"Dünya ve âhiret iki kuma gibidir, birini ne kadar hoşnut edersen, diğerini o kadar kızdırırsın." sözü hadis mi?

Tarih: 16.01.2012 - 04:35 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Dünya ve ahiret iki kuma gibidir, birini ne kadar hoşnut edersen, diğerini o kadar kızdırırsın." anlamına gelen söz Hz. Ali’ye aittir. (bk. İhyau ulumid-din, 3/204-dünyanın zemmi bölümü)

Esasen dünyanın farklı yönleri vardır:

Dünya ve kainat Allah’ın isim ve sıfatlarının talim edildiği bir mekteptir. Bu yüzü ile dünya ve kainat güzeldir, övülmeye ve sevilmeye layıktır.

Dünya ve kainat ahiretin kazanıldığı bir yer bir tarla olmasından dolayı, bu yüzü ile de güzeldir ve sevilmeye layıktır.

Dünya ve kainatın bir de üçüncü yüzü vardır ki Allah’ı ve ahreti unutturan günah ve dalalete davet eden yüzüdür. Bu yüzü ile dünya zararlı ve faydasızdır.

İşte ayetlerde, hadislerde ve soruda geçen sözde olduğu gibi islam alimlerince yerilen, kötülenen ve sakınmamız istenilen dünya, bu üçüncü yönüyledir. (bk. Nursi, Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf)

O halde, “dünyayı terk” denilince, bu üçüncü yüzün terkini anlamak gerekir. Zira, her şeyinin sadece bu yüze çevirerek ömrünü sefahatte, gaflette, günah ve isyanda geçiren bir kişinin akıbeti ebedî azap olacaktır.

Diğer taraftan, dünyaya çalışmayı terk etmek ile kalben terk etmeyi de karıştırmamak gerekir. Bu açıdan dünyayı terk etmeyi de “dünyayı kalben terk etmek, ona gönül bağlamamak, bütün muhabbetini Allah’a hasretmek, eşyayı da O’nun namına sevmek” şeklinde anlamalıyız.

Allah’ı tanıyan; her şeyi Onun sanatı, ahiretin kazanılmasına birer vesile, bu kainatı da bir imtihan salonu olarak bilen bir kimse,  her eserde Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini görür, her nimette O’nun rahmetinin iltifatını hisseder, her celal tecellisinde O’nun azametine karşı kendi aczini hisseder, her cemal tecellisinde kalbi şükür ve hamd ile dolar. Her kemal tecellisi onu İlâhi sanatlar karşısında hayran bırakır.

İşte böyle bir insan, kendisine hizmet eden bütün eşyayı da bu güzel amellerine ortak ettiğinden onları manen memnun eder ve kendi lehinde şehadet ettirir. Onun dünyayı kalben bırakmasına rağmen bütün eşya onun lehinde olur. Yani, bütün eşyanın yaratıcısı, onları bu sevgili kuluna hizmet ettirir ve bu varlık âlemi ahirette onun lehinde şahit olurlar.

Ayrıca, insanın mahiyetine takılan duygu ve cihazların çoğu, ahiret ve beka yurdu olan cennet için verilmiştir. Dünya ise bu duygu ve cihazların ahiret lehine geliştirilmesi için geçici bir mektep, geçici bir tarla hükmündedir. Bu duygu ve cihazların ağzı ve midesi o kadar geniştir ki, dünya bu ağız ve midede çok küçük bir kırıntı gibidir, onunla tatmin olmaz. Bu duygu ve cihazları doyurup tatmin edecek tek yer ahiret ve cennettir.

Öyle ise bu duygu ve cihazları dünyanın adi ve basit şeylerinde heba etmek yerine, yüzlerini ahirete çevirip orası için geliştirmek gerekiyor. Bu cihaz ve duyguları nefis ve dünya hesabına çalıştırıp işletir isek, meccanen ve hebaen helak olup giderler. Hem de günah ve sorumluluklarını ruhun üzerine yükleyip ahiret aleminde ruh ve bedeni müthiş bir azaba duçar eder.

Nasıl değerli bir elmas ve altın, kaba ve pis bir şeyde kullanılırsa müteessir olur, yani onun değer ve kıymetine bir hakaret olur; aynı şekilde elmas ve altından daha kıymetli olan insanın duygu ve latifelerini de dünyanın  kaba ve pis şeylerinde öldürmek ve söndürmek, aynen insanın mahiyetine bir hakaret, bir ıstıraptır.

Elbette, en bahtiyar insan odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, ebedi hayatını dünya hayatı için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp ebedi saadete girsin.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun