İhvan-ı Müslimin hakkında bilgi verir misiniz?

Tarih: 17.06.2022 - 12:22 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Müslüman kardeşliğini onlardan öğrenmek doğru mu?
- Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi onları etkilemiş midir?
- Anladığım kadarıyla Türkiye'nin ilk dönemlerinde din baskısı Mısır'a yayılıyor ve ihvaniler Mısır'da bu baskıyı kırmak için İslam'ı yeniden canlandırdı. Bediüzzaman (rh) onları etkiledi mi?
- Hem Batı'da hem de Müslüman dünyasında neden bu kadar çok insan onlardan nefret ediyor?
- Onlardan ders almak caiz mi?
- Seyyid Kutub aracılığıyla Üsama bin Ladin'e ilham verdiler mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İhvan-ı Müslim’in Kısaca Tarihçesi

Mart 1928’de İsmailiye’de Hasan el-Bennâ tarafından Cem‘iyyetü’l-ihvâni’l-müslimîn adıyla kuruldu. 1932’ye kadar Süveyş Kanalı bölgesindeki şehirlerde pek çok taraftar bularak şubeler açtı. 1932’de idare merkezi Kahire’ye taşındı.

Farklı İslam ülkelerinde teşkilatlanan İhvan-ı Müslimin teşkilâtının kurucuları ve davetçileri şube binalarında, camilerde ve diğer toplu yerlerde halka hitap ettiler ve davalarını anlattılar. 1933’ten itibaren yıllık genel kongreler yapmaya ve bu kongrelerde strateji belirlemeye başlandı. II. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin yanında savaşa girilmesine karşı çıkan İhvan mensupları, hükümet tarafından baskı altına alındı.

Eylül 1948’de düzenlenen XX. yıldönümü törenlerinde Başkan Hasan el-Benna, İhvan-ı Müslimin’in faaliyetleri üzerine çeşitli bilgiler vererek, yirmi yıl içinde şube sayısının Mısır’da 2000’e, Sudan’da elliye ulaştığını, ayrıca Filistin, Doğu Ürdün, Suriye, Pakistan ve İran’da şubeler açıldığını belirtti.

Filistin meselesiyle de yakından ilgilenen İhvan-ı Müslimîn özellikle siyonizm tehdidine dikkat çekmeye çalıştı ve Filistin’i kurtarmak için cihad çağrısı yaptı. 15 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla başlayan Arap-İsrail savaşında teşkilât mensupları fiilen yer aldılar. İhvan-ı Müslimin’in yürüttüğü cihad hareketi Fransa, İngiltere ve Amerika gibi Batılı ülkelerin tepkisini çekti; bu ülkelerin Kahire’de bulunan büyük elçileri "hükümetin İhvan-ı Müslimin’i dağıtması" tavsiyesinde bulundular.

Mısır hükümeti bunun üzerine, devlete karşı ayaklanma hazırlıkları içinde olduğu gerekçesiyle teşkilatın dağıtılmasına ve bütün mallarına el konulmasına karar verdi (8 Aralık 1948). Bu karar sert tepkiyle karşılandı ve yirmi gün sonra Başbakan Nukrâşî Paşa İhvan mensubu bir genç tarafından öldürüldü. 12 Şubat 1949 günü ise Hasan el-Benna hükümetin düzenlediği bir suikasta kurban gitti.

Teşkilatın Mısır’daki ve diğer ülkelerdeki idari yapısı birbirinden bağımsız olarak gelişmekle birlikte, Mısır dışındaki İhvan’ın en yüksek yöneticisine “el-murakıbü’l-âm” denilmekte ve bu da onun hiyerarşik olarak "el-mürşidü’l-âm"dan daha alt bir kademede olduğu intibaını uyandırmaktadır.

İhvan-ı Müslimin siyasi, ilmî, sportif, kültürel ve sosyal alanlarda faaliyet gösteren çok yönlü bir teşkilât olarak gelişmiştir. İçeride idarenin ıslahını, dışarıda İslâm ülkelerinin diğer ülkelerle olan mevcut ilişkilerinin düzenlenmesini savunmuştur.

Kurucusu Hasan el-Benna’nın benimsediği toplumu ve devleti ıslah metodu kapsayıcı olmak özelliği ile temayüz etmiştir. Islah programlarının fert, aile, toplum, devlet ve bütün bir beşeriyeti içine almasına önem verilmiştir.

İhvan-ı Müslimin aynı zamanda iktisadi, içtimai ve siyasi alanlardaki faaliyetlere de önem vermiş, eğitim alanında İslâm kültürünün öğretildiği en önemli merkezlerden olan Ezher’in ıslah edilmesini, okullarda ve üniversitelerdeki ders programlarının yeniden düzenlenmesini önermiştir.

Bu arada anayasayı ve parlamenter sistemi bazı şerhlerle kabul ettiğini açıklayarak, ümmeti bölmekte olan particiliğin ve bütün siyasi partilerin kaldırılmasını savunmuş, yabancıların kültürel, siyasi ve ekonomik baskılarından kurtulmak yolunda çaba harcamıştır.

Ayrıca bütün Arap ve İslam ülkelerinin tam bağımsızlığa kavuşması ve başka ülkelerde yaşayan Müslümanlara azınlık haklarının tanınması için çalışmıştır.

Filistin’de İngiliz manda yönetimine karşı sürdürülen mücadeleye destek olan İhvan-ı Müslimin, 1937 yılında İngiltere tarafından teklif edilen Filistin’in taksim tezini reddetmiştir. Diğer taraftan İslâm dünyasının meseleleriyle de yakından ilgilenmiş, Mısır dışındaki Müslümanların meselelerine eğilip onlara çeşitli konularda destek vermiştir.

İhvan-ı Müslimin’in Görüşleri.

İhvan-ı Müslimin hareketi, XIX. yüzyılın sonlarında Mısır’da ortaya çıkan ve Batı kültürü karşısında Müslümanların tavrını tespite çalışan ıslah hareketinin bir devamı olarak görülebilir.

Cemaleddîn-i Efgani ve öğrencisi Muhammed Abduh’la başlayıp daha sonra liberal ve radikal eğilimlere sahip iki kola ayrılarak devam eden ıslah hareketi fikrî seviyede kalmış, bir halk hareketine dönüşmemiştir.

Radikal eğilimin temsilcisi olan Reşîd Rızâ’dan etkilenen Hasan el-Benna, İslam âleminin problemlerinin ancak toplumun ıslahıyla çözümlenebileceğine inanarak, hareketini bu fikir etrafında oluşturmuştur. Hasan el-Benna’nın yeni olmadığını vurguladığı İslam anlayışı onun İhvan-ı Müslimin’in tarifini, hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmanın yollarını tespit ettiği metodu da doğrudan etkilemiştir.

Bütün İhvan mensuplarınca benimsenen ve örgüt tarihi boyunca değişmeyen bu anlayışa göre, İslam’ın hükümleri ve öğretileri insanların dünya ve ahiret işlerini düzenler; İslam hem inanç hem ibadet hem din hem devlettir.

İhvan-ı Müslimin, öğretilerinde Kitap ve Sünnet’e ayrı bir vurgu yaparak İslâm’ı sahabenin, tabiinin ve selef-i salihinin anladığı şekilde anladığını söyler.

Teşkilâta katılan bir kişi önce kendi nefsini her yönden ıslah etmek için çaba harcamalı ve İslâmî esaslara dayalı bir aile kurmalı, sonra da emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker ilkesini yerine getirerek toplumu düzeltmeye, İslam topraklarını kültürel, fikrî, iktisadi ve siyasi alanlarda emperyalist güçlerin tahakkümünden kurtarmaya, İslâmî esaslara uygun, İslâm ümmetini koruyacak, birliğini sağlayacak, İslâm’ı hakim kılacak ve kültürünü yayacak bir devletin kurulmasına çalışmalı ve yeryüzünde bozgunculuğun kaldırılması, İslâm’ın hâkim olması için cihad etmelidir.

Dinî esaslara dayalı bir toplum modelini savunan İhvan-ı Müslimin, bunun bütün insanlık için en uygun sistem olduğunu vurgular.

Hasan el-Benna, gelişmiş bir ideal devlet modeli ortaya koymamakla birlikte, genel hatlarıyla bazı konular üzerinde durmuştur. Ona göre İslam coğrafî sınır tanımaz, kan bağına itibar etmez ve bütün Müslümanları tek bir ümmet sayar. Hilafet İslâm birliğinin sembolü, İslam ülkeleri arasında bir bağ ve İslâm’ın bir şiârı, halife de Allah’ın nizamındaki hükümlerin uygulayıcısıdır.

Benna’ya göre İslam’da siyasi idare, devlet başkanının Allah’a ve insanlara karşı sorumlu olması, ümmetin birliği ve ümmetin iradesine saygı duyulması prensipleri üzerine inşa edilir.

Seyyid Kutub ile Hasan el-Benna’nın yaşadıkları dönemlerin de etkisiyle fikirlerinde farklılıklar bulunmaktadır.

Benna’nın konuşmalarında Cahiliye veya darülharp gibi kavramlara rastlanmaz; Kutub ise düzeni Cahiliye saymakta ve ona karşı cihad edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Seyyid Kutub’un fikirleri her ne kadar İhvan-ı Müslimin’in resmi görüşleri değilse de onun 1960’lı yıllardaki İhvan hareketini yönlendirdiği ve sonraları Mısır’da daha radikal örgütlerin ortaya çıkmasında rol oynadığı bir gerçektir.

İhvan-ı Müslimin, 1970’li yıllardan sonra Hasan el-Benna’nın yolundan giderek rejimle uzlaşmacı bir tavır takınmış ve herhangi bir tekfir girişiminde bulunmadığı gibi her türlü aşırı davranıştan ve yöneticilere karşı cihad fikrinden uzak olduğunu ilân etmiştir.

İhvan-ı Müslimin her ne kadar 20.yy’ın başından beri Mısır siyasetinde aktif halde yer almasına rağmen, kısa süreli iktidarı boyunca gerek ülke içi dinamikleri ve gerekse uluslararası dengeleri doğru hesaplayamamıştır. Mısır’ın İslam dünyasındaki yerini sağlamlaştırmak için önce Suudi Arabistan’a ve ardından da İran’a ziyarette bulunmuş, fakat bu ziyaretler olay olmuştur. Parlamenter rejimle yönetilen bir Arap ülkesinde şeffaf demokratik seçimlerle iktidara gelen bir Müslüman demokrat parti hem Suudi Arabistan’ı hem de Körfezdeki monarşileri korkutmaya yetmiştir.

Müslüman Kardeşlerin ideolojisinin monarşi ile yönetilen Körfez ülkelerine sıçrama korkusu ve ardından Arap Baharının Suudi Arabistan, Yemen ve Bahreyn’de halk gösterilerine neden olması, kısa sürede İhvan yönetimine duyulan bölgesel nefreti artırmıştır.

Bediüzzaman ve İhvan-ı Müslimin

Mısır’da İhvanı Müslimin ve Pakistan’da Cemati İslamî, siyasi yapılanmalar şeklinde tavandan tabana yani devletten ferde uzanan bir yapılanma biçimini esas alırken; Said Nursi tabandan tavana, yani fertten cemiyete ve devlete doğru tedrici bir yapılanmayı tercih etmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi, önce kafalarda ve kalplerde sahih bir imanın yerleşmesinin vazgeçilmezliği üzerinde durarak, daha sonra halkaları hayatı içtimaiye ve siyasiyeye doğru uzatmıştır. Risale-i Nur Külliyatı olarak bilinen ve 130 parçadan oluşan eserlerinde Kur'an’ın mesajını tam da materyalistlerin en büyük silahı olan tabiatı onların ellerinden alarak vermekte; çiçekleri, böcekleri ve diğer varlıkları Allah’ı tanıtan ayetler olarak takdim etmekte ve öğrencilere de “öğretmenleri Allah’tan bahsetmese de” okudukları her bir fennin Allah’ı tanıttığını, bu sebeple öğretmenleri değil fenleri dinlemelerini tavsiye etmektedir.

İhvan-ı Müslimin hareketi ise başlangıçta aynı hedeflere yönelmiş olmakla birlikte, daha sonra siyaseti kullanarak devlet iktidarı yoluyla hedeflerine ulaşmayı, yani tavandan tabana bir hareket tarzını tercih etmiştir. Bu hareket tarzı başta Hasan el Benna olmak üzere İhvan’ın önemli fikir ve hareket kadrolarının öldürülmesini netice vermiştir.

İhvan hareketinin demokrasiye bakışı elbetteki Batılı anlamda değildir, ama temel hak ve hürriyetlerin korunması, devlet idaresinde şûranın varlığı, meşru iktidar kaynağının halk olması, yöneticilerin halka karşı sorumlu olması, devlet otoritelerinin sınırlarının kanunla belirlenmesi gibi hususların da İslam’a muhalif olmadığının altı çizilmektedir.

Bu açıdan bakıldığında İhvan hareketi İslam’da iktidarın kaynağının cumhur olduğu düşüncesi, Batıda da aynı manaya gelen demokrasi ile aykırılık taşımamaktadır.

Bu noktada “İlim Müslüman’ın yitiğidir ve nerede olursa olsun onu almalıdır.” kaidesince, hak ve hakikat nerede olursa olsun alınır.

Eğer mukayese edilecek olunur ise Risale-i Nur hareketi daha fıtri olup, siyasetin farklı entrikalarına alet olmadan yoluna devam etmektedir. İman, itikat ve ahlaki noktada toplum düzelirse zaten her şey düzelecektir.

Sorunuzla ilgili şunu ifade edelim ki, Üsame bin Ladin’in Seyyid Kutub’tan etkilendiği de bir vakıadır.

Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki, İhvan-ı Müslimin hareketi ile Bediüzzaman’ın geliştirdiği hareket arasında usul, yol ve prensip farklılıkları bulunmaktadır. Biri tepeden tabana bir yol tutmak isterken, diğerinde temelden tavana doğru fıtri bir gidiş söz konusudur.

Bu noktada Bediüzzaman’ın İhvan-ı Müslimin’i etkilediği ve tam tersi etkilendiği tezi doğru değildir. Bu noktada kaynakta vereceğimiz üç ayrı kaynağa bakılabilir.

Kaynaklar:

1. İbrâhim El-Beyyûmî Gānim, “İhvân-ı Müslimîn”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2000, XXI, 580-583; Hilal Görgün, “İhvân-ı Müslimîn”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2000, XXI, 583-586.
2. Selim Öztürk, “Mısır’da İhvan-ı Müslimin’in İktidara Geliş Süreci Ve Temmuz Darbesinin Nedenleri Üzerine,” Liberal Düşünce Dergisi, Yıl: 23, Sayı: 91-92, Yaz-Güz 2018, ss. 161-177.
3. Mahmut Bozan, “Dini Cemaatlerin Demokrasi Algısı Üzerine Mukayeseli Bir Çalışma; Nur Hareketi ve Müslüman Kardeşler”, USOBED (Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi) 2020, 4(1): 66-86.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 12
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun