Hizbü’t-Tahrir hakkında bilgi verir misiniz?

Hizbü’t-Tahrir hakkında bilgi verir misiniz?
Tarih: 28.01.2022 - 12:15 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Ehlisünnet ve hali alem açısından nasıl değerlendirilmeli?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî / حزب التحرير الإسلامي

Öncelikle Diyanet İslam Ansiklopedisi’nde “Hizbü’t-Tahri’l-İslâmî” maddesinin yazarı olan Ali Köse’nin bu örgütle ilgili vermiş olduğu bilgileri özetleyelim:

Partinin kurucusu Muhammed Takıyyüddin en-Nebhânî’dir ve 1909’da Hayfa’nın İczim kasabasında doğmuştur. Ezher Üniversitesi’nden mezuniyeti sonrasında Filistin’in çeşitli şehirlerinde öğretmenlik ve kadılık yapmıştır.

Gençlik döneminde İzzeddin el-Kassâm’la birlikte İngilizler’e ve Yahudilere karşı mücadele planları yapmıştır. İlk zamanlar İhvân-ı Müslimîn’e yakın olmuş; bu teşkilâtın lideri Hasan el-Bennâ’yı takdir etmiş, ayrıca konuşmalarında Seyyid Kutub’un görüş ve ifadelerine yer vermiştir. İhvan’ın cemaat olarak devamı ön planda tuttuğu ve siyasî parti niteliği taşımadığı için Hasan el-Bennâ’dan ayrılmıştır. Filistin’in İsrail tarafından işgal edilmesi üzerine (1948) bölgenin ancak düzenli bir fikrî ve siyasî çalışmayla kurtarılabileceğini düşünen Nebhânî 1949 yılında partinin çatısını ve söylemini oluşturmuştur.

İslâm’ın, VII. yüzyıldan bu yana Filistin’e nasıl güçlü bir damga vurduğunu “Filistin’i Kurtarmak” başlığı ile kaleme aldığı ilk makalesinde ifade etti. Ayrıca bu makalede Müslümanların sömürgeci güçlere boyun eğdiği için geri kaldığını savundu. Ağustos 1950’de Risâletü’l-ʿArab adıyla yayımlanan bir çalışmasını İskenderiye’de toplanan Arap Birliği Zirvesi’ne de sundu. Risâlede esas olarak Arapların gerçek mesajını İslâm’ın teşkil etmesi gerektiğini, ümmetin fikrî ve siyasî canlanmasının bu bilinçle sağlanabileceğini vurguladı. Nebhânî, Arap Birliği Zirvesi kendisini muhatap almayınca 1953’te, o sırada Ürdün idaresinde bulunan Doğu Kudüs’te Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî adıyla siyasî bir parti kurarak Ürdün hükümetine partinin kuruluşunu bildirdi. Hükümet, o sırada Ürdün ordusunun başında bulunan İngiliz generali Glubb Paşa’nın isteği üzerine 1954’te partinin faaliyetlerini yasakladı. Bunun üzerine Lübnan’a giden Nebhânî 1956 yılında parti parasını zimmetine geçirdiği iddiasıyla tutuklandı. Aralık 1977’de ölünceye kadar Beyrut’ta gözaltında tutuldu. Nebhânî’nin ölümü üzerine yerine Abdülkadîm Zellûm geçti.

Kudüs, el-Halîl ve Nablus başta olmak üzere birçok bölgede faaliyetlerine gayri resmî olarak devam eden Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî, yasaklanmasına ve mensuplarının çeşitli baskılara mâruz kalmasına rağmen kısa sürede İslâm dünyasında adını duyurdu. Bütün Müslümanların bir ümmet bayrağı altında birleşmesini savunan parti, özellikle sömürge yönetiminde bulunan İslâm ülkelerinde veya Batı’nın hegemonyasını çok yakından hisseden Müslüman topluluklarda rağbet gördü. Bu ülkelerde özellikle İslâmî kimlik oluşturma heyecanı içerisindeki gençler Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’ye yakınlık duydular. Batı emperyalizminden şikâyetçi olan ve önceleri sosyalizme ilgi duyan lise ve üniversite öğrencileri de sosyalizm bir alternatif olmaktan çıkınca Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’ye ilgi göstermeye başladılar. Avrupa’da yaşayan müslümanlar arasında daha çok gençler partinin söylemine sempatiyle bakmaktadırlar. Ancak hükümetler partinin faaliyetlerini hiçbir zaman olumlu karşılamadılar. Libya lideri Kaddâfî, Arap milliyetçiliğine karşı çıkarak ümmetçiliği savunmasından dolayı Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’yi Batı’nın ajanı olmakla suçlamıştır. Bu nedenle Ürdün, Suriye, Libya, Tunus, Suudi Arabistan ve Mısır’da partinin birçok üyesi tutuklanmıştır.

Yönetim kadrosunun en üstünde Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’nin parti liderinin (emîr) başkanı olduğu yönetim komitesi bulunur; görevi tebliğ faaliyetlerini yönetmek ve önemli kararları almaktır. Daha sonra yönetim tarafından önceden belirlenmiş bölgelerde çalışan mu‘temid başkanlığındaki vilâyet komiteleri, son olarak da nakibin yönettiği yerel komiteler gelir. Parti 182 maddelik bir anayasa tasarısı hazırlamıştır. Nebhânî, Niẓâmü’l-İslâm adlı eserinde bu anayasa tasarısının belli bir ülke için değil İslâm âleminde kurulacak İslâm devletinde uygulanmak için hazırlandığını söyler.

Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’nin amacı halifeliği ihya ederek İslâmî bir yönetim kurmaktır. Nebhânî’ye göre, “ümmet” kelimesiyle doğrudan parti kastedilmektedir. Ona göre gayri İslâmî fikirlerin yavaş yavaş İslâm dünyasını sarması, eğitim programlarının emperyalist ülkelerin empoze ettiği esaslara göre belirlenmesi, İslâm ülkeleri arasındaki bazı kültürel farklılıkların büyümesi, halk ile iktidarların çatışması, milliyetçilik ve sosyalizmin yayılması hilâfetin kurulmasına engel olan sebeplerin başında gelir. Nebhânî’nin iddiasına bakılırsa Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî parti olarak, ümmeti İslâm dışı yönetimlerin askerî, politik, ekonomik ve kültürel hâkimiyetinden kurtarmayı amaçlamaktadır. İslâm dünyasının tekrar güçlenmesi hem kültürel hem siyasî gelişmeyle mümkündür. Müslümanlar olaylara siyasî bir gözle bakmalı ve ona göre hüküm vermelidir.

Nebhânî, Tebliğ metodu olarak Mekke dönemini örnek aldığını ve Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî günümüzde müslümanların o döneme eşdeğer bir süreçte, yani dârülküfürde yaşadıklarını iddia eder. Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî de üç hareket safhası belirlemiştir. Birinci safhada insanlara tek tek tebliğde bulunulur. İkinci safhada bütün ümmete hitap edilerek müslümanların en değerli varlığının İslâm olduğu ve İslâm’ı hayatlarını düzenleyen bir sistem şeklinde algılamaları gerektiği anlatılır. Üçüncü safha ise İslâmî hükümlerin hayata geçirilmesini sağlayacak ve onun mesajını dünyaya duyuracak bir devlet kurmaktır.

Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’ye göre İslâm devletinin dış ilişkileri dârülharp ve dârülislâm esasına dayanmalıdır. Buna göre bütün Müslüman devletler yekvücuttur. Diğer ülkelerle ilişkiler dârülharp esasına göre belirlenmelidir. Amerika, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi ülkelerle hiçbir anlaşma yapılmamalı, askerî iş birliğine gidilmemeli, İsrail gibi ülkelere ise her zaman savaş halindeymiş gibi tavır alınmalıdır. Ayrıca Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası gibi kurumlara katılmak ve Arap Birliği gibi bölgesel kamplar oluşturmak da yanlıştır.

Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî faaliyetlerini özellikle sohbet halkalarıyla, okul ve dernek gibi yerlerde tertip ettiği konferans, paneller ve çeşitli yayınlarla gerçekleştirir. Bu yayınlar arasında Nebhânî’nin kitapları ve İslâm dünyasıyla ilgili günlük siyasî gelişmelerin yorumlandığı yazıların yer aldığı broşürler ve birkaç dilde yayımlanan el-Ḫilâfe adlı dergi başta gelmektedir.

Bazıları Türkçe’ye de çevrilen kitapların başlıcaları şunlardır: 

İnḳāẕü Filisṭîn (Dımaşk 1950); ed-Devletü’l-İslâmiyye (Dımaşk 1952);
Niẓâmü’l-İslâm (Kudüs 1953); İslâm Nizamı adıyla Türkçe’ye tercüme edilmiştir [baskı yeri yok] 1953); 
Niẓâmü’l-ḥükm fi’l-İslâm (Beyrut 1951; İslâm’da Yönetim Nizamı adıyla Türkçe’ye tercüme edilmiştir, Karaman 1989); 
el-Ḫilâfe (T trc. Hilâfet, [baskı yeri ve tarihi yok]); eş-Şaḫṣiyyetü’l-İslâmiyye (Kudüs 1953; T trc. Ş. Duman – M. Hanifi Yağmur, İslam Şahsiyeti, Ankara 1997); 
et-Tekettülü’l-ḥizbî (Kudüs 1953); en-Niẓâmü’l-iḳtiṣâdî fi’l-İslâm (Kudüs 1953); 
en-Niẓâmü’l-ictimâʿî fi’l-İslâm (Kudüs 1953); 
Nidâʾ ḥâr ile’l-ʿâlemi’l-İslâmî; Keyfe hüdimeti’l-ḫilâfe?; Naẓarât siyâsiyye li-Ḥizbi’t-taḥrîr. Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’nin son önemli faaliyetlerinden biri, Ağustos 1994’te Londra’da gerçekleştirdiği ve çeşitli ülkelerden çok sayıda kişinin katıldığı Hilâfet Konferansı’dır.

Tenkit Edildiği Yönlerden Bazıları

- Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’ye yönelik tenkitlerin başında, savunulan fikrî oluşumun eğitimsiz elde edilemeyeceği ve kültürleşme merhalesinin hemen inkılâba dönüşemeyeceği iddiası gelmektedir. Bazıları partinin düşüncelerini ümmetin kurtuluşu için yegâne çare gibi görürken, bazıları amacının açık olmadığını söyleyerek İslâm’a hizmet yerine zarar verdiğini savunmuşlardır.

- Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî’nin milletlerarası ilişkiler konusundaki genel tavrının teorik açıdan olduğu kadar pratik bakımdan da tenkide son derece açık olduğu, partinin ortaya çıktığı çevredeki şartlardan doğan tepkiye dayalı bir mahiyet taşıdığı da dikkat çekmektedir.

- Hizbü’t-Tahrîr’in mevcut siyasal sistemlere bakışında katı bir reddetme tavrının hâkim olduğu görülür. Hizbü’t-Tahrîr’e göre, siyasi karar alma süreçlerinde bir pozisyon elde etmek için İslam topraklarındaki “küfür sistemleri” içerisinde bulunmak, bu küfür sistemini desteklemek gibidir.

- Benzer şekilde şeriat kurallarının bazı yönlerini uygulamaya çalışan kanunların ortaya konması ve sonra bunlara oy verilmesi kesinlikle yasaktır, zira böyle bir tavır, insanın Allah'ın hükmü üzerinde hüküm sürmesine neden olur. Bu da İslam akidesi ile tam bir çelişkidir.

- Hizbü’t-Tahrîr, yöneticilere ortak olmayı, küfür hükümlerine ortak olma olarak kabul ettiği için, hiçbir şekilde yönetimdekilerle münasebette bulunulmaması gerektiğine inanmaktadır. Bunun yanı sıra, ekonomik, eğitimsel, sosyal ve ahlaki alandaki düzenlemeler için yöneticililerle iş birliği yapmaya karşıdır. Hizbü’t-Tahrîr’e göre böyle bir iş birliği, mevcut küfür düzenlerinin ömrünü uzatma ve onların sistemini meşrulaştırma anlamına gelmektedir.

- Hizbü’t-Tahrîr, modern devlet ve onun yönetim yapısını reddettiği için, üyelerinin siyasal sürece müdahil olmasını, oy kullanmasını veya seçimlere katılmasını, bireylerin kendileri için küfür sistemi olan siyasi partiler kurmasını yasaklamaktadır.

- Hizbü’t-Tahrîr, temel gaye olarak belirlediği İslam Hilafetini kurmak için 13 yıllık bir hedef belirlemiş, ancak daha sonra bu süreyi otuz yıla uzatmıştır. Şüphesiz ki, bu süre de onlara yetmeyecek, sürekli uzatmalara gideceklerdir.

Hizbü’t-Tahrîr’in karakterine bakıldığında, melez bir yapılanma özelliği göstermektedir. Parti, siyasi amaçları ve toplumu harekete geçirme çabaları bakımından Müslüman Kardeşler ile benzer özellikler taşırken; sosyal muhafazakârlık ve teolojik görünüm açısından ise Selefi bir görünüm arz etmektedir.

Kaynaklar:

- Ali Köse, “Hizbü’t-Tahrîri’l-İslâmî”, DİA, İstanbul 1988, XIII, 184-185.
- Ahmet Aktaş, “Hizb-ut Tahrir Yapılanması Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz: Özbekistan ve Türkiye Örneği”, Harran İlahiyat Dergisi, Sayı: 45, Haziran 2021, s. 76-97.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun