Cennet ehline yüz binler kasır, yüz binler huri ihsan ediliyor?

Tarih: 08.11.2016 - 01:49 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Ehâdis-i şerîfede denilmiştir ki: "Bâzı ehl-i Cennete dünya kadar bir yer veriliyor, yüz binler kasır, yüz binler hûri ihsan ediliyor. Cennet, bir vakitte yüz bin yerlerde bulunup yüz bin hurilerle sohbet ederek yüz bin tarzda zevk almak. . .(Sözler, Yirmi Sekizinci Söz)
- Risale-i Nurda böyle bir açıklama ve kısım var . (Kısmen Tirmizî’nin es-Sünen’inde ve daha çok da İbn Ebü’d-Dünyâ, Taberânî, Ebû Nuaym, Hatîb el-Bağdâdî, Münzirî ve Kurtubî’nin eserlerinde görülen bu rivayetleri İbn Kayyim Hâdi’l-ervâh’ında bir araya getirmiş ve kısmen eleştiriye tâbi tutmuştur. Eserin ilmî neşrini gerçekleştiren Büdeyvî ise söz konusu rivayetleri eleştirmiş ve çoğunun güvenilmez olduğunu söylemiştir.) (Hâdi’l-ervâh, s. 337-346)
- Sahih hadisler iki huri bir mümine verileceği belirtiyor. Risale-i Nurda neden yüz binler gibi bu ifadeler geçiyor ve mevzu uydurma bir hadisin açıklaması yapılıyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hurilerin sayısıyla ilgili konu bizim sitemizde vardır. Orada da en sahih kabul edilen rivayetlerde “iki huriden söz edildiği” bilgisine yer verilmiştir.

- İmam Gazali, İmam Rabbani, Bediüzzaman gibi zahir ve batın ilimleriyle mücehhez olan müceddidlerin kitaplarında zayıf veya mevzu hadislere yer vermelerinin bazı hikmetleri olmalı, diye düşünüyoruz. Mesela, Risale-i Nur’da hurilerin sayısıyla ilgili konuda olduğu gibi, zayıf hadis rivayetlerine yer vermesinin bir hikmetini şöyle düşünüyoruz:

İlgili hadisler, bin yıldan fazladır İslami literatürde yerlerini almış, alimlerin yanında geniş halk kesiminin de kulaktan kulağa da olsa bir bilgi olarak şöhret bulmuştur.

Bir mürşit olarak Bediüzzaman’ın özellikle genel halk tabakasının imanlarını sarsılmaktan korumayı en önemli bir görev addetmektedir. Şimdiye kadar alimler tarafından doğru bir bilgi olarak belirtilmiş olan huri sayısının çokluğunu “ikiye” indirmek onların safi zihinlerini bulandırabilir, din alimlerine karşı güvenleri azalabilir ve din kaynaklarının verdiği bilgilere karşı bir tereddüt hasıl olabilir.

Bu sebeple, bu gaybi meseleye dair bilgilerin şöhret bulmuş kısmını reddetmek yerine, “sahih olup olmadığına” bakmaksızın, avamın imanını zedelemeden bir açıklama yapmak gerekir.

Kur'an’da bu metot kullanılmıştır. Alimler buna “mümaşat” diyorlar. Yani bir hakikat, muhatapların zihinlerinde yerleşmiş bilgiye ters düşmeyecek bir tarzda anlatılır.

Örneğin, “yağmurun semadan indirilmesi”, “güneşin doğuda doğup batıda batması” gibi ifadeler bir mümaşattır. Bununla beraber, bu mümaşatı gözeten ifadelerde aynı zamanda işin gerçek durumuna da bir “nişan taşı” bırakılır ki ilim adamları onunla gerçeği görsünler.

Öyle zannediyoruz ki, Risale-i Nur'daki bu ve benzeri bilgilerin verilmesinde bu Kur'ani metodu esas alınmış ve bu tarz ile bazı konular tahlil edilmiştir. Çünkü, söz gelişi, hurilerin sayısını bilmek imani bir mesele değildir. İmani bir mesele olmayan bir konuda halkın imanını sarsmanın bir anlamı yoktur. Mevcut olan ve onlarca sağlam kabul edilen bilginin imkânsız olmadığını değerlendirmek irşat metodu bakımından çok daha sağlam bir yoldur. Özellikle belli bir dini risk taşıyan bir konuyu nazara vermek, doğruyu yanlıştan ayırmak için yapılan tahliller daha bir önem kazanır.

Mesela: Konumuzla ilgili olarak, müminlerin dini hizmetlerde ve ibadetlerde bir rekabet ve kıskançlığa düşüp ihlası kaçırmamaları hususu nazara verilirken, cennetin her arzuya kâfi geldiği gerçeğine dikkat çekilmiş ve şöyle denilmiştir:

“Umûr-u diniye ve uhreviyede rekabet, gıbta, hased ve kıskançlık olmamalı ve hakikat nokta-i nazarında olamaz. Çünki kıskançlık ve hasedin sebebi; bir tek şeye çok eller uzanmasından ve bir tek makama çok gözler dikilmesinden ve bir tek ekmeği çok mideler istemesinden müzahame, münakaşa, müsabaka sebebiyle gıbtaya, sonra kıskançlığa düşerler. Dünyada bir şey-i vâhide çoklar talib olduğundan ve dünya dar ve muvakkat olması sebebiyle insanın hadsiz arzularını tatmin edemediği için, rekabete düşüyorlar.”

“Fakat, âhirette tek bir adama beş yüz sene ve yetmiş bin kasır ve huriler verilmesi ve ehl-i Cennet'ten herkes kendi hissesinden kemal-i rıza ile memnun olması işaretiyle gösteriliyor ki, âhirette medar-ı rekabet birşey yoktur ve rekabet de olamaz. Öyle ise, âhirete ait olan a'mal-i sâlihada dahi rekabet olamaz; kıskançlık yeri değildir. Kıskançlık eden ya riyakârdır, a'mal-i sâliha suretiyle dünyevî neticeleri arıyor veyahud sadık cahildir ki, a'mal-i sâliha nereye baktığını bilmiyor ve a'mal-i sâlihanın ruhu, esası ihlas olduğunu derketmiyor. Rekabet suretiyle evliyaullaha karşı bir nevi adavet taşımakla, vüs'at-ı rahmet-i İlahiyeyi ittiham ediyor.” (Lem'alar, s. 156-157)

- İşte böyle “kesretten kinaye” kabilinden kabul edilebilen hurilerin sayısını tashih etmek yerine, o pencereden riyakârlık ve kıskançlık kapılarını kapatmak daha güzel olduğunu düşünüyoruz. Zira, hurilerin sayısındaki yanılmanın dinen bir zararı yoktur. Fakat yanlış bir rekabet, haset ve kıskançlıkla riyakârlık yapmanın büyük bir vebali vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun