Evliya Çelebi Seyahatname’yi yazmadan önce gördüğü rüya nelere işaret ediyor?

Tarih: 01.08.2015 - 00:50 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Evliya Çelebi Seyahatname’yi yazmadan önce bir rüya görmüş. Bu rüyayı eserinde tam tafsilatlı uzun şekilde yazmış. Bu gördüğü rüya nelere işaret ediyor?
- Bu rüyasından sonra seyahatnameyi yazmış. Gördüğü rüyaya göre yazdıkları hakikat olabilir mi?
- Gördüğü rüya tam olarak nasıldır?
- Neye işaret ediyor ve nasıl tevil edilebilir nasıl yorumlanır?
- Yazdığı eserdeki anlatılanlar gerçek midir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evliya Çelebi’ni hayatı hakkında bilinenler, seyahat hatıralarını topladığı on ciltlik muazzam eserine dayanır. Tam ve gerçek adı belli değildir.

"Evliya Çelebi" adı muhtemelen lakabından gelmekte olup hocası İmam Evliya Mehmed Efendi’ye nisbetle alınmış olmalıdır.

Kırk yılı aşkın bir süre boyunca hemen hemen bütün Osmanlı ülkesini ve diğer memleketleri dolaşarak, kültür tarihimizde örneğine rastlanmayan büyük bir seyahatname kaleme almış ve günümüzde önemi giderek artan bu eseriyle âdeta bütünleşmiştir.

Kendisi eserinde seyahatlerinin sebebini, 1040 Muharreminin aşure gecesi (19 Ağustos 1630) gördüğü bir rüyaya bağlamaktadır.

Buna göre İstanbul’da Yemiş İskelesi civarındaki Ahî Çelebi Camii’nde Hz. Peygamber (asm)’i kalabalık bir cemaatle birlikte görür, heyecana kapılıp Resul-i Ekrem’in elini öperken, “Şefaat Yâ Resûlallah” diyecek yerde “Seyahat Yâ Resûlallah” der.

Hz. Peygamber (asm) tebessüm ederek şefaati, seyahati ve ziyareti ona müjdeler; cemaatte bulunan ashabın duasını alır; Sa‘d b. Ebû Vakkās da gördüklerini yazması temennisinde bulunur.

Bu rüyayı tabir ettirdiği Kasımpaşa Mevlevîhânesi Şeyhi Abdullah Dede’nin, “Sa‘d b. Ebû Vakkās’ın nasihati üzere ibtidâ bizim İstanbul’cağızı tahrir eyle.” tavsiyesiyle önce doğduğu ve yaşadığı şehri gezmeye, gördüklerini yazmaya karar verir.

Yarım asra yaklaşan seyahatleri sayesinde engin bir bilgi ve tecrübe sahibi olan Evliya Çelebi edip, şair, aynı zamanda hattat, nakkaş ve musikişinastı.

Seyahatnâme, Osmanlı Devleti’nin âdeta fizikî yapısının yazıya dökülmüş bir maketini ortaya koymak için kaleme alınmış bir eserdir. Bu sebeple seyyah yüzlerce şehir ve kasaba, binlerce köy gezmiştir.

Ana hatlarıyla tarih, mekân ve halk olmak üzere üç katmandan oluşan şehir tasvirlerini yaptığı yolculuklar dolayısıyla anlatması esere "seyahatnâme" adını verdiren temel yapıyı oluşturur. Bu da kitaba hem kaynaklara dayanan bilgiler içermesi hem de görgü tanığı olarak bilgiler katması açısından tarih, coğrafya, toplumsal hayat, ekonomik durum, halk bilimi için kaynak eser olma özelliğini kazandırır.

Evliya Çelebi Seyahatnâme’de görüp yaşadıklarından ve işittiklerinden edindiği bilgilerin yanı sıra yazılı kaynakları da kullanmıştır. Ancak bunların adını kimi zaman vermemiş, hatta kaynaktaki cümleleri bazı kelimeleri değiştirerek kendi tespitleri gibi aynen nakletmiştir. Kaynağın adını ise bazen kendi bilgisini doğrulamak, bazen da o kaynaktaki bilginin doğru olmadığını göstermek için zikretmiştir.

Evliya Çelebi’nin “acâib ve garâib” olaylara olan ilgisi Seyahatnâme’ye bir başka özellik daha katmıştır. Bunlar ya müellifin gördüğü binalara ilişkin olağan üstü özellikler, tılsımlardır ya velî, evliya kerametleridir yahut sihirbaz, hokkabaz gibi oyuncuların gösterileri ve doğa üstü olaylardır.

Yerel kültürü yansıtan bu tür bilgilerin ulaşım ve iletişimin çok sınırlı kaldığı bir çağda, kendi çevresinin dışına çıkmış olan bir seyyahın kaleminden nakli son derece dikkat çekicidir; bu durum aynı zamanda yazarın görgü ve bilgisinin enginliğini, kültürel alt yapısının niteliğini de ortaya koyar.

Bazen bu olağan üstülüklerin sırrını çözerek kendi akıllılığını ispat etmeyi, bazen doğruluğunu denetlemeyi, akılcı açıklamalar getirmeyi, bazen da şaşkınlığını göstermeyi amaçlar.

Bu tutkusu onu, duyduğu bir hikâyeyi yahut tarihî bir olayı, kendisi yaşamış veya gözlemlemiş gibi kurgulayarak anlatmaya kadar götürür.

Seyahatnâme sadece fizikî bilgiler, şehir anlatımları ve mahallî kültürlerin nakli değil, aynı zamanda tarihî olayların yer alması bakımından ayrı bir önem kazanır.

Seyyah katıldığı savaşları, karıştığı olayları döneminin kroniklerinde rastlanmayacak derecede ayrıntılı biçimde canlı üslûbuyla belirtmiştir. Bunlardan kendisinin de içinde bulunması sebebiyle anlatılanlar bir vekāyi‘nâme tarzında değil bir müşahit sıfatıyla hâtırat şeklini almıştır.

Kazanılan zaferler, kaybedilen savaşlar, onun kaleminden çarpıtmadan uzak bir sadelikle ve olayda yer alan bir kişinin heyecanıyla olumlu veya olumsuz bir seçme yapılmaksızın doğrudan nakledilmiştir.

Seyyahın kendisiyle barışık iç dünyası, olayların anlatımında açık biçimde görünmektedir. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Evliya Çelebi ve Seyahatname md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun