalabileceğini, hatta bazan bizzat yöneticilerin kötülük ve haksızlığa yol açabileceklerini, ilkenin ise toplumun selâmeti için konulduğunu, Kuran ve Sünnette Müslümanlardan, herhangi bir resmî veya gayri resmî ayırımına gidilmeden iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma ödevini yerine getirmelerinin istendiğini dikkate alarak fertlerin emir ve nehiy sorumluluklarının devam ettiğini düşünmüşlerdir. Örneğin bir anne ve babanın çocuklarına, öğretmenin öğrencilerine, çalıştıranın çalışanlarına yapacağı nasihatler, tavsiyeler ve öneriler her zaman olacaktır, olmalıdır. Ancak bu durum ortamın, muhatabın, sosyolojik ve psikolojik durumların dikkate alınmasıyla olabilir, yoksa zarar verebilir.

Emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münkerin tanıtma (iyilik ve kötülük hakkında muhatabı bilgilendirme), nasihat, sert bir üslûpla uyarma, darb ve cezalandırma suretiyle güç kullanarak hakka yöneltme şeklinde sıraladığı metotlarından ilk ikisinin yöneticilere uygulanabileceğini söyleyen Gazzali, vatandaşın devlet adamlarına karşı güç kullanma yetkisinin bulunmadığını belirtir. Ancak eğer kötülük ve fitneye yol açmayacaksa sert üslûpla uyarma yoluna da başvurmak gerekir. Emir ve nehyin zararı yalnız bunu yapana dokunmakla sınırlı kalıyorsa devlet adamlarını sert ifadelerle uyarmak menduptur.

Gazzâlî, selefin bu yönde uyarılar yaptıklarına ilişkin pek çok örnek aktardıktan sonra kendi döneminde, menfaat kaygıları âlimlerin dilini bağladığı için, bunların haksızlık karşısında suskun kaldıklarından veya konuşsalar bile sözleriyle halleri arasında çelişki bulunduğu için etkili olamadıklarından yakınır. Nihayet yönetimde ve toplumda görülen bozuklukları ulemaya, ulemanın bozulmasını da servet ve makam tutkusuna bağlar. (İhya, II, 438-455)

Özetle söylemek gerekirse, insanların bedenlerine gelen maddi hastalıkları tedavi etmek için nasıl dikkatli olmak ve fayda verecek şeyleri yapmak gerekirse, insanların ruhlarına gelen manevi hatalıkları tedavi etmek için de ondan daha çok dikkatli olmak ve sadece fayda verecek yok ve yöntemleri yapmak gerekir. Yoksa fayda verecekken zarar verilebilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Tebliğ metodu nasıl olmalıdır? Tebliğde nelere dikkat etmek gerekir ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun