Mezarlıkta feryat edip ağlamak günah mı?

Tarih: 23.03.2024 - 17:04 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Peygamberimiz mezarlıkta, çocuğu ölmüş ve onun mezarı başında feryat edip bağırarak ağlayan bir kadın görmüş. Kadın kendisine sabır tavsiye eden Efendimizi (asm) "Çekil git başımdan" diye azarlamış mı?
- Bu olay nasıl olmuştur? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce bu olayın nasıl olduğunuz Hz. Enes (ra)'ten dinleyelim.

Enes İbni Mâlik (ra) anlatıyor:

مَرَّ النَّبِيُّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم بِامْرَأَةٍ تَبْكِي عِنْدَ قَبْرٍ فَقَال :

 «اتَّقِي الله وَاصْبِرِي »

فَقَالَتْ :

إِلَيْكَ عَنِّي ، فَإِنِّكَ لَمْ تُصَبْ بمُصِيبتى، وَلَمْ تعْرفْهُ ، فَقيلَ لَها

: إِنَّه النَّبِيُّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَأَتتْ بَابَ النَّبِّي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فلَمْ تَجِد عِنْدَهُ بَوَّابينَ ، فَقالتْ :

لَمْ أَعْرِفْكَ ، فقالَ :

 « إِنَّما الصَّبْرُ عِنْدَ الصَّدْمَةِ الأولَى »

Nebî (asm) (çocuğunun) mezarı başında (bağıra-çağıra) ağlayan bir kadının yanından geçti. Ona:

“Allah’tan kork ve sabret!” buyurdu. Kadın:

- Çek git başımdan; zira benim başıma gelen felaket, senin başına gelmemiştir, dedi.

Kadın Hz. Peygamber’i tanıyamamıştı. Kendisine, onun Peygamber (asm) olduğunu söylediler. Bunu duyar duymaz Peygamber (asm)’in kapısına koştu, orada kapıcılar yoktu. (Özür beyân etmek üzere Hz. Peygamber’e):

- Sizi tanıyamadım, dedi. 

Peygamber (asm) de:

“Sabır dediğin, felaketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır.” buyurdu. (Buhârî, Cenâiz 32; Müslim, Cenâiz 14-15)

"Ateş düştüğü yeri yakar." derler. İnsan, başına bir musibet gelince sağlıklı düşünemiyor, dengeli hareket edemiyor. Duruma göre bağırıp çağırıyor, feryat figan ediyor; gereken sabrı gösteremiyor.  

Rivayetlerden anlaşıldığına göre bu kadın, kaybettiği çocuğuna ağlıyordu. Hem de bağıra-çağıra ağlıyordu. Bu durum, Hz. Peygamber’in (asm), kendisini Allah’a karşı saygılı olmaya ve sabra davet etmesinden anlaşılmaktadır.

Zavallı kadın, o kendinden geçmiş hâli ile kiminle konuştuğuna bakmadan:

“Çekil git, başımdan. Benim uğradığım felâkete sen uğramış değilsin.” diye oldukça sert cevap verdi...  Aksi halde Hz. Peygamber’i tanımasına rağmen bir Müslümanın böyle bir söz söyleyeceği düşünülemez. Resûlullah (asm) daha fazla üstelemeyip, yoluna devam etti. Zira tavsiyesini tekrar edecek olsaydı, muhtemelen kadın daha ağır ve aşırı sözler söyleyecekti. Bu ise kadını içinde bulunduğu sakıncalı halden çok daha büyük ve tehlikeli bir duruma düşürecekti.

Bir sahabi kadına, "Sana takva ve sabır tavsiye edenin kim olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Kadın bilmediğini söyleyince, onun Hz. Peygamber olduğunu haber verdi. Üzüntüden kendini kaybetmiş olan kadın, beyninden vurulmuşa döndü. Çocuğunun acısını unutup, Hz. Peygamber’den af dilemek için yollara düştü.

Öyle anlaşılmaktadır ki, kadıncağız, Hz. Peygamber’in kapısında birtakım nöbetçilerin bulunacağını ve kendisinin belki de Peygamber’e ulaşmaya imkân bulamayacağını düşünüyordu.

 Bir rivayete göre kadın yemin ederek “Ben seni tanımamıştım.” diye özür beyan etmiştir. İki cihan güneşi ve büyük eğitimci Peygamber Efendimiz (asm), hemen oracıkta, gerçek sabrın ne demek olduğunu ona ve dolayısıyla biz ümmetine tarif etmiş, “Asıl sabır, bela ile ilk karşılaşma anında ona tahammül edebilmektir.” buyurmuştur. Kadının kendisine karşı söylediği söz ve kaba davranışı üzerinde hiç durmamıştır. Zira önemli olan, Müslümanların gerçeği öğrenmesidir.

Bilinen bir gerçektir ki, insan zamanla her şeye alışır ve dayanır. Zor ve önemli olan, bela ve musibetle ilk karşılaşıldığı anda ona dayanabilmektir. İlk sadme anını geçiştirdikten sonra felaketin etkisi yavaş yavaş azalır. Fakat o anda boş bulunmak, Allah korusun, aklını kaçırmaktan, intihara kadar uzanan çok büyük ve acı sonuçlara vesile olabilir. Bu sebeple istenmeyen hallerle ilk karşılaşma anlarında sabırlı davranmak, o anı geçiştirmeye bakmak gerekmektedir.

Sabır, en çok ölüm olayı karşısında gereklidir. Müslümanın imandaki olgunluğu, biraz da ölüm olaylarında gösterdiği sabırla ölçülür. Halkın, özellikle de kadınların ölene ağıtlar yakarak ağlamaları, sanıldığının aksine bir hüner ve marifet değildir. Asıl marifet o acılı anı, kadere rıza göstererek atlatmaktır. Böyle anlarda insanı bekleyen tehlike, hadisimizde de görüldüğü gibi, Peygamber’i ve hatta Allah Teâlâ’yı red anlamına gelecek sözler sarfetmektir. Zira üzüntü anında insanın direnci kırık olduğu için ağzından çıkan sözleri kontrol etmesi fevkalade güçtür. Böylesi hallerde, olgun müminler,İnna lillâh ve innâ ileyhi râci’ûn: Biz Allah’tan geldik yine ona döneceğiz.” diyerek teslimiyet gösterir ve sabrederler.

Özet olarak;

1. Peygamber Efendimiz (asm), çevresiyle ilgilenir, emir bi’l-ma’rûf nehiy ani’l-münker yapar, daima nazik ve yumuşak davranırdı.

2. Nasihat ve tavsiyelere gösterilecek tepkilere hazır olmak ve onlara göğüs germek gerekir.

3. Ölüye bağıra-çağıra, yaka-paça yırtarak ağlamak yasaklanmıştır.

4. Kabir ziyareti caizdir.

5. Kadınlar kabir ziyaretinde bulunabilirler. Çünkü Peygamber Efendimiz (asm), bu hanımı, kabir başına gelmekten değil, bağıra çağıra ağlamaktan menetmiştir. Zaten kabir ziyâreti, insanın, âhireti hatırlayıp ibret alması ve dünyaya dalmaması için bir vesiledir. (bk. Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Erkam Yayınları, Hadis No: 32)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun