Daha iyisini yapmaya gerek yok mu?

Tarih: 28.02.2024 - 07:47 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bazı insanlar bu hayatı boş sayıyor ve bu hayatta çabalamıyor ve düşünüyor ki hepsi ahirette. Düşünüyor ki bu hayatta kötü de olsa olur esas ahiretim iyi olsun. Bu hayatta bir şey elde etmek için çabalamıyor daha iyisini elde etmek için çabalamıyor elindekiyle yetiniyor ve elindekine razı olup şükretmeli olduğunu düşüyor.
- Evet şükretmek gerekiyor ama insan daha fazla kazanmak daha iyi bir yere gelmek için çabalamamalı mı?
- Daha iyi bir hayat daha iyi bir ev daha iyi bir araba ve başka şeyler. İnsan hem ahireti hem de bu hayatı için elinden gelenin en iyisini yapmamalı mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sorunuzda iç içe geçmiş birkaç konu vardır ki, Müslümanlar arasında bazen yanlış anlaşılmalara ifrat ve tefrite neden olmaktadır. Yani bir konuyu bazıları aşırı abartırken, bazıları ise gereğince ciddiye almıyor, önem vermiyor.

Oysaki aşırı uçlar, ifrat da tefrit de kişinin olayları yanlış yorumlamasına ve hata yapmasına neden olur. Bundan dolayı en doğrusu mutedil olmak ve orta yolu bulmaktır.

Bu yanlış anlaşılmanın başında bir mümin için dünya ve ahiret hayatı dengesinin nasıl korunacağı konusu gelir. Çünkü sizin de belirttiğiniz gibi bazıları "sadece ahiret için çalışmak lazım, dünya için çabalamaya gerek yok", derken bazıları da sadece dünya hayatına odaklanmaktadır.

Bunun iki nedeni var:

Birincisi: İslam’ın temel dünya anlayışı ve insanın bu dünyaya gönderilmesinin gayesini tam olarak bilmemekten kaynaklanan yanlış anlaşılmalardır. Sorunuz içinde sözünü ettiğinizi iddiayı öne sürenler, dünyayı, insanın bir odaya kapanıp sadece Allah’a ibadet edeceği bir yer olarak algılıyorlar.

Oysaki İslamiyet, dünyayı ahiretin bir tarlası olarak görür. Yani ahirete servet, rızık kazandıracak bir fabrika, bir işletme, bir tarla görür.

Dünyayı böyle algılamak şartıyla, bir mümin dünyada ne kadar çok çalışırsa ahiretine de o kadar çok şey götürür.

Bediüzzaman bu gerçeği bir çiftçi örneği üzerinden ve namazını kılan bir Müslümanın yaptığı helal içlerin de ibadet olacağını şöyle anlatır:

Birinci Maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçekli olsun, meyveli olsun, her nebatın, her ağacın tesbihatından, güzel bir niyet ile bir hisse alıyorsun.

İkinci Maden: Hem, bu bağdan çıkan mahsülâttan kim yese -hayvan olsun, insan olsun, inek olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne geçer; fakat o şart ile ki, sen, Rezzak-ı Hakikî namına ve izni dairesinde tasarruf etsen ve O’nun malını O’nun mahlûkatına veren bir tevziat memuru nazarıyla kendine baksan.” (Sözler, 21. Söz)

Buradan da anlaşılacağı gibi, ibadetlerini yerine getiren bir müminin, dünyaya çalışması, üretmesi aynı zamanda ibadet hükmüne geçiyor, sadaka hükmüne geçiyor. Oysaki boş durup çalışmayan bir kişi, bu sevaptan mahrum kalıyor.

Yine bu çerçevede İslam dini, insanları daha çok çalışmaya ve üretmeye motive yani teşvik etmek için ayrıca başka yollar da göstermektedir. Müminleri çalışarak ve üreterek insanlara ve insanlığa faydalı olmaya çağırmaktadır.

Mesela Kasas Suresi 77. ayette, insanları mal ve mülkleri ile başka insanlara yardım etmeye teşvik ediyor:

“Allah’ın sana verdiği serveti onun yolunda harcamak suretiyle ahiretini kazanmaya çalış. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl ihsanda bulunduysa, sen de başkalarına öylece ihsanda bulun!..” (Kasas, 28/77)

Mümin kişi, insanlık için ne kadar çalışırsa Allah katında mükâfatı da o kadar çok olacağından Yüce Yaratıcı insanları daha fazla hayır kazanmak için, çalışmaya davet eder. Mesela, Nisa Suresi 32. Ayette Cenab-ı Hak müminleri açıkça dünya hayatında çalışmaya teşvik ediyor:

“….. Erkeklere çalışıp kazandıklarından bir pay olduğu gibi, kadınlara da çalışıp kazandıklarından bir pay vardır. O hâlde çalışın da daha hayırlı şeyleri Allah’ın lütfundan isteyin. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir.” (Nisa, 4/32)

Burada İslam’ın insanları çalışmaya davet etmesi ile kapitalist sisteminin bireyleri çalışmaya teşvik etmesi arasındaki temel fark şudur:

Kapitalizm, “çok çalış, ama kendin için çalış ve çok tüket. Kazandığın tüm parayı, keyfine, eğlencene, yemene ve içmene harca” derken, İslamiyet, “ibadetlerini ihmal etmemek kaydıyla, dünya işleri için de çalış, ama hırs gösterme böylece hem kendine hem de başka insanlara daha çok faydalı olursun ve bu sayede Allah’ın rızasını da kazanmış olursun” der.

Aslında burada merkez nokta niyet olduğu için müminin çalışma motivasyonu bir kapitaliste göre daha yüksek olacaktır. Çünkü bir kapitalist çok çalışıp, günün birisinde parasını, malını kaybedebilir, bir kapitalist mucit uzun yıllar deney yapıp sonuç almayabilir. Bu ihtimal, o kişileri çalışmaktan alıkoyabilir.

Ama İslamiyet, niyeti esas aldığı için sonuç ne olursa olsun müminin çalışmak ve üretmekten dolayı zarar etmeyeceğini ve her halükarda karlı olacağını söyler. Bu da yüzde yüz kâr demek olduğu için, mümin çalışma motivasyonu daha güçlü olur.

Dünyaya çalışma konusunda yanlış anlaşılmaların bir diğer nedeni ise kanaat ve tevekkül anlayışıdır. 

İslamiyet’i çok iyi araştırmayanlar, kulaktan dolma bilgilerle “kanaat etmeyi, azıcık şeyle yetinmek, daha fazlasını istememek, bu konuda gayret göstermeye gerek duymamak” olarak algılıyorlar.

Oysaki İslam göre, her zaman gayret etmeyi, mücadele etmeyi, ancak sonuca isyan etmeyip kabul etmeyi ister. Yoksa elde var olanla yetinmeyi tembellik olarak nitelendirip reddeder.

Aynı şekilde tevekkül etmek de kişiden kendine düşeni yapıp, bütün sebepleri yerine getirdikten sonra, neticeyi Allah’tan beklemesidir. Zira ondan sonra insanın yapacağı bir şeyi kalmıyor.

Demek ki, her zaman daha iyisini yapmaya ihtiyaç var.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 76
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun