Cengiz Aytmatov'un "Beyaz Gemi" adlı eserinde yaratılış nasıl izah edilmiş?

Tarih: 23.04.2026 - 13:12 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

CENGİZ AYTMATOV’UN BEYAZ GEMİ’SİNDE YARATILIŞ VE TÜREYİŞ MİTOLOJİSİ

Dr. Öğr. Üyesi Hakan DEĞİRMENCİ, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi - Türkçe Eğitimi ABD,

[email protected]

ÖZET

Mitoloji ve mitolojinin yaşam alanı olan masallar, destanlar ve halk hikayeleri, bir milletin hafızasını oluşturması bakımından son derece önemlidir. Zira orada bir kavmin başından geçen tarihsel olayları, bunların psikolojik ve sosyolojik izdüşümlerini, kültüre, değerlere ve inançlara dair gizli yansımaları bulmak mümkün olacaktır.

Türkler tarih boyunca girdikleri her medeniyet ve kültür dairesinde mitolojik değerleriyle irtibatını sürdürmüş, onları yeni inanç sistemleri içinde değiştirip dönüştürerek hayatiyetini sürdürmüştür.

Türk mitolojisinde sıkça kutsal hayvan motiflerine rastlanır. Büyük kısmı dinsel ve mistik değerler taşıyan bu motiflerin en meşhuru hiç kuşkusuz kurttur. Kurttan sonra ikinci sırayı geyik almaktadır. Kurt ve geyiğin dışında at, koyun, kartal, kaplumbağa da Türklerde önemlidir Geyik, ağaç ana ile birlikte yaratıcı tanrıçayı ifade etmektedir ve bu yönüyle yazılı ve sözlü pekçok anlatıda öne çıkmaktadır.

Kırgız soyunun dünya edebiyatına mâl olmuş büyük romancısı Cengiz Aytmatov, romanlarında savaşın gölgesinde ve tabiatın ortasında cereyan eden olayları işlemiştir. Bunlar genellikle aşk, vatan sevgisi duygusu ve hürriyet özlemidir. Aytmatov kurmaca eserlerinde halk inanışlarını ve mitolojik malzemeyi sıkça ve ustalıkla kullanmış bir sanatçıdır. Romancı, özellikle iki roma-nında yaratılış ve türeyiş meselesine göndermeler yapmıştır: Bunlardan ilki, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek hikâyesidir. Bu eserde Türklerin denizkızından türeyişi anlatılmıştır. Beyaz Gemi romanında ise Türklerin geyik anadan türeyişi mitine yer verilmiştir.

Bu bağlamda, Cengiz Aytmatov’un anlatılarında genel olarak dikkatimizi iki husus çekmektedir. Bunlardan ilki, Aytmatov’un hikâyelerinde milli unsurların alegori ve sembollerle zenginleştirilerek evrensele ulaşma çabası içinde olmasıdır. İkinci olarak, geyik motifinin bu eserlerde hürriyetin sembolü olarak kullanılmasıdır. Geyik, Sovyet Rusya’sı döneminde esaret altında yaşayan Kırgız halkının daralıp bunaldığı esaretten kurtaran, koruyan ve varlığını bir şekilde devam ettiren tanrısal bir erk, bir tür merhamet kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmamızda Beyaz Gemi romanında yaratılış ve türeyiş mitolojisi incelenecektir.

Anahtar kelimeler: Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi, destan, mitoloji, yaratılış, türeyiş, geyik.

CREATİON AND DERİVATİON MYTHOLOGY FROM BEYAZ GEMİ OF CENGİZ AYTMATOV

ABSTRACT

Tales, epics and folk tales, which are the living space of mythology and mythology, are ext-remely important in terms of forming a nation's memory. For there, it will be possible to find historical events that have passed by a tribe, their psychological and sociological projections, and hidden reflections on culture, values and beliefs.

Turks have maintained their liaison with their mythological values in every civilization and culture department they have entered throughout history, and have continued their lives by changing and transforming them in new belief systems.

Sacred animal motifs are frequently encountered in Turkish mythology. The most famous of these motifs, most of which are religious and mystical, is undoubtedly the wolf. Deer takes the second place after the wolf. The deer refers to the creative goddess along with the tree mother, and in this respect stands out in many written and oral narratives.

Cengiz Aytmatov, the great novelist of the Kyrgyz lineage, which is the property of world literature, has processed the events that took place in the shadow of war and in the middle of nature in his novels. These are usually love, a sense of love of homeland and a longing for liberty. Aytmatov is an artist who has frequently and skillfully used folk beliefs and mytho-logical material in his fictional works. The novelist made references to the issue of creation and derivation, especially in his two novels. The first of these is the Ala Dog Running along the Sea. In this work, the derivation of the Turks from the mermaid is explained. In the novel Beyaz Beyaz, the myth of Turks descend from deer is included.

In this context, two points draw our attention in general in the narratives of Cengiz Aytmatov. The first of these is that in Aytmatov's stories, national elements are enriched with allegories and symbols and try to reach the universe. Secondly, the deer motif is used as a symbol of freedom in these works. The deer emerges as a kind of source of compassion, a divine power that rescues, protects and somehow survives the captivity of the Kyrgyz people living in cap-tivity during the Soviet Russia period. In this study, the mythology of creation and derivation will be examined in the novel Beyaz Gemi.

Keywords: Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi, epic, mythology, creation, derivation, deer.

GİRİŞ

Türk Mitolojisinde Geyik

Mitolojinin yaşam alanı olan masallar, destanlar, halk hikâyeleri ve diğer edebi anlatılar, bir milletin hafızasının teşekkül etmesi açısından fevkalade önemli edebi türlerdir. Zira orası top-lumsal belleğe dair bir takım intiba ve algıların depolarıdır. Bireyler, zihin dünyalarında oradan sosyal ve psikolojik alışveriş yapmakta, mazi ile an arasında bir etkileşim başlatarak geleceğe aktarımlar yapmaktadır. Aynı maziyi paylaşan bireylerin depoları ne kadar dolu ve ağırsa o nispette millet olma süreçleri hızlanacak ve ortaya sımsıkı, sarsılmaz bir bağ çıkacaktır. İşte bu bağa sosyolojide kültür, bu bağın meydana getirdiği insan topluluğuna da millet diyoruz.

Türkler tarih boyunca girdikleri her kültür dairesinde mitoloji ile ilişkisini sürdürmüş, mitolojik kavramların arkasında yatan hakikatleri aktüel inanç sistemleriyle birleştirerek varlığını günümüze kadar getirmiştir. Örneğin, o nedenle Türk destan ve masallarının hem İslam öncesi hem de İslam sonrası varyantı bulunmaktadır. Detaylarda farklılaşmalar olmakla birlikte, bu metinleri günümüze taşıyan izlek ve motifler pek değişmeden hayatiyetini sürdürmüştür.

Türk mitolojisine bakıldığında bazı hayvan motiflerinin sıkça kullanıldığı görülmektedir. Bunların en başında geleni hiç şüphesiz kurt motifidir. İlk olarak Orhun Kitabelerinde itiba-ren karşımıza çıkan Kurt, daha sonraki devirlerde de devam etmektedir. Türk varlığı ile kurt arasındaki gizemli ilişki Çin kaynaklarında da karşılığını bulmuş, orada Türklerin gücü ve varlığını devam ettirmedeki kararlılığı kurt ile özdeşleştirilmiştir. Durmuş’a göre (2009, s. 103) kurt bazen Türkleri doğuran, bazen emzirip gözeten müşfik bir ana bazen de yol gösteren bir önderdir.

Kurt motifinden sonra en sık karşılaşılan hayvan motifi geyik’tir. Nitekim Hunlar’ın menşeine dair efsanelerde geyiğe büyük yer verildiği, yapılan arkeolojik kazılar sonucu elde edilen malzemelerde rastlanan geyik figürlerinden anlaşılmıştır (Aytaş, 1999, s. 162). Yine Orhun bölgesindeki Tonyukuk Abidesinin Güney Cephesinde “Geyik yiyerek, tavsan yiyerek oturu-yorduk” (Ergin, 1983: 53) ifadesi de bu anlamda dikkat çekicidir. Kurt gücü sebebiyle korkulan ve bu şekilde yüceltilen bir hayvan iken, geyik birden çok anlama gelmektedir. Buna göre geyik evvela tüketilen, karın doyuran bir hayvandır. Gerçi, Orhun Kitabelerinin bir yüzünde vahşi ormanlarda yaşayan vahşi geyiklerden bahis açılsa da, mesele ana hatlarıyla böyledir. Türk mitolojisinde geyik en çok yol gösterici olma özelliğiyle karşımıza çıkmaktadır:

Eski Hun avcıları kendi âdetlerine göre bir sürgün avı yapıyorlarmış. Avlana avlana Maeotis bataklıklarının iç kısımlarına doğru gitmişler. Bu sırada nereden geldiğini bil-medikleri bir dişi geyik çıkmış karsılarına. Başlamış dişi geyik onlara bataklığa doğru yol göstermeğe. Onlar da ellerinde olmadan dişi geyiğin pesinden gitmişler. Geyik bazen gidiyor ve bazen da durarak onlara bakıyormuş. Avcılar geyiği ha vurduk, ha vuracağız derken, iyice bataklığın içine girmişler. Az sonra bataklığın öbür kenarı görünmüş. Hâlbuki Hunlar bu bataklığı geçilmez bir okyanus kadar büyük görürlermiş. Bataklığın karsı yakasında ise İskitlerin memleketi varmış. Hun avcıları İskit memleketine ayak basar basmaz, geyik de birdenbire kaybolmuş. (Ögel, 1993, s. 578).

Dede Korkut destanında ise geyik, doğduklarında beşik kertmesi yapılan ancak birbirlerinden henüz haberi olmayan Bamsı Beyrek ile Banı Çiçek’i bir araya getirmektedir (Ergin, 1969, s. 59). Geyik motifi bazı efsanelerde de doğrudan merhameti temsil etmiştir. Geyik, ağaç ana ile birlikte yaratıcı tanrıçayı ifade etmektedir (Dalkesen, 2015, s. 58). Orhun Kitabeleri’nden Divan-ı Lügati’t Türk gibi çağdaş anlatılara kadar pekçok yazılı kaynakta geyik motifi görülmektedir.

Diğer kültürel unsurlar gibi geyik motifi de Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınmış, İslam sınırları içinde küçük bir dönüşüm geçirerek günümüze kadar ulaşmıştır. Daha düne kadar pekçok evin duvarını süsleyen halı ve işlemelerde görülen boynuzlu geyikler bu tespitimizin numunesidir. Yine bugün Anadolu’da hala pekçok yörede mezar taşlarında geyik motiflerine rastlanması da boşuna değildir. Edebiyatta, resim sanatında ve mimaride tecessüm eden kutsal geyik motifi, büyük ölçüde büyü ve nazarla ilişkili bir tercihtir.

Bugün Anadolu’da geyik motifinin güçlü bir biçimde tebarüz ettiği pekçok efsane veya halk anlatısı vardır. Bunlardan bir tanesi Alageyik Efsanesi’dir. Efsane, sevdiği kızı gerdek gecesi odasında bırakarak geyiğin peşine giden bir adamı anlatır. Halil bir ala geyiğin peşinde dağlarda can verirken, sevdiği adamın bir geyik uğruna canını vermesini kabullenemeyen Zeynep kendini bir uçurumdan aşağı bırakır. Efsane bu kadarla sınırlı değildir. Birbirine kavuşamayan bu iki aşığın mezarı üzerinde her yıl iki çiçek açar. Çiçekler büyüyüp birbirine değemeden bir geyik gelip bu çiçekleri yer. Bu efsanede anlatılan hikâye Orta Asya’da sıkça anlatılan geyik hikâyelerine neredeyse tıpa tıp uymaktadır. Oralarda da bir ala geyiğin peşinden giden gençler vardır. Geyiğin izini sürerken bir bakır dağa gelindiğinde dağ ikiye ayrılır ve geyik buradan içeri girerek sır olur.

Anadolu’daki sıkça anlatılan geyik efsanelerinden birine de Bursa şehri ev sahipliği yapar. Geyikli Baba ismiyle nam salan bir Anadolu dervişi Orhan Gazi’nin ordusunda yer alır. Bizans topraklarına yapılan fütuhatlarda karşımıza çıkan bu alp-gazi tipi, bir geyiğin sırtında kılıç sallamaktadır. Bir taraftan geyiğe binerken diğer taraftan mahiyetindeki geyiklerle birlikte düşmana taarruz eden Geyikli Baba’nın bu tavrı yine doğrudan Orta Asaya dönemindeki şaman tutumunu akıllara getirmektedir.

Ali Çelik’in Trabzon yöresinden derlediği bir efsaneye göre (1999) göç sırasında çaresiz ka-lan bir kadın çocuklarını bir ağacın kovuğuna bırakmak zorunda kalır. Bir zaman sonra geri döndüğünde çocuklarını orada bulamaz ve dövünmeye başlar: “Ey gidi dünya çocuklarımı buraya bırakmıştım, dünya bana bir şamar attın” (s. 144) Derken az ileride bir kıpırdanma olur, zavallı kadın oraya yöneldiğinde bir geyikle karşılaşır. Geyiğin az öteye çekilmesinden sonra çocuklarının ağzının sütle dolu olduğunu fark eder. Çocuklar güzelce beslenmişler, balık gibi olmuşlardır. O günden sonra yörede geyik eti yenmemiştir. Kısacası Anadolu kültürü, kaynaklarını en eski Türk mitolojisinden alınan nice geyik sembolleriyle doludur.

Aytmatov ve Beyaz Gemi

Cengiz Aytmatov, Türk kültür ve edebiyatını bütün dünyaya tanıtmış büyük bir romancı, aynı zamanda gazeteci, mütercim, diplomat ve siyasetçidir. Kuşkusuz, Kırgız Türkleri’nin Manas Destanı ile beraber dünya kültür hayatına mâl olmuş iki büyük değerinden biridir. Eserleri onlarca dile çevrilmiş, her yaştan okur tarafından ilgiyle takip edilmiştir.

Cengiz Aytmatov, 1928’de o günkü SSCB sınırları içinde kalan Kırgızistan’ın Talas şehrinde doğmuş, mücadele, çile ve edebiyatla dolu bir hayatın ardından 2008’de vefat etmiştir. Eserleri yüz elliden fazla dile çevrilmiş olan Kırgız Türklüğünün bu büyük evladı, sadece yazdıklarıyla değil, verdiği mücadelelerle de ülkesi için büyük değer ifade etmektedir. Cenazesinin Başkent Bişkek’in az ilerisinde bulunan istiklal ve devrim şehitlerinin de bulunduğu Ata Beyt’te olması, kendisine verilen yüksek değerin sembolüdür. Birbirinden seçkin roman ve hikâyelerinde, savaşı, tabiatı, tarihi ve aşkı işlemiştir. Er Manas, kadim Kırgız boyunun dünü ise, Aytmatov da bugünüdür.

Aytmatov’u dünya çapında yazar hadise ise Cemile romanıyla ilgilidir. Buna göre 1958 yılında Rusça olarak neşredilen eser bir yıl sonra Louis Aragon Cemile'yi Rusça’dan Fransızca’ya çevirerek Avrupa’da yayımlar. Eserin önsözünde hikâyeyi Batı edebiyatlarının büyük aşk ro-manlarıyla ve tiyatro eserleriyle karşılaştırarak, Cemile için “dünyanın en güzel aşk hikâyesi” ifadesini kullanır:

İşte şimdi şurada, Villon'un, Hugo'nun, Baudelaire'in Paris'inde kralların ve devrimlerin Paris'inde; ressamların yüzyıllık Paris'i olmakla övünen, her taşı ya bir tarihi ya bir efsaneyi hatırlatan şu Paris'te, bir şarkıda dendiği gibi, öyle çok âşık yaşamış ki, hangi-sini alacağını bilemiyorum. Her şeyi görmüş, geçirmiş, okumuş şu Paris'te, Werther, Berenice, Antoine ve Kleopatra, Manon Lescaut, Education Sentimentale, Dominique, hepsi birdenbire gözümden düşüverdi. Çünkü, ben Cemile'yi okudum. Romeo Juliette, Paolo ve Francesca, Hemani ve Dona Sol, artık bunların hiçbiri gözümde değil, çünkü ben İkinci Cihan Savaşı’nın üçüncü yılı yazında, 1943 yılının o Ağustos gecesinde Kurkureu vadisinde bir yerde zahire arabalarıyle giden Danyar ile Cemile'ye, bunların hikâyesini anlatan küçük Seyit'e rastladım. (Aytmatov, 1982, s. 8)

İşte Aytmatov’un dünya çapında bir romancı olma hikâyesi böyle başlıyor. Tebliğimizin konusu olan Beyaz Gemi romanı ise pekçok edebiyat eleştirmeninin de belirttiği gibi onun en nitelikli romanıdır.

Beyaz Gemi, anlatıcının daha en başta “Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona.” (s. 5) ifadesiyle balar. Balcıya göre (2008, s. 81) böyle bir giriş daha en baştan bir modern roman yazarıyla değil de sanki bir masal anlatıcısıyla karşı karşıya olduğumuz intibaını vermektedir. Sayfalar ilerledikçe romanın ana kahramanı olan çocuğun dürbünü ve çocuğun o dürbünle seyrettiği Issık Göldeki bir beyaz gemiye odak-lanırız. Çocuk her defasında elindeki dürbünle uzun uzun gemiye bakar. Gördüğü güzellik karşısında büyük bir heyecan duyar, yüreği kafesinden çıkacakmış gibi çarpmaya başlar. Ne zaman bir balığa dönüşeceğini, çaya atlayıp yüze yüze beyaz gemiye ulaşacağını düşünür. Gemi bu romanda hürriyeti sembolize etmektedir. (Kolcu, 2002, s. 159) İlerleyen sayfalarda çocuğun hayatına giren diğer eşyayla karşılaşırız. Bu bir çantadır. Sıradan bir okul çantasının ötesinde onun için bir sırdaş, hayallerini sakladığı bir kurudur adeta. Çocuk bir gece dedesinden sıkça dinlediği Boynuzlu maral Ana” masalını çantasına anlatmaya başlar. Okuyucunun Kırgızların beyaz renkli bir Geyik Ana’dan türediğine ilişkin bir efsaneyi öğrenmesi böyle başlar. Romanın 54 ile 69 sayfaları arasında yer bulan masala göre Yenisey boylarında (ki romanda bu nehrin adı Enesay’dır) yaşamakta olan Kırgızlar, bir gün ölen hakanlarını gömmek üzere Yenisey nehrinin kıyısında toplanırlar. Bu sırada düşman kabilelerden biri Kırgız kabilesine

saldırır ve onların toplanmasına fırsat vermeden hepsini öldürürler. Kırgız kabilesinde, o sırada ailelerinden izin almadan ortadan kaybolan bir kız bir erkek çocuğu dışında hiç kimse kalmaz. Geri döndüklerinde ne analarını ne babalarını bulurlar. Daha sonra düşmanların eline geçerler ve düşmanların hakanı, bunları öldürüp Yenisey nehrine atması için topal bir nineye verir. Çopur Topal Nine tam çocukları nehre atacakken yanlarında hüzün dolu kocaman gözleriyle süt gibi beyaz bir Geyik Ana peyda olur. Boynuzları sonbahar ağaçlarının dalları kadar çok ve büyük olan bu geyiğin memeleri bebekli kadın memesi gibi temiz ve dolgundur. Geyik Ana, Topal Nineye insanların iki yavrusunu öldürdüğünü, bu çocukları evlât edinmek istediğini söyler ve onları kendisine vermesini ister. Nineyi ikna eden Geyik Ana, çocukları kendi sütüyle besler ve büyütür. Daha sonra çocukları Kırgızların şimdi yaşadığı Issık-Göl’ün etrafındaki bu topraklara getiren Geyik Ana, onlara:

İşte yeni yurdunuz burasıdır. Artık burada yaşayacak, ekin ekecek, balık avlayacak, hayvan yetiştireceksiniz. Orada, barış ve huzur içinde binlerce yıl yaşayın. Soyunuz nesliniz çoğalsın, her tarafa yayılsın. Sizden gelenler sizin dilinizi hiç unutmasınlar. Analarının babalarının diliyle konuşmaktan, şarkı söylemekten zevk alsınlar. (s. 64)

der. Böylece Kırgızlar ebedî ve kutsal Issık-Göl’ün kıyısında kendilerine bir vatan buluş olurlar. Geyik bu eserde bağımsızlık sembolü, özellikle Ekim Devriminden sonra özgürlüklerini kaybeden Türk boylarının bir sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır. (Uzun, 2007, s. 731)

Romanda Mümin Dede, torununa bu masalı anlatırken geyiğin kendileri ve Buğu soyu için kutsal olduğunu, onları öldürmenin doğru olmadığını ve bir gün geri gelip onları buralardan kurtaracağını da söyler. Bu masala inanan çocuk, bir gün ormanda iken geyiklerin gerçekten geldiğini görür ve mutlu olur.

Fakat zavallı çocuğun mutluluğu kısa sürer. Zira romanın kötülüğü temsil eden kişisi Orozkul, tehdit yoluyla Mümin Dede’yi ormandaki geyikleri avlamaya zorlar. Romanda pasif iyiliği temsil eden Mümin Dede çaresizce söylenenleri yerine getirir. O gece bu avın şerefine bir içki partisi düzenlerler. Gece ayın ve yakılan ateşlerin ışığı altında dedesinin yerde yatmış halini gören çocuk, cepheden dedesinin başını görüntüsünü Orozkul’un baltalarıyla parça-lanan Maral Ana’nın siluetine benzetir ve korkudan sıçrar. Sonra uzaktan dedesine seslenir “Balık olacağım ben, duyuyor musun dede, balık olacağım ve yüzüp gideceğim buralardan” (s. 167) diye seslenir. Ardından çaya girer. Niyeti çayı yüzerek geçip Issık Göldeki beyaz gemiye ulaşmaktır. Zira o gemi onu küçükken kendisini terk edip başka yuvalar kuran anne ve babasına götürecektir. Ne var ki bir süre sonra çayın derin yerine gelir ve akıntının şiddeti arsında çırpınarak gözden kaybolur. Çocuk artık balık olup gitmiştir.

KAYNAKÇA

Aytaş, G. (1999). Türk Kültür ve Edebiyatında Geyik Motifi ve ‘Haza Destan-ı Geyik’, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş-ı Veli Araştırma Merkezi Dergisi,12, 161-170.

Aytmatov, C. (1982). Cemile, (Louis Aragon, “Dünyanın En Güzel Aşk Hikâyesi” çev. Şerif Hulusi). İstanbul: Yeni Dünya Yayınları.

Aytmatov, C. (1997). Beyaz Gemi. İstanbul: Ötüken Yayınları.

Balcı, Y. (2008). Beyaz Gemi’de Geçmiş ve Gelecek, Türk Yurdu, 253, 81-84.

Çelik, A. (1999). Trabzon-Şalpazarı Çepni Kültürü. Trabzon: Trabzon Valiliği İl Kültür Mü-dürlüğü Yayınları.

Dalkesen, N. (2015). Orta Asya’dan Anadolu’ya Türk Kültüründe Geyik Kültü, Milli Folklor,

27, 58-69.

Durmuş, İ. (2009). Bilge Kağan, Köl-Tigin ve Bilge Tonyukuk, Ankara: Maya Akademi Ya-yınları.

Ergin, M. (1969). Dede Korkut Kitabı. İstanbul: MEB Devlet Kitapları. Ergin, M. (1983). Orhun Abideleri. İstanbul: Boğaziçi Yayınları.

Kolcu, Ali İhsan, (2002). Bozkırdaki Bilge Cengiz Aytmatov. İstanbul: Akçağ Yayınları.

Ögel, B. (1993). Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar). Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi

Uzun, G. (2007). Cengiz Aytmatov’un Eserlerinde Yaratılış ve Türeyiş Sembolizmi, Turkısh Studies, 2/2 Spring, 723-735.

Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun