Epstein olayında Allah neden sessiz?
Son zamanlarda aklımızı kaybettirecek ve hatta imanımızı sorgulatacak hadiseler yaşıyoruz. Bunlardan birisi de epstein olayı. Allah Nemrut’u sinekle, Firavun’u, diğer kavimleri ve hatta Kabe’ye saldıranları helak ederken neden bu kadar iğrençliğin karşısında müdahil olmuyor? Bir Hristiyan’ın bile o gün gönderisinde bu epstein olayından sonra Allah’ın sessizliğini sorguladığını gördüm. Müslümanlıkla Hristiyanlığın savaşını değil, bütün dünya Allaha imanla şeytana imanın savaşı içerisindeyiz. Rabbimin bir hesabı var biliyoruz ama bu kadar uzun zamandır veya bize göre uzun ilahi adaletin işlememesi şaşırtıyor.
Değerli kardeşimiz,
İlâhî adalet, kulların yapmaları gerekeni Allah’ın yapması değildir; istisnai müdahaleler mucizedir, Peygamberlere olur.
Allah’ın âdetine (kanununa, bu dünya için vazettiği kurallara) göre kötülükleri, zulümleri, ahlaksızlıkları engelleme vazifesi kullara aittir.
Detaya gelince:
Bu soruyu sorman çok insani. Özellikle Jeffrey Epstein gibi olaylar insanın içini bulandırıyor. Güçlülerin korunuyor gibi görünmesi, mağdurların acısı, karanlık ilişkiler… Bunlar karşısında “Allah neden müdahale etmiyor?” sorusu iman zayıflığı değil; adalet arayışıdır, hikmetini anlamaya çalışmaktır.
Kur’an’daki helâk olayları neden oldu?
Nemrut, Firavun gibi örnekler sıradan zamanların olayları değildi. Onlar: Peygambere açık meydan okuma, mucizeyi inkâr, toplum çapında bilinçli azgınlık sonrası gelen istisnai ilâhî müdahalelerdi. Yani bunlar Allah’ın sürekli işleyen normali değil; tarihteki özel kırılma anlarıydı.
İslam’ın genel ilkesi şu: Dünya imtihan yeridir. Eğer her büyük kötülük anında gökten müdahale gelseydi: İman gayba iman olmazdı. İnsan iradesinin anlamı kalmazdı. Sorumluluk ortadan kalkardı.
Allah sessiz mi, yoksa mühlet mi veriyor?
Kuran’da sık geçen bir kavram var: “İmhal” (mühlet verme). Zalim hemen cezalandırılmayabilir. Bu üç anlama gelebilir:
- Tövbe kapısı açık olsun diye.
- Suç tamamen açığa çıksın diye.
- Hesap ahirete bırakıldığı için.
Dünya adaleti her zaman tam değildir. Ahiret ise tam adalet yeridir.
Bizim problemimiz şu: Biz ilâhî adaletin dünyada, bizim takvimimize göre işlemesini bekliyoruz.
Belki asıl sarsıcı olan şudur: Allah neden zulmü engelleme görevini doğrudan üstlenmiyor?
Çünkü bu dünya meleklerin değil, insan iradesinin sahnesidir. Eğer Allah her kötülüğü anında durdursaydı:
- İnsan özgürlüğü kalmazdı.
- İmtihan anlamsız olurdu.
- İyilik seçimi değerini yitirirdi.
Eğer, büyük bir zulüm olur olmaz gökten ceza inseydi, kötü biri anında helak edilseydi, o zaman insanlar korkudan “iyi” olurdu. Bu ise özgür iradeyle seçilmiş iyilik olmazdı.
İmtihanın anlamı, iyilik zor şartlarda seçildiğinde değerlidir. Çünkü özgür irade gerçek sonuç doğurur. Allah insanı melek gibi yaratmadı. İyiliği de kötülüğü de yapabilecek bir varlık olarak yarattı.
Eğer Allah, kötülüğe teşebbüs eden her insanı anında durdursa, zulme giden süreci iptal etse, o zaman özgürlük sadece isimde kalırdı. Gerçek özgürlük, yanlış yapabilme ihtimalini de içerir. Çünkü adalet sadece dünyaya ait değildir
Bizim zihnimiz, “Adalet şimdi ve burada gerçekleşmeli” diye düşünüyor. Halbuki, dünya bir süreçtir, ahiret ise nihai mahkemedir. Dünyada tam adalet olsaydı, Ahiretin gerekliliği kalmazdı.
İman krizine dönüşen nokta nedir?
Eskiden insanlar yerel zulmü görüyordu. Şimdi internet, televizyon, radyo gibi teknolojiler sayesinde dünyanın tüm karanlığını aynı anda görüyoruz.
Bu da zihnimizi şu algıya götürüyor:
“Kötülük çok arttı, Allah neden bir şey yapmıyor?”
Ama tarih boyunca savaşlar, soykırımlar, köle ticareti, çocuk istismarı hep vardı. Ama şimdi daha görünür ve her yerde bilinir duyulur oldu.
“Allah ile şeytanın savaşı” meselesi
Aslında şeytanın Allah’a karşı kazanma ihtimali yok. Şeytanın savaşı insanın kalbi üzerindedir. Şu an yaşadığın sarsıntı şeytanın “Bak, adalet yok” fısıltısıdır.
Epstein gibi olaylar Allah’ın yokluğunu değil, tam tersine ahiretin zorunluluğunu düşündürüyor. Çünkü bu dünyada hesap tam görülmüyorsa, başka bir mahkeme olmalı.
Demek ki, ilahi adalet, Allah’ın bizim yerimize dünyayı düzeltmesi değildir.
İslam’ın çizdiği model şudur: Zulmü görmek, tepki vermek, hukuk üretmek, toplumsal bilinç oluşturmak, güçlüye karşı durmak. Herkesin durumuna, şartlarına, görevlerine, sorumluluklarına ve imkanlarına göre bir görevi, yapması gerekeni mutlaka vardır.
Şu halde, Allah, kötülüğü engelleme sorumluluğunu insana vermiştir. Bu ağır bir emanettir.
İmanın dengesi ne olmalı?
Şu iki uç tehlikelidir:
“Nasıl olsa Allah helak eder” deyip pasifleşmek. “Helak gelmedi, demek ki Allah yok” demek (haşa).
Orta yol şudur: Allah müdahale etmiyor gibi görünse de hesap tutmaktadır. Kuran’daki ifade ile, “Zalimlerin yaptıklarından Allah’ı gafil sanma.”
Şunu da söylemekte fayda olduğunu düşünüyoruz:
Bu tür olaylar karşısında sarsılman, kalbinin ölmediğini gösterir. Asıl tehlike duyarsızlaşmaktır.
Sonuç olarak:
Allah’ın hemen müdahale etmemesi, haşa güçsüzlük değil, umursamazlık değil, imtihan düzeninin gereğidir.
İlâhî adalet gecikebilir, ama iptal olmaz. Ebedi bir alemde en büyük mahkemede, en ince detaylarına kadar hesabı ve azabı vardır.
Bu tür sapkınlıklara karşı durmak ve insan onurunu korumak, her Müslümanın ve insanlığın ortak sorumluluğudur.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Gazze çamur ve su içinde, neden?
- Allah, evreni kendi haline bırakabilir mi?
- Zulm ile abad olanın ahiri berbat olur mu?
- İki hayatı da berbat birisi neden yaratılmış?
- Nasıl çocukların açlıktan ölmesine izin veriyor Allah?
- Allah kötülüğü nasıl izler?
- Allah neden İkinci Dünya Savaşı’ndaki katliamlar için hiçbir şey yapmamış?
- Tanrı sonsuz bilgi sahibi iken ilgilendiği konular fazlasıyla ilkel, basit ve gereksiz değil midir?
- Canlılar değişmek zorunda kalıyorlarsa, o zaman mükemmel yaratıldıkları nasıl savunulabilir?
- Allah Lut kavmini eş cinsel yarattığı halde neden cezalandırdı?