Yaratılış mucizesi bitkiler hakkında bilgi verir misiniz?
Değerli kardeşimiz,
SOME PLANTS FROM THE CREATION MIRACLE AND THEIR PRESENTATION
Prof. Dr. Hasan ÖZÇELİK
Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Isparta, Türkiye
Abstract
This study describes some botanical, ecological, medical and nutritional effects of plants which are considered very important in Islamic sources. Religious sources include many plants, including the most commonly mentioned figs (Ficus carica), palm (Phoenix dactylifera), olive (Olea europea), grape (Vitis vinifera), pomegranate (Punica granatum) and wheat (Triticum aestivum). Rose (Rosa spp.) is a plant that is identified with the Prophet Muhammed. The common and interesting features of these superior plants are described in this report. The common features of the plants are as follows:
Botanical features: They are all seeded, genetic diversity of them is over. In original species, siblinghood is over. Except wheat, they are in the form of trees/bushes. Olive is the longestlasting tree of the seeded plants in the world.
Ecological characteristics: Tolerances to the variety and conditions of the growing environment are high.
Economic characteristics: They are the most frequently used plants as food and medicine. The food values are very high, rich in minerals.
They are easily supplied and easily applied plants for medicinal purposes. No side effects have been identified in their use. The benefits of folding together are not antagonistic to one another.
Agricultural characteristics: Their yield is high. Harvest is easy.
Geographical features: Common plants. They are known, produced and used by most people. Their homeland is the Mediterranean region and its periphery. They are the plants that people have known and used since ancient times.
Symbolic values are higher: Date and olive are religious symbols.
Key Words: Wheat, Olive, Fig, Miraculous plants
YARATILIŞ MUCİZESİ BAZI BİTKİLER VE TANITIMI
Prof. Dr. Hasan ÖZÇELİK Özet
Bu çalışmada; İslami kaynaklarda çok önemli görülen bazı bitkilerin botanik, ekolojik, tıbbi ve beslenme üzerine olan etkileri anlatılmaktadır. Dini kaynaklarda çok sayıda bitki anlatılmakla beraber en çok bahsedilen İncir (Ficus carica), Hurma (Phoenix dactylifera), Zeytin (Olea europea), Üzüm (Vitis vinifera), Nar (Punica granatum) ve Buğdaydır (Triticum aestivum). Gül (Rosa spp.) ise Peygamber efendimizle özdeşleştirilen bir bitkidir. Bu bitkilerin ortak ve ilginç özellikleri bu bildiride anlatılmaktadır. Bu bitkilerin ortak özellikleri şöyle sıralanabilir:
Botanik özellikleri: Hepsi tohumlu bitkidir, tohumları çoktur. Tohumun meyve etine oranı yüksektir. Genetik çeşitlilikleri çoktur. Orijinal türlerde kardeşlenme fazladır. Buğday hariç, ağaç/çalı formunda bitkilerdir. Zeytin dünyada kapalı tohumlu bitkilerden en uzun ömürlü ağaçtır. Küçük tohumunda koca ağacın programını saklamak incir için mücizevi bir özelliktir.
Ekolojik özellikleri: Yetişme ortamı çeşitliliğine ve şartlarına toleransları fazladır. Kolay yetişir ve yetiştirilirler.
Ekonomik özellikleri: Gıda ve ilaç olarak en çok kullanılan bitkilerdir. Gıda değeri yüksektir. Mineral zenginidirler. Günlük ihtiyaçlarda en çok kullandığımız bitkilerdir. Beslenme bu bitkilerle yapılırsa hastalıklar azalır. Az miktarda yenilmesi bünyenin ihtiyacına kafi gelir. Çok fazla yenilmesi arzu edilmez. Sindiriminde zahmeti az, faydası çoktur.
İlaç amaçlı olarak kolay temin edilen ve kolay uygulanan bitkilerdir. Kullanımlarında herhangi bir yan etkileri tespit edilmemiştir. Hepsinin birlikte kullanımıyla faydaları katlanır, biri diğerine antagonistik değildir.
Tarımsal özellikleri: Verimleri fazladır. Hasadı kolaydır. Az emek ve masrafla yüksek verim elde edilebilir. İlaç atılmadan da yetiştirilebilen bitkilerdir. Ürünlerinin raf ömrü uzundur.
Coğrafi özellikleri: Yaygın bitkilerdir. İnsanların çoğu tarafından bilinir, üretilir ve kullanılırlar. Ana vatanları Akdeniz bölgesi ve çevresidir. İnsanların çok eski devirlerden bu yana tanıdığı ve kullanageldiği bitkilerdir. Sembol değerleri yüksektir.
Anahtar Kelimeler: Buğday, Zeytin, İncir, Mucizevi bitkiler
GİRİŞ
Canlılık olayı kadar mükemmel bir olay gösterilemez. Bir hücrenin canlılık olayı başlı başına üzerinde düşünülmesi ve araştırılması gereken bir olgudur Tüm yaratıklar Yüce Allah(CC.) ilim, irade ve kudretinin tecellisi olarak ortaya çıkmışlardır. Halen bilim insanları bir hücrenin nasıl canlılık özellikleri taşıdığını anlamakta zorlanmaktadır. Bu durum sitoloji(hücre bilimi) adlı bir araştırma sahasının var oluş sebebidir.
Tüm bitkiler içinde bazıları var ki, diğerlerinden en azından bazı özellikleriyle daha dikkat çekici ve ibret vericidir. Bu bitkiler kutsal kitabımız Kuranda, HZ. Peygamber’in yaşantısında, sohbetlerinde ziyadesiyle yer almıştır. Bu bitkilerden en tanınmışlarından birkaçı seçilerek botanik bilimi açısından tür bazında ve hepsinin ortak özelliklerini ortaya koyarak farklı bir bakış açısı ile açıklanmaya çalışıldı. Niçin bu bitkilere islamî kaynaklarda yer verildiği anlatılmaya çalışıldı.
İnsanoğlu, pek çok karşıladığı dağları, tepeleri, çayırları, otlakları, yamaçları ve dereleri, vadileri, havzaları daima birer tabiat eczanesi olarak görmüştür. 21. yüz yılda sentetik ilaçlarında yan etkilerinin de anlaşılmasından dolayı insanlar ihtiyaçlarını yine doğal yoldan tedarik etmeye yönelmiştir. Psikolojik iyileştirici, sakinleştirici, zayıflatıcı vb. bitki çaylarının ve tentürlerinin yanı sıra, Akupressur, Aromaterapi ve Ayurveda gibi alternatif tedavi yöntemlerine duyulan ilginin giderek artması pek çok kişinin, sağlık konusunda anlayışlarını değiştirmeye başladığının bir işareti olarak görülebilir. Bitkilerin kullanımında günden güne artış görüldüğünden tüm Dünya’da konunun önemi daha da artmıştır. Akdeniz bölgesi tıbbi ve aromatik bitkilerin ana vatanıdır.
Şifalı bitkilerle tedavi veya diğer adıyla koruyucu hekimlik ya da aromaterapi uygulamaları büyük bir dikkatle incelenmektedir. Bitkisel ilaçlarla tedavinin en önemli özelliklerinden biri; gıda şeklinde hazırlanarak canlı bünyesinin besin yoluyla desteklenmesi ve immun (direnç) sisteminin güçlendirilmesidir. Böylelikle bozulmuş olan dengesini organizma yeniden tesis edilebilir. Bitkilerle tedavi uzmanları lokal hastalıkların, bedensel ve ruhsal anlamda insanı tümüyle etkilediği tezini savunurlar. Tedavileri de bu teze uygun yöntemlere dayanır. Şifalı bitki çayları tüm bünyeyi etkiler. Bitki yağları ve tentürleri ile bedenin kendini iyileştirebilen doku, organ veya sistemlerine daha fazla canlılık kazandırılabilir ve akut rahatsızlıklara karşı lokal tedavi yöntemleri uygulanabilir.
Kültürümüzde hemen her hastalık için bugün uygulanan modern tıbba benzer uygulamalar vardır. Bu kültür derinliğine incelenmeli, korunmalı ve gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Yörükler / çobanlar bazı bitkilerin görüntüsünden kullanılış amacına yönelik bir anlayış geliştirmişlerdir. Mesela kiviyi enine keserseniz göz halini alır. Demek ki göze faydalıdır. Fasülyeye bakılırsa böbreği andırır, böbrek hastalıklarına iyi gelir. Cevizin iç kısmı insan beynine benzer, beyinle ilgili hastalıklara iyi gelir… Dikenli bitkiler ve kaba tüylü bitkiler zehirsiz, güzel görünüşlü ve hayvanların yemediği bitkiler zehirli olur… gibi.
Çoban ve yörük kültürünün deneyimleriyle çare bulduğu bazı rahatsızlıklara modern tıp cevap vermemekte veya verememektedir. Parmak çıkığı, ayak çıkığı, kalça çıkığı, eğe kemiği eğilmesi, göbek düşüğü, büyü, sihir, nazar, incinme, yel, mayasıl gibi olguların modern tıpta net bir karşılığı yoktur. Kucağında ağır yük taşıyarak göğüs kemiklerini eğmiş olan bir kişiye yaşlı bir kadının kibar elleri ile iç organlara batan kemiği doğrultması modern tıpta pek rastladığımız bir olgu değildir. Analiz yapmakla, filim çekmekle, ameliyat yapmakla eğilen kemik doğrultulabilir mi? Parmağınız bir yere kısılıp ezildiğinde ya da bir vuruk olayında bir tatlı hamur (pekmez ile un karışımı) olayını kaç modern hekim bilir. Sürülen ilaçlar, verilen ağrı kesiciler bu ezilmeyi tedavi edebilir mi? Ağrıyı kesmek tedavi midir? Çıkık olayını anlasa bile kaç hekim çıkığı el becerisi ile ameliyatsız olarak yerine getirebilir. Modern hekimlerde el becerisinin zayıf olduğunu bilmek gerekir. Milletimizde yüzyılların tecrübesi olan ve hakkında hadis olan nazar olayını kaç modern hekim biliyor ve kabul ediyor?
Maddi hastalıkların ana kaynağı manevi hastalıklardır. Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür. Bir atasözümüzde der ki ‘nazar deveyi kazana, adamı mezara götürür’. Kültürümüzde dua çok önemlidir. Yörükler çadırını kurarken dua ile başlar. Düğününe besmele ve dua ile başlar ve bitirir. Velhasıl, her işe başlarken Besmele ile başlanır, Allah’a güvenilir, hayırlı olması temenni edilir. Eski tedavi metotlarımızda bitkiler dua ile kullanılırdı. ‘Ben sebebini yaptım, şifa Allahtandır’ denirdi. Hatta şifa için hastaya hekim bir işlem yaparken elini koyduğunda ‘benim elim el değil, Fatma anamızın elidir’ derdi ve HZ. Fatıma’yı şefaatçi yapar, O’nun mübarek eliyle yapılmış bir işlem olarak kabul et Allah’ım diyerek yakarırdı. Aşağıdaki buna benzer bir şiir var. Konuyu çok güzel özetliyor:
El benim, Damen senin; Ey Rahmetenlil alemin,
Şöhretim isyan benim; Sen af ile meşhursun.
Ya Resulallah
ITRİ
Türk-İslam kültüründe yaratıcı kullarına ya imtihan etmek için bela ve musibet verir ya da kulunun suçuna karşılık ceza verir. Umumi musibetler ise umumun hatalarından kaynaklanır. Bir müslüman bir hata gördüğünde ‘gücü nisbetinde eliyle, diliyle hatanın düzeltilmesine yardımcı olmalı; gücü yetmiyorsa kalbiyle buğz ederek hataya ortak olmamalıdır’. Musibetlerin kula bir ikaz, bir hatanın sonucu olduğu yazarını bilmediğimiz aşağıdaki şiirde ne güzel özetlenmiştir:
Kula bela gelmez, Hak yazmayınca; Hak bela yazmaz, Kul azmayınca; Hak kulundan intikamını Kul ile alır;
Diniirfan bilmeyen bunu Kul etti sanır; Bari emri olmayınca Sanma yaprak kıpranır.
Van’da halkımızın sık sık söylediği bir atasözümüz vardır: Ayağına diken batsa kalbini yokla. Yine
İslâm inancına göre; ‘Zalim yeryüzünde Allah’ın adaletidir. Allah onunla (başkalarından) intikâm alır. Sonra (döner), ondan da intikâmını alır’. Bilinmesi gereken hastalık ve musibetlerin rastgele bir şey olmadığı; hiçbir olayının başıboş ve bir tesadüf eseri olamayacağıdır.
Türkiye attarlarında satılan tıbbi bitkiler genellikle astım, bronşit, öksürük ve gribal enfeksiyonlarda, sindirim sistemi rahatsızlıklarında, böbrek taşı ve rahatsızlıklarında, iltihapları dağıtmak ve kurutmak için ve şeker hastalığında kullanılmaktadır.
Bu bildiri îslami temel kaynaklarda geçen bitkilerin botanik ve ortak özelliklerini belirtmek ve diğer bitkilerden farkını ortaya koymak amaçlı olarak hazırlanmıştır.
Kur’anda bitkiler anlatılırken sadece bireysel özellikleri anlatılmamaktadır. Çevre kirliliğine, çevrenin güzelleştirilmesine, diğer ekolojik faktörlere, canlılr üzerinde yaptığı etkilere, peyzaj değerine, topluluk halindeki özelliklerine vs. dikkat çekilmektedir. Peygamberimiz HZ. Muhammed (SAV) savaşta bile ağaçlara zarar vermemeyi önerir (Öztürk vd., 2009).
Bitkiler sadece doğayı süsleyen bir estetik unsuru değildir. Bitkilerden her gün yeni ilaçlar, gıdalar, boya maddeleri elde edilmekte ve insanlığın hizmetine sunulmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 500 tıbbi bitki türü bulunmaktadır. Tıbbi bitkilerin ekseriyetle bulunduğu familyalar örneğin Labiatae (Ballıbabagiller) familyasının dünyada gen merkezi Akdeniz bölgesidir. Aynı şekilde Türkiye’de meyve ağaçlarının yaklaşık % 70’ini oluşturan Rosaceae (Gülgiller) familyasının da gen merkezi de Akdeniz bölgesidir. Bir ağaç ömrü boyunca ürettiği oksijen, reçine, etken madde vb. ile odun değerinin en az 50 kat daha fazla ekonomik girdi sağlamaktadır. Otsu bitkilerin faydası biyokütlesinin maddi değerine oranla daha fazladır.
İnsanoğlunun terakkisinde hayvanların davranışlarını incelemek ve uygulamak çok önemli olmuştur. Mesela hamile bir fil doğumu yaklaştığında diğer zamanlarda yemediği bir ağacı kemirir ve doğum sancısını dindirir. Söğüt ağacından elde edilen aspirin de böyledir. Gözünde katarakt olan kedi, kediotunu dişleyip özsuyunu gözüne akıtarak gözünü açmaktadır. Bitkileri anlayabilmek için hayvanların davranışlarını izlemek de ayrı ve çok önemli bir yoldur. Bu bildiri İslami temel kaynaklarda geçen bazı bitkileri tanıtmak ve daha fazla yararlanma yollarını göstermek için hazırlanmıştır.
1. Çalışma Metodu
Bu çalışmada tanıtılan bitkiler İslam’ın temel kaynaklarında yer alan ve en yaygın bitkilerden seçilmiştir. Bu bitkilerin yer aldığı kaynaklar, kaynaklarda yer alan bilgiler ve Türkçe anlamı ayrı bir bölüm halinde düzenlenmiştir. Ayet ve hasisler sadece metin içerisinde kaynak olarak belirtilmiştir. HZ. İsa’dan da bazı konuya ilişkin bitkiler nakledilmektedir. Bitkilerin botanik, ekolojik ve coğrafi özelliklerinin çoğu yazar tarafından yazılmıştır. Kimyasal bileşim ve sistematik bilgiler çizelgeler halinde sunulmuştur. Diğer özellikleri literatüre bağlı olarak açıklanmıştır. Anlatılan bitkilerin dini kaynaklarda niçin öne çıktığı yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu yorumların sonunda Müslüman ülkelerde bölgesel bazlı Mucize Bitkiler Bahçesi kurulması önerilmiştir.
2. Yaratılış Mucizesi Bazı Bitkiler ve Tanıtımı
Bitkilerle İlgili Ayetler:
Bakara Sûresi’nin 266. Ayetinde; ‘herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor’.
En'âm Sûresi’nin 141. Ayetinde; ‘O, çardaklı, çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmalıkları ve
ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) bir birinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez’.
Ra'd Sûresi’nin 4. Ayetinde; ‘yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır’.
Meryem Sûresi’nin 23. Ayetinde; ‘doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. ‘Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!’ dedi’.
Meryem Sûresi’nin 25. Ayetinde; ‘Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün’.
Mü'minûn Sûresi’nin 19. Ayetinde; ‘onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz’.
Yâsîn Sûresi’nin 34, 35. Ayetinde; ‘meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?’.
Rahmân Sûresi’nin 68. Ayetinde; ‘içlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır’.
Vâkıa Sûresi’nin 27. ve 30. Ayetinde; ‘Ashab-ı yemin ki ne ashab-ı yemin! Ne mutludur onlar! Dalbastı kirazlar, 27 dolgun salkımlı muzlar, yayılmış gölgeler... Şırıl şırıl akan sular... Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler’.
Kâf Sûresi’nin 9, 10, 11. Ayetinde; ‘Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.
Tîn Sûresi’nin 1 ve 5. Ayetinde; ‘İncire, zeytine, Tur-i Sîna’ya ve şu emin beldeye (Mekke’ye) yemin ederim ki; gerçekten biz insanı en güzel bir şekilde yarattık”.
Nahl Sûresi’nin 67. Ayetinde; ‘Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra meyve suları bal ve güzel rızıklar elde edersiniz. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır’ (Anonim, 2018e,f).
Bitkilerle İlgili Diğer Bilgi Kaynakları:
Hz. Muhammed (ASM) şöyle buyurur: Ekmeğe saygı gösteriniz! Çünkü yüce Allah onu göklerin bereketinden indirmiştir ]Müsnedü’ş Şâmiyyîn, Taberânî, Hadis No: 15].
Hz. Aişe der ki; Peygamberimiz; ‘Ekmeğe saygı gösteriniz! Buğday ekmeğinin özelliğindendir ki, katık gerekmeden yenilebilir’ [Şuabü’l Îman, Beyhakî, Hadis No: 5481].
Enes ibni Malik (RA.) der ki: Peygamber Efendimiz akşam namazını kılmadan önce birkaç yaş hurma ile iftar ederdi. Eğer yaş hurma bulamazsa kuru hurma ile, kuru hurma da bulamazsa su ile iftar ederdi [Muhtasar-ı Sünen-i Ebî Dâvûd, Münzirî, Hadis No: 2255-2356].
Hz. Peygamber: ‘Acve cennet meyvesi gibidir. Zehirlenmeye karşı şifadır’, buyurmuştur [El-Câmi’, Ma’mer
b. Râşid, Hadis no: 20171].
Hz. Aişe: Vallahi ey kız kardeşimin oğlu (Urve) biz ayın hilalini görüyorduk. Sonra başka bir hilali, sonra başka bir hilali ki iki ayda üç hilal görüyorduk da Resulullahın evlerinde yemek pişirmek için ateş yanmazdı. Urve der ki; ‘ey teyzeciğim, o halde siz ne yer ve ne içerdiniz’ diye sordu: Yani iki siyah (su ve hurma) diye cevap verdi [Müsned, A. B. Hanbel, Hadis No: 24768].
Hz. Ali (KS.) şöyle buyurmuştur: ‘Narı içindeki zarı ile beraber yiyiniz, çünkü mideyi temizler’ [Müsned, A.
B. Hanbel, Hadis No: 23237]. (Anonim, 2018d).
Hazreti Ali (RA.) den bitkiler hakkında sözler:
- Günlük yemeye devam edin. O kalbi kuvvetlendirir. Unutkanlığı da giderir.
- Yiyeceklerin efendisi önce et, sonra pirinçtir.
- Gözü ağrıyan Hazreti Ali'ye (RA.); Kırmızı pancar yemelerini tavsiye etmiştir. Kırmızı pancar hastalıkların etkisini azaltır.
- Narı içindeki zarı ile beraber yiyiniz, çünkü mideyi temizler (Anonim, 2018d; Karabulut, 1993).
Hadis-i Şeriflerde geçen bitkiler açıklamaları aşağıda belirtilmektedir:
- Ekmeğe saygı gösteriniz. Çünkü Allahü Teâlâ onu göklerin bereketinden indirmiştir.
- İçinde hurma bulunmayan evin halkı açtır.
- Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile karpuzun soğukluğunu hurmanın harareti ile gideriniz.
- Her kim kalbinin düzgün çalışmasını isterse incir yemeye devam etsin.
- Zeytinyağını yiyiniz ve onunla yağlanınız. Zira o, mübarek, kıymetli ve değerli bir ağaçtan yetişmektedir.
- Udu hindiye kıymet veriniz. Onda yedi hastalık için şifa olduğu muhakkaktır. Boğaz şişliğinde tozu zeytinyağına karıştırıp buruna damlatılır.
- Sizlere çörek otunu tavsiye ederim. Zira bunda ölümden başka birçok hastalık için şifa vardır.
- Sizin narlarınızdan bir nar yoktur ki, içinde cennet narından bir tane bulunmasın.
- Yerden biten her bitkide şifa ve zehir vardır. Pirinç ise öyle değildir. Onda yalnız şifa vardır.
- Sarımsak yiyiniz ve onunla tedavi olunuz. Çünkü sarımsakta yetmiş derde deva vardır.
- Eğer ölüme şifa ve çare olan bir şey olsaydı sinameki olurdu.
- Sizlere sinameki ve Sennut’u yani tereyağı, bal ve kimyon karışımı tavsiye ederim. Zira bunlar ölümden başka her derde devadır.
- Ey Aişe, çorba pişirdiğiniz zaman kabağını çok koyunuz. Zira kabak üzüntülü kimsenin gönlünü güçlendirir.
- Yemekten evvel kavun yenirse kanı yıkar, hastalıkları giderir.
- Bağsur hastalığı olan İbni Abbas’a, “Gebere otunun çiçek ve tohumlarını alıp iyice döv, sonra sulandırıp içersin.
- “Ayağımız ağrıyor.” diyenlere; “Ayağınıza kına yakın.” buyururlardı.
- Mantar ekip dikmeden yetişen bir bitkidir. Suyu ise göz hastalığına şifadır.
- Yatmadan evvel maydanoz yemek, tatlı bir nefesle uyumaya, diş ağrısını gidermeye şifadır.
- Mercimek yemeye devam ediniz. Mercimeği yetmiş peygamber övmüştür.
- Telbineye (Arpa unuyla yapılan çorba) önem veriniz. Hastaya onu yediriniz.
- Sizden biriniz kalbi üzerinde bir ağırlık hissettiği zaman ayva yesin.
- Bir kimse bakla yerse, yemeye devam ederse Allahü Teâlâ o kimsenin yediği baklanın misli kadar hastalığını çıkarır.
- Hardal ve tere tohumuna kıymet veriniz. Zira Allahü Teâlâ bunları birçok derde deva kılmıştır.
- Hindibayı silkmeden yeyiniz. Zira cennetten üzerine damla düşmediği bir gün yoktur.
- Sirke ne güzel bir katıktır. ALLAH’ım sirkeyi bereketlendir. Çünkü sirke benden önceki peygamberlerin de katığı idi. Sirke bulunan ev katık sıkıntısı çekmez.
- Üzüm yiyiniz. Yorgunluğu giderir, sinirleri kuvvetlendirir, öfkeyi durdurur. Bir kişi günde yirmi bir adet kuru siyah üzüm yerse, cesedinde hoşlanmayacağı bir şey kalmaz.
- Mü`min, yaprağını hiç dökmeyen yeşil bir ağaca benzer (Anonim, 2018f ). Ağaçlardan bir ağaç aynen Müslüman adama benzer, yaprağı düşmez. Söyler misiniz bana hangi ağaçtır o?' Orada bulunanlar çöl ağaçlarına daldılar benim aklıma hurma olduğu geldi. Söylemeye niyetlendim ama baktım ki ben orada olanların en küçüğüyüm sustum. Efendimiz buyurdular ki : 'O ağaç hurmadır' "(Buhari,ilim14,50;Müslim, sıfatü’l-kıyamet 63; Tırmizi, emsal 79’e dayanarak Anonim, 2018f ).
Osmanlıca 1800’lü yıllarda basılmış, “Kenzü’s Sıhhati’l Ebdâniyye” adlı bir eserde geçen bilgilere göre yukarıdaki 26 maddelik liste hazırlanmıştır. Eser Osmanlıca 594 sahifedir.
HZ. İsa (AS.) ümmetine şöyle demiştir: Ey İsrail Oğulları. Saf su içiniz ve toprakta yetişen yeşil sebzeleri ve arpa ekmeğini yeyiniz. Buğday ekmeğinden sakınınız. Çünkü sizler onun şükrünü yerine getiremezsiniz (Karabulut, 1993).
Bu bitkilerden incir, hurma, zeytin, nar, buğday ve buğdaygillerden bazıları bu çalışma anlatılmaktadır.
3. Bazı Mucizevi Bitkilerin Tanıtımı
3.1.Triticum spp. (Buğday):
Botanik Özellikleri: Buğdaygiller (Poaceae / Gramineae,) familyasından tek yıllık, tohumu ve samanı için yetiştirilen otsu bir bitkidir. Saçak köklüdür. Yani kökleri toprak yüzeyine yakındır. Gövdelerinin içi boş ve boğumludur. Yaprakları şerit şeklinde, tabanı kınlıdır. Kını gövdeyi kuşatır ve almaşlı olarak dizilir. Arkeolojik kazılar sırasında buğdayın ilk kez Mezopotamya bölgesinde günümüzden yaklaşık 12000 yıl önce üretildiğine dair bulgular bulunmaktadır.
Ekonomik Önemi: En çok ürüne sahip bitkilerden belki de birincisidir. Buğday; ekmek ve bir çok hamurlu yiyecekler için en iyi un veren bir tahıldır. Günümüzde Triticum durum (makarnalık buğday, Triticum aestivum (ekmeklik buğday), Triticum compactum (bisküvilik buğday) ise protein içeriği ve yumuşak yapısından dolayı bisküvi imalatında Türkiye’de kullanılmaktadır. Dünya’da 3000 buğday çeşidi/genotipi tespit edilmiştir. Türkiye'de 500'den fazla çeşidi vardır.
Gıda olarak önemi: Halen dünyada en çok ihtiyaç duyulan ve ticareti yapılan tarım ürünlerinden biridir. Karbonhidrat bakımından zengin olduğu için tahıl grubunun önemli bir bitkisi sayılır. Tüm dünyada temel gıda maddesi olarak görülür. Dünyanın buğdaya olan ihtiyacı günden güne artmaktadır. Danesinde yaklaşık olarak
% 13 su, % 51-72 karbonhidrat, % 9-13 protein vardır. %1.5 oranında yağ bulunur. Proteinlerinin çoğu glutendir. 100 g buğday (karabuğday) yani bir porsiyonda; 343 kcal enerji, 3.4 g toplam yağ, 1 mg sodyum, 460 mg potasyum, 18 mg kalsiyum, 231 mg magnezyum vardır. Selenyum, manganez, fosfor, folik asit ve bakır gibi elementler bakımından zengindir. Otsu kısmına ‘ekin’ denilir. Öğütülerek saman yapılır. Hayvan yemi olarak kullanılır. Yerel çeşitlerin saman değeri fazladır.
Kışlık ve yazlık buğday denen grupları da vardır. Kışlık olanlar özellikle Ekim ayında ekilir, yazlık buğdaylar erken ilkbaharda ekilir. Yaz sonunda ya da sonbaharın başında hasat edilir. Bunun dışında buğday sertliğe, renge ve şekle göre de sınıflandırılır. Sert kırmızı buğday, sert beyaz buğdaylar ekmeklik buğdaydır (T. aestivum). Yumuşak kırmızı buğday, yumuşak beyaz buğday, makarnalık buğdaylar durum buğdayıdır (T. durum). Topbaş veya bisküvilik buğday T. compactum türüne aittir (Anonim, 2018a,b). Siyez, karakılçık, kızılca, sünter gibi çeşitleri bulunur. Yerel çeşitlerin bulguru daha kalitelidir. Yabani çeşitleri Suriye, Filistin ve Anadolu'nun bazı bölgelerinde yetişmektedir (Anonim, 2018b).
Tıbbi önemi: Kepekli unu ile beslenme hastalık miktarını azaltır. Unu ile pekmez karıştırılıp ezilen dokuya sarılırsa acıyı keser. Buğday yağının tıbbi değeri yüksektir. Kepekli ekmeğin sağlık için faydalı olduğu tıbben sabittir. Ekmeğin kepeği ne kadar az olursa sindirimi de o kadar zor olur.
Ekolojik ve coğrafi özellikleri: Türkiye'nin her bölgesinde üretilir. Özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetiştirilmektedir. Kuraklığa dayanıklı bir bitkidir. Bazı araştırıcılara göre; buğday ilk olarak Güney-Batı Asya'da ekilmiştir ki buna biz Himalya-Altay floristik alanı diyoruz. Diğer bazı araştırıcılara göre ise Nil Vadisi kabul edilmiştir. Gen merkezi teorisine göre; Anadolu buğday çeşitlerinin en zengin olduğu yerdir. Buğdayın tarımı ilk olarak Mezopotamya’da yapılmıştır. Mezopotamya, ilk medeniyetin kurulduğu yer olup bu günkü Güneydoğu Anadolu illerimiz, Kuzey Suriye, Güneybatı İran’ı kapsar. Şanlıurfa bu medeniyetin en önemli şehridir ve o zamanlar Ur şehri olarak anılmıştır. 12-13000 yıl öncesine kadar geriye giden bu dönemde en önemli bitki şüphesiz gıda bitkileriydi ve bunların başında buğday gelmekteydi. Sadece buğday değil, daha pek çok bitkinin tarımı Mezopotamya’da başlatılmıştır. Bu alan farklı medeniyetlere merkez olduğundan ve pek çok bitkinin gen merkezi olduğundan kültürü ve bitki çeşitliliği çok değişken ve fazladır. Buğdayın gen merkezi botanik biliminde Karacadağ (Siverek/Şanlıurfa) olarak bilinir. Hala Karacadağ’da yabani buğday popülasyonları biçilecek ve hayvan yemi yapılacak derecede gür olarak yetişmektedir.
Yayılış gösterdiği esas kıta Asya’dır. Avrupa'da ve Kuzey Afrika'da da ve Amerika’da üretildiği bilinse de ana vatanı Mezopotamya’dır. ABD’ye Türkiye’den götürülmüş olduğuna dair bilgiler vardır. Bu durumda dünyada buğdayın iki gen merkezi değil, tek gen merkezi vardır: O da Mezopotamya (Türkiye ve çevresi).
Buğdaygillerden diğer önemli bitkiler çeşitli yönleriyle aşağıda anlatılmaktadır:
Tahıl bitkilerinin tamamı Buğdaygiller (Gramineae / Poaceae) familyasının üyeleridir. Bu familya yaklaşık 525 cins ve 5000 tür ihtiva eder. Kozmopolit bir familyadır. Yeryüzünün hemen her tarafında üyelerine rastlanır. Her çeşit ortamda yetişebilen üyeleri vardır.
Gıda olarak kullanılan kısımları tohum veya meyveleridir. Meyve veya tohumlarının zerreler (küçük tanecik) şeklinde olması ayırt edici özellikleridir. Umumiyetle toz yani un haline getirilerek ve pişirilerek kullanılmaktadır. Bu gruba tahıl bitkileri, daneli bitkiler veya un veren bitkiler, un bitkileri ya da zahire denilmektedir (Çizelge 1). Tahıl bitkileri karbonhidrat özellikle nişasta bakımından çok zengindir. Protein ve yağ bakımından çok zengin değildir.
Tahıl bitkileri en eski kültür bitkileridir. Tarih boyunca insanoğlu için en önemli gıda maddesi olmuştur. Beslenme için lüzumlu olan karbonhidrat, özellikle de nişasta ve protein bakımından zengin olması sebebiyle tarımda çok önemli görülmüştür. Dünya genelinde tarımı yapılan en büyük bitki grubudur (Özçelik, 2018).
3.2.Oryza sativa (Pirinç): Ana vatanı Güney Asya'dır. Tarımda üretilen tek türü O. sativa’dır. Bitkisine ‘çeltik’, meyvesine/danesine ‘pirinç’ denir. Makine ile soyulmuş pirinç danelerinde protein tabakası tahrip olur ve geriye sadece nişasta kalır. Danelerindeki nişasta %72-80 civarındadır. Bu tip pirinç yenince B vitamini eksikliğinden ‘Beriberi hastalığı’ ortaya çıkar. Genellikle bu hastalığa Çin, Endonezya ve diğer Uzak Doğu'da rastlanır. Son yıllarda Terme (Samsun), Çorum ve Sinop civarında da yetiştirilir. Halen tropik ve subtropik bölgelerde ekiliyor. Yetiştirilmesi için sulak arazi lazımdır (Özçelik, 2018).
3.3.Hordeum spp. (Arpa): Arpanın ziraatte başlıca 2 türü kullanılır. Bu türler H. distichum, H. polystichum’dur. Besin değeri çavdara yakındır. Bir porsiyonda (100 g soyulmuş arpa); 354 kcal enerji, 2.3 g toplam yağ, 12 mg sodyum, 452 mg potasyum, 73 g karbonhidrat, 12 g protein, 33 mg kalsiyum ve 133 mg magnezyum taşır. Un imalinde az kullanılır. Daha ziyade hayvan yemi olarak değerlendirilir. Yabani arpaya Ön Asya'da rastlanmıştır. Bu tür ise Hordeum spontaneum olup, H. distichum kültür formunun orijinini teşkil eder. Buna göre arpanın vatanı Ön Asya olmaktadır (Özçelik, 2018).
3.4.Avena sativa (Yulaf): Tarımda kullanılan türü tektir ve A. sativa’dır. Bu bitki çok değerli bir hayvan yemidir. Ana vatanı bilinmemektedir. Yabani yulaf A. fatua önce yabani ot olarak buğday tarlalarına girmiş, sonra kültüre alınmıştır. Bir porsiyonda (100 g); 389 kcal enerji, 7 g toplam yağ, 2 mg sodyum, 429 mg potasyum, 66 g karbonhidrat, 17 g protein, 54 mg kalsiyum ve 177 mg magnezyum içerir.
3.5.Secale cereale (Çavdar): Ana vatanı Ön Asya'dır. Anadolu'da halen yabani tiplerine rastlanır. Ziraatte kullanılan türü Secale cereale'dir. S. montanum Türkiye’de yabani olarak yetişen ve buğday tarlalarına da yabancı ot olarak buğdaya karışan bir türümüzdür. Çavdarın bir porsiyonu (100 g); 337 kcal enerji, 1.6 g toplam yağ, 2 mg sodyum, 510 mg potasyum, 76 g karbonhidrat, 10 g protein, 24 mg kalsiyum, 110 mg magnezyum taşır. Çavdar dünyada 32- 35 milyon ha arazide ekilir. Ülkemizde yaklaşık 650 bin ha’da ekilir. Ekmeği siyahtır. Bilhassa proteince fakir olan beyaz ekmeğe oranla daha değerlidir. Birçok Avrupa ülkesinde çavdar ekmeği tercih edilir. Bazı köylerimizde ekmek buğday ve çavdar karışımından yapılmaktadır. Böylece beyaz ekmeğin protein değerinde bir yükselme olur (Özçelik, 2018).
Çizelge 1a. Türkiye’nin önemli tahıl bitkileri (Buğdaygiller) (Özçelik, 2018).
|
Türü |
Türkçe adı |
Kullanılan Kısmı |
Ekonomik Önemi |
|
Triticum spp. |
Buğday |
Tohumları (daneleri) |
Danelerinde %13 su, %51-72 nişasta, % 9-13 protein vardır. Ekmek, çorba, pilav ve un yapılır. |
|
Oryza sativa |
Pirinç |
Tohumları (daneleri) |
Danelerinde nişasta %72-80 oranındadır. Çorba, pilav ve un yapılır. |
|
Panicum miliaceum |
Darı |
Tohumları (daneleri) |
Boza, mama, ekmek ve un yapılır. |
|
Zea mays |
Mısır |
Tohumları (daneleri) |
Pişirilerek yenir, ekmek ve un yapılır. Hayvan yemi olarak değerlidir |
|
Avena sativa |
Yulaf |
Tohumları (daneleri) |
Ekmek ve un yapılır. Biskuvi gibi ürünlerin üzerine atılır. |
|
Secale cereale |
Çavdar |
Tohumları (daneleri) |
Nişasta oranı % 66, protein % 8’dir. |
|
Hordeum spp. |
Arpa |
Meyvası (daneleri) |
Nişasta % 69, protein % 7’dir |
Çizelge 1b. Türkiye’nin bazı önemli tahıl bitkilerinin gıda değeri (Özçelik, 2018).
|
Özet Bileşim |
Buğday |
Pirinç |
Tatlı mısır |
Sorghum |
Darı |
|
100 g ham porsiyon bileşimi |
Miktar |
Miktar |
Miktar |
Miktar |
Miktar |
|
Su (g) |
13.1 |
12 |
76 |
9.2 |
8.7 |
|
Enerji (kJ) |
1368 |
1527 |
360 |
1418 |
1582 |
|
Protein (g) |
12.6 |
7 |
3 |
11.3 |
11 |
|
Yağ (g) |
1.5 |
1 |
1 |
3.3 |
4.2 |
|
Karbonhidrat (g) |
71.2 |
79 |
19 |
75 |
73 |
|
Lif(g) |
12.2 |
1 |
3 |
6.3 |
8.5 |
|
Şeker (g) |
0.4 |
>0.1 |
3 |
1.9 |
|
|
Demir (mg) |
3.2 |
0.8 |
0.5 |
4.4 |
3 |
|
Manganez(mg) |
3.9 |
1.1 |
0.2 |
<0.1 |
1.6 |
|
Kalsiyum(mg) |
29 |
28 |
2 |
28 |
8 |
|
Magnezyum(mg) |
126 |
25 |
37 |
<120 |
114 |
|
Fosfor(mg) |
288 |
115 |
89 |
287 |
285 |
|
Potasyum(mg) |
363 |
115 |
270 |
350 |
195 |
|
Çinko(mg) |
2.6 |
1.1 |
0.5 |
<1 |
1.7 |
|
Pantothenicacid (mg) |
0.9 |
1.0 |
0.7 |
<0.9 |
0.8 |
|
Vitamin B6 (mg) |
0.3 |
0.2 |
0.1 |
<0.3 |
0.4 |
|
Folat (µg) |
38 |
8 |
42 |
<25 |
85 |
|
Thiamin (mg) |
0.38 |
0.1 |
0.2 |
0.2 |
0.4 |
|
Riboflavin (mg) |
0.1 |
>0.1 |
0.1 |
0.1 |
0.3 |
|
Niacin (mg) |
5.5 |
1.6 |
1.8 |
2.9 |
4.7 |
3.6.Olea europea subsp. sylvestris (Zeytin):
Botanik özellikleri: Familyası Oleaceae (Zeytingiller)’dir. Ana vatanı Doğu Akdeniz Bölgesi olarak kabul edilir. Yabani zeytin ülkemizde Akdeniz bölgesinde 800(-1000) m rakıma kadar yabani olarak yetişmektedir. Uzun ömürlü, geç büyüyen, daimi yeşil, tüm organları yağlı bir ağaçtır. Çiçekleri beyaz ve küçük, yaprakları elips şeklinde ve yaklaşık 2 cm boyunda, 1 cm eninde ve derisidir.
Ekonomik önemi:
Gıda olarak önemi: Hem meyve etinden hem de tohumundan (çekirdeği) yağ elde edilir. Meyvelerindeki yağ miktarı yaklaşık % 12’dir. Yağ damlacıkları mezokarp hücrelerinde toplanmıştır. Aynı zamanda zeytin kıymetli bir besin maddesidir.
Tıbbi önemi: Yağ elde edilirken zeytin kara suyundan son zamanlarda biyoaktif maddeler elde edilmiştir. Oleuropein bunlardan birisidir. İhraç ürünlerimizdendir. Bu madde zeytinin meyvesinden ziyade yapraklarında çoktur. Şeker ve kanser hastalıklarına karşı önemli bir antioksidanttır. Yağı göz ve karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Gövde kabuklarından kan şekerini ve tansiyonu düşürücü olarak faydalanılmaktadır (Özçelik, 1987).
Zeytin yaprağı ektsresinden günde 3 kez, enginar yaprağı ekstresinden günde 3 kez 1 tatlı kaşığı aç karına içilirse karaciğer temizlenir ve rahatlama hissedilir. Enginar meyvesi çok etkilidir. Enginar yoksa yaprağından yenilmelidir. Karaciğerdeki toksiditeyi giderir. Karaciğeri yeniler. Karaciğer sirozuna karşı iyi çok gelir.
Yağlar farklı şekilde sınıflandırılırlar. Bir sınıflandırmada; sabit ve uçucu yağ olmak üzere 2 gruba ayrılır. Uçucu yağlar aromatik bitkilerde çok bulunur ve besin değeri az veya yoktur. Sabit yağların gıda değeri yüksektir. Bir bitkide bulunan yağın sadece sabit yağ veya sadece uçucu yağ olması beklenemez. Çoğunluk hangisinde ise bitkinin grubu ona göre belirlenir. Mesela susamda, zeytinyağında hem uçucu hem de sabit yağ çokça bulunmaktadır. Sabit yağ amaçlı aldığımız gıdaları kokularıyla tanırız. İşte bu koku uçucu yağıdır. Kokladığımzda bu zeytinyağıdır, bu susam yağıdır vs. deriz. Zeytinyağında hem uçucu yağ hem de sabit yağ vardır. Sabit yağ oranı yüksektir. Özgül ağırlığı 0.9/lt civarındadır. Hatay, Antalya, Aydın, İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Yunanistan şeklinde bir dağılım grafiği çizer. Yunanistan’a yaklaştıkça zeytinyağının kalitesi artar.
Mardin, Derik ilçesinde eskiden kalma zeytin tarlaları vardır. Bu zeytinlikler koruma altına alınmıştır. Güneydoğu Anadolu’nun eski kültür bitkilerinden bir kalıntı olan bu zeytinlerden ‘Halhali zeytini’ Türkiye’deki en pahalı zeytindir. Yabaniye yakındır (Özçelik, 2016).
- Ficus carica (İncir / Yemiş):
Botanik Özellikleri: Akdeniz bölgesi bitkisidir. Yaprakları geniş, dilimli, nadiren bütün bir ağaç veya çalı. Darende (Malatya) ilçesinde ve Bursa tarafında bütün yapraklı incirler görülmüştür. Diğer alanlardakilerin yaprakları derin loblu, parçalıdır. Odunu, yaprakları ve meyvesi sütlüdür. Dioiktir(erkek ve dişi bireyleri ayrı, insanlar gibi). Erkek incire Toros köylüleri ‘mazı’ adını verir. Tozlaştırılması bir sinek vasıtasıyladır. Etli meyvesine de ‘incir/yemiş’ adı verilir. Yumuşak ve farklı büyüklüklerdedir. Çiçek durumu bir kovana benzer. Bu yapının içinde bulunduğundan çoğu kişi incirin çiçekli bitki olduğunu bilemez. Tüm organları sütlüdür. Sütünün kimyasal yapısı oldukça manalıdır. Sulak ve kurak farklı ortamlara tahammüllüdür. Rizomludur. Bitki yaşlandıktan sonra toprakaltı gövdelerinden tekrar vücut bulur. Çeşitleri pek çok fazladır, yüzlercedir.
Ekonomik önemi:
Gıda Olarak Önemi: Besleyici bir gıda olup hazmı kolaydır. Bütün meyvelerden daha besleyicidir.
Tıbbi Önemi: Zehirlenmeye karşı faydalıdır. Toroslardaki çobanlar hayvanlarını sabahleyin otlatmaya götürmeden önce incir yedirirler. Böylelikle sürüyü zehirlenmekten ve açlıktan dolayı zehirli bitkiler yemekten korumuş olurlar. Mideden balgamı temizler. Sinirleri yatıştırır. Kulunç, mafsal ve nikris ağrılarına ve felç hastalıklarına karşı faydalıdır. Ciğerleri güçlendirir. İç organlardaki tıkanıklıkları açar. İdrarını yapamayanlar için faydalıdır. Zayıf böbreklere, kalp çarpıntısına iyi gelir. Kalbi rahatlatır. Boğaz sertliğine ve göğüs ağrılarına karşı faydalıdır. Öksürük için gayet faydalıdır. İdrarı arttırır. Basur hastalığı ve mafsal ağrılarına karşı faydalıdır. Böbrek taşı ve mesaneyi temizler. Karaciğer ve dalağı güçlendirir. Barsakları yumuşak tutar ve iyi çalışmasına katkı sağlar. Yapraklarında bol bulunan Ficin bileşiği kansere karşı önemli ve tescilli bir bileşiktir. En iyi incir; beyaz, olgun ve kabuğu ince olanıdır. Yaşı kurusundan sıhhi açıdan daha faydalıdır.
Zeytinyağına konur ve 1 gün sonra yağı ile birlikte yenirse cinsel gücü arttırır. Su veya süt içinde kaynatılıp içilirse çiçek ve kızamık hastalıklarına karşı faydalıdır. Hamile ve emziren kadınlar için çok faydalıdır. Nezleye karşı faydalı olduğu gibi ağız ve diş eti yaraları için suyu ile gargara yapılır. Dişleri beyazlaştırır, diş etlerini güçlendirir. Ceviz, badem veya fıstık ile yenilmesi vücut direncini arttırır. Odununun külü zeytinyağı ile karıştırılıp yara üzerine sürülürse yara çabuk iyileşir. Barsaklarında iltihap olanlar fazla yememelidir.
3.8.Phoenix dactylifera (Hurma):
Botanik özellikleri: Sıcak iklimlerde yetişen ve kokusuz, tatlı bir meyve ve ağacıdır. Görünüşü hoş bir ağaçtır. Seyredilmesi ruha ferahlık verir. Arabistanda bolca yetiştirilir. Meyveleri orta büyüklükte, etli, tek ve iri tohumludur. Tohumu serttir.
Ekonomik önemi:
Gıda Olarak Önemi: Gıda Gıda, meyve, meşrubat, tatlı ve ilaçtır. Koruk, olgun ve kuru olarak yenilebilir. Arabistanda sadece hurma yemekle hayatını idame ettirenler bulunmaktadır.
Tıbbi Önemi: Vücuda hararet ve rutubet vericidir. Hurmanın süt ile macun yapılarak yenilmesi tavsiye edilir. Acve, Bereni, Sayhani, Cüzami gibi 50 kadar çeşidi vardır. Özellikleri birbirine yakındır. En meşhurları ise Acve ve Bereni’dir. Bol gıdalıdır, böbrekleri kuvvetlendirir, pirinç ile birlikte pişirilip yenirse şişmanlatır. Karaciğeri kuvvetlendirir. Mideyi temizler, tabiatı yumuşatır. Vücudu ısıtır, erkeklerde meniyi arttırır. Süt ile karıştırılıp içilirse cinsi gücü arttırır. İçine tarçın veya karanfil de katılırsa etki daha da artar Özellikle uykuya yatılacağı zaman yenilirse felç ve mafsal ağrılarına iyi gelir. Aç karına yendiğinde barsak kurtlarını döker. Hurma şırası mideye ağır gelir, fakat taze kan yapımını arttırır. Acve hurmasının şırası ve pekmezi balın sağladığı faydayı sağlayabilir. Hurma yapraklarının kurutulmuş tozunda yara vb. kurutma özelliği vardır. Ağıza, diş etlerine ve mideye faydalıdır. Çok yemek kaşıntı, uyuz ve baş ağrısı meydana getirir. Koruğunun yenmesi üzüm koruğu gibi kabızlık yapar. Hazmı zor ve gıda değeri azdır. Her ikisi de midede şişkinlik yapar (Karabulut, 1993).
3.9.Punica granatum (Nar):
Botanik Özellikleri: Gövdesi dikenli, sert ve odunu sarı boyalıdır. Yaprakları almaşlı dizilişli, oblong şekilli ve basittir. Çiçekleri büyük, kırmızı, tekli ve birkaçı bir arada, hoş kokulu, koyu kırmızı renktedir. Küçük ağaç veya çalıdırlar. Meyvesine de ‘nar’ denilir. Tatlı nar, Ekşi nar, Hicaz narı, Zivzik narı gibi çeşitleri vardır. Zivzik narı Siirt ve çevresine özgüdür. Akdeniz bölgesinde yayılış gösterir. Yabani ve kültür formları vardır. Yetiştirilmesi kolaydır. Rizomludur. Bitki yaşlandıkça rizom gövdelerinden tekrar yenilenir. Yetişmesi için ilaç istemez. Suyu çok sever. Çiçekleri geç açar ve kırmızı renkte, gösterişlidir. Meyvesi iri, 5 (-6) karpelli (bölmeli), her bölmede karpeller etli ve bu etli yapıdan itina ile dizilmiş etli tohumlar meydana gelir. Yenilen kısım işte bu etli tohumlardır. Tohumları etlenip yenilen ilginç bir meyve ağacıdır.
Ekonomik önemi:
Gıda Olarak Önemi: Etli taneleri çiğ olarak yenilir. Ekşi narın daneleri sıkılır. Suyu kaynatılarak yoğunlaştırılır. Buna ‘nar ekşisi’ denilir. Yemeklere ekşi tad vermek amacıyla ilave edilir. C vitamini bakımından zengindir. Nar daneleri ayıklandıktan sonra kurutulur, toz hale getirilip satılır. Tozu yemeklere ilave edilir. Tokluk hissi verir. Tohumlarından kahve yapılıp içilir. Nar kabukları tanen bakımından zengindir. Yün ve gıda boyası olarak ekonomik önemi yüksektir. Nar meyvesinin suyunun, meyve kabuğunun odunlarının boyası çıkarılır. Yün boyamada ve gıda boyamada kullanılır.
Tıbbi Önemi: Tatlı nar vücudu ısıtıcı ve nemlendiricidir. Mideye gayet faydalıdır. Hafif kabızlık yapıcıdır. Boğaz, göğüs ve akciğer için faydalıdır. Öksürüğe karşı faydalıdır. Suyu bağırsakları yumuşatıcıdır. Cinsel arzuyu tahrik eder. Ateşli hastalara iyi gelmez. Ekşi nar soğutucu ve kurutucu özelliklere sahip olup hafif kabızlık yapar, mide iltihabına karşı faydalıdır. HZ. Ali: Narı etli kısmı/zarı ile birlikte yiyiniz. Mideyi tabaklayıp temizler demiştir. Safrayı teskin eder. İshali keser. Kusmayı engeller. Vücuttaki artık maddeleri yumuşatır. Karaciğerdeki harareti söndürür. Organları kuvvetlendirir. Safradan meydana gelen kalp çarpıntısına, kalpte ve mide gazından meydana gelen ağrılara karşı faydalıdır. İçindeki etli kısım ile birlikte narın suyu çıkarılıp birazcık bal ile merhem kıvamına kadar pişirilir ve onunla göze sürme çekilirse gözdeki sarılığı keser ve oradaki rutubeti temizler. Diş etleri üzerine sürüldüğü zaman çürümeye karşı faydalıdır. Tatlı nar ile ekşi narın suları etli kısımları ile birlikte çıkarılarak kullanılırsa karnı yumuşatır. Bağırsaklarda kokuşmuş bulunan rutubetleri azaltır. Günaşırı nöbetle gelen sıtma hastalığına karşı faydalıdır.
Narçiçeği cerehatli yaralar için kullanılır. ‘Her sene narçiçeğinden 3 adet yutan kimse göz ağrısından korunmuş olur’ denilmiştir. Yemekten sonra nar yemek mide bozulmasını önler. En iyisi çekirdeği az olanıdır. Ekşisinden ‘naneli nar’ şurubu yapılır. Narın her çeşidi kalp çarpıntısına karşı faydalıdır. Nar şurubu ağrıları keser. Kabuğu ishali durdurur. Suyu ve çekirdeği bağırsak kurtlarını öldürür. Kabuğu ile birlikte çıkarılmış suyu kan kaybı, basur kanaması, burun zarı kanaması, diş etleri kanamasına karşı faydalıdır. Nar şurubunda tatlılık ve ekşilik karışık olmakla beraber ateşli hastalıklarda hararetin, şiddetli sıcaklarda susuzluğun giderilmesinde gayet faydalıdır. Nar kabuğu suda kaynatılıp berraklaştıktan sonra birkaç defa az miktarda içilirse ishali keser. Balın nar ile birlikte devamlı olarak belirli bir miktarda yenilmesi kalp hastalıklarına karşı çok faydalıdır. Nar kabuğunun kurutulmuş tozu bal ile karıştırılıp macun yapılır. Çiçek hastalığı olan kişinin cildine birkaç gün merhem gibi sürülürse faydalıdır.
Mayhoş nar; hem botanik özellik hem de etki bakımından diğer iki narın ortasında yer alır. Fakat hafifçe ekşi nar özelliğine doğru meyillidir. Nar çekirdeği dövülüp bal ile karıştırıldıktan sonra tırnak etrafında, parmak uçlarında meydana gelen dolama ve habis yaralara karşı faydalıdır (Karabulut, 1993).
3.10.Vitis vinifera (Asma/Tevek/
Botanik Özellikleri: Yumuşak odunlu, sarılıcı çalılar. Gövde yükselici ya da yere yatık. Yaprakları palmat loplu, almaşlı dizilişli ve iridir. Çiçekleri küçük, beyaz, salkım (simoz, panikula) şeklinde bir yapıda dizilmişlerdir. Ermemiş meyvelerine ‘koruk’, ergin meyvelerine ‘üzüm’, bitkisine de ‘asma / tevek’ adı verilir. Akdeniz ülkelerinde dağlarda yabani olarak yetiştir. Eski bir tarım bitkisidir. Mısırda çok ünlüdür. Babil döneminde üretimi ve çeşitliliği çok ün yapmıştır. Dünya’daki 7 harikadan biri ‘Babil Asma Bahçeleri’ olarak bilinir. Demir bakımından zengin olan Akdeniz bölgesi topraklarını çok sever. Türkiye’de 1200-1300 kadar asma çeşidi bulunur. Hızlı büyüyen bir meyve bitkisidir. Meyveleri bakka (üzümsü) tipi olup içinde bol miktarda su olduğundan sıcak dönemlerde yenmesi su ihtiyacını da karşılar.
Ekonomik önemi:
Gıda olarak önemi: Meyvelerinde Fe (demir) iyonu çoktur. Demirin yoğunluğu arttıkça üzümün ve pekmezinin rengi koyu kahve/siyaha döner. Siyah üzümde demir oranı daha yüksektir. Ak üzüm pekmezinde nispeten demir daha azdır. Rengin koyuya gidişi aynı zamanda üzümdeki glikoz oranının da göstergesidir. Türk toplumunda özellikle göçebecilik yaşantısında olanlarda ve kırsal kesimde yaşayanlarda çok tercih edilen bir meyvedir. Üzümünden pekmez yapılır. Pekmez de pek çok ürüne altyapı olarak kullanılır.
Tıbbi Önemi: Pekmezi kansızlığa karşı yenilir. Soğuğa direnmek için bolca yenir. Yaprakları salep, greyfurt ve zeytinyağı ile yenirse kadın hastalıklarına karşı faydalıdır. Çekirdeklerinden elde edilen yağ da sıhhi amaçlı olarak içilir. Vücut direncini arttırır.
3.11.Rosa spp. (Gül):
Botanik Özellikleri: Dikenli, çok gövdeli, 1-3 (-6) m boyunda çalılar. Yapraklar imparipinnat, almaşlı dizilişli, kışın ekseriyetle dökülücü. Çiçekler tek veya birkaçı birarada, yalınkat veya katmerli. Çiçekler çeşitli renklerde, ekseriyetle pembe ve kokulu. Meyve bakka tipinde, yumurta ya da mekik şeklinde, genelde turuncu renklidir. Türkiye güllerinin 70 türe bağlı 400 yerel, 100-150 kadar da ekzotik olmak üzere 500 civarında genotipten müteşekkil olduğu tahmin edilmektedir. Gen merkezi Isparta-Konya arasındaki Dedegül dağıdır. Tarımı yapılan ve yabani formda olan çok sayıda türü vardır. Esas kokulu güller: R. damascena, R. alba, R. moschata, R. semperflorens, R. odorata, R. gallica, R. borboniana ve R. versicolor’dur. Meyvesi ilginçtir. Tüylü ve çok sayıda çekirdekleri vardır. Genellikle meyveleri turuncu renktedir. Güş çalılarının üst kısmı kuşlar, alt kısmı ise yılanlar için güvenli bir barınaktır ve şifalı bir bitki grubu olduğundan çevresindeki hayvanlara bir şifahane görevi yapar. Yabani hayvanlar için beslenme ve barınak amaçlı olarak önemli bitkilerdir. Meyveleri ayılar için önemli besin kaynağıdır. Ekolojik dengede önemi fazladır.
Ekonomik önemi: Çiçeklerin kraliçesi olarak kabul edilen güller; gösterişli ve hoş kokulu çiçekleri yanında süs bitkileri, kozmetik ve parfümeri, gıda ve tıp sektörlerindeki yaygın kullanımları ile dünyadaki en önemli bitkilerdendir. İnsanlık tarihinden daha eski bir geçmişe sahip olan güller, hoş kokuları ve görüntü güzelliğiyle insanlar tarafından eski çağlardan beri yetiştirilmiş ve değişik amaçlarla kullanılmıştır (Özçelik ve ark., 2011; Özçelik, 2018).
Gıda Olarak Önemi: Gül şurubu, gül reçeli, gül sirkesi, gül lokumu, gül kahvesi gibi çok sayıda gıda ürünü üretilmektedir. Son yıllarda posasından gıda boyası üretilmiştir. Bu amaçla kullanılan güller yağ gülleridir. Özellikle R. damascena Miller’dir.
Peyzajda Önemi: Güllerden tıbbi amaçlı olarak en az 5000 yıldır faydalanıldığı bilinmektedir (Özçelik ve ark., 2011). Peyzajda kullanılan en önemli türü R. odorata (Andrew) Sweet’tir.
Tıbbi Önemi: Güllerden ekonomik kazanç elde etme çeşitli kullanımlarla mümkün olmaktadır. Bunların başında; gıda, süs, peyzaj/estetik, ilaç/tedavi, kozmetik, süs eşyası vs. gelmektedir. Güller geçmişten günümüze kadar sadece süs veya estetik amaçlı değil, aynı zamanda dini, sosyal, kültürel ekonomi, endüstri, sağlık ve kozmetik alanlarında önemli yer tutmuştur. Kısacası günlük hayatımızın her safhasında önemli yer tutan gül, en gözde bitkilerin başında gelmektedir.
Güllerden tıbbi amaçlı olarak en az 5000 yıldır faydalanıldığı bilinmektedir. Türkiye’de endüstriyel amaçlı gülcülük Göller Yöresi’nde Rosa damascena Mill.’nın (Isparta gülü, Yağ gülü) tarımının yapılması ve çiçeklerinin 25 civarında fabrikada işlenmesiyle kazanç elde edilmesine dayanmaktadır. Türkiye genelinde 40 civarında yağ gülü genotipi olduğu tahmin edilmektedir. Bu kazanç sadece Isparta ilinde yaklaşık 20.000 ailenin geçim kaynağıdır. Son zamanlarda meyve gülü, boya gülü, kesme çiçek, minyatür gül, cam gül gibi terimler ortaya atılmakta, gülcülük çeşitlendirilmektedir. Peyzaj gülleri de baston gül, dikensiz gül, sarmaşık ve oturak gül gibi sınıflandırılmaktadır. Gülden gül yağı, gül konkreti, gül absolütü ve gül suyu (gülab) elde edilmektedir. Bu hammaddeler kozmetik, parfumeri, temizlik ürünleri, gıda ve şekerlemede yararlanılma yoluna gidilmekte, ürünler çeşitlendirilmektedir. Dünya gülyağı ihtiyacının yaklaşık %65’i Türkiye’den karşılanmaktadır. Türkiye’de gülden elde edilen ürünlerin toplam sayısı 150 civarındadır. Gümüşhane ve Tokat illerimizde, gül meyvesinden marmelat, soğuk ve sıcak içecekler halinde işleyen fabrikalara yenileri eklenmektedir. Bu fabrikalar hammadde (kuşburnu meyvesi) sıkıntısı çekmektedir. Bunun dışındaki kullanımlar evsel ihtiyaçlar için veya peyzaj amaçlı yapılmaktadır. Rosa damascena türünün tıbbi bir bitki olduğu, bu bitkiden elde edilen yağlı gülsuyunun antiseptik özellik taşıması nedeniyle diş çekimlerinden sonra yara iyileştirici ve dezenfektan olarak kullanılabileceği, kanserli fareleri iyileştirdiği, psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.
Kültürel Değeri: ‘Gül’ ismi Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Osmanlı döneminde tezyinat güllerine Arapça ve Farsça isimler veriliyordu. Gül-i sadberg (yüz yapraklı gül), Gül-i râna (Güzel gül), Gül-i ziba (Süslü gül), Verd-i handan (Gülen gül), Verd-i Muhammedi (Muhammedi gül) bunlardan bazılarıdır (Baytop, 2001). İran’da kullanılan ‘Gola Mohammadi’ ifadesi Türkçe’de ‘Muhammedi gül’ anlamına gelmektedir. Bu adlandırma, Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaygındır. Adlandırmada; gülün kokusu esas alınmıştır. Bu koku diğer güllere pek benzemez. Daha keskin ve hoş kokuludur. Medine ve diğer kutsal topraklardan yayılan kokuya benzer bir kokusu vardır. Gül’ün HZ. Muhammed’in(SAV) terinden yaratıldığına dair düşüncelerin bir yansıması olarak bu isim verilmiştir. Camilere, türbelere mezarlıklara bitkileri dikilir, resimleri çizilir. Amacı Peygamber Efendimizi hatırlatmasıdır.
Yine bu anlayışın sebebiyle gül çiçeklerin kraliçesi Rosa L. (Gül), Rosaceae (Gülgiller) familyası içinde sınıflandırılan hoş kokulu ve güzel görünüşlü türlere sahip bir cinstir (Özçelik ve Orhan, 2014).
Osmanlı döneminde kazanç elde etmek için deneme mahiyetinde çok sayıda gül çeşidi devlet eliyle ülkenin (Anadolu) pek çok yerine dağıtılmıştır. Her bölgede bugün görebildiğimiz eski bahçe güllerimizin temeli bu uygulamalara dayanmaktadır. Bu konuda en önemli ferman, Sultan II. Abdulhamit Han’a aittir. Günümüz Türkiye’sinde sadece Göller Yöresi’nde yağ gülcülüğü, ancak ülkenin hemen her bölgesinde peyzaj amaçlı gülcülük yapılmaktadır.
İnsanlık tarihinden daha eski bir geçmişe sahip olan gül, hoş kokusu ve cezb edici güzelliğiyle çağlar boyunca yetiştirilmiş ve kullanılmıştır. Güllerden tıbbi olarak en az 5000 yıldır faydalanılmaktadır. Modern tıbbın kurucusu sayılan Hippokrates (M.Ö. 460-377) ve Plinus (M.S. 23-79), Dioscorides (M.S. 40-90), Galenus (M.S. 129-199), İbn-i Sina (M.S. 11.y.y.), İbnül-Baytâr (M.S. 13. yy.) gibi dünyaca ünlü tıp hekimleri gülün tedavide kullanımı üzerine önemli bilgiler vermişlerdir. 14. yüzyılda yazılan Edviyeyi Müfrede ve 15. yüzyılda yazılmış olan Hazâ’inü’s-Saâ’dât’ta gül ve gül suyunun faydalarından bahsedilmektedir. Osmanlı döneminde nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların gül bahçeleri içerisine yapılmış pansiyon tipindeki evlerde musiki dinleterek tedavi edildiği ifade edilmektedir. Hayatizade Mustafa Efendi’nin eserlerinde ve “Tıbbı Nebevi” adlı eserde gül yağı hakkında çok sayıda faydalanma usullerinden bahsedilmektedir. Belki de bu nedenle ülkemizin her köşesinde çok sayıda yerli çeşitlerimiz halkımız tarafından bilinçle ve istekle yetiştirilmektedir. Bu gün de halkımız evsel ihtiyaçlarını (gıda, tebabet ve kozmetik amaçlı), karşılamak amacıyla bahçesinin bir köşesinde birkaç kök gül yetiştirmektedir. Her yörenin rağbet gösterdiği gül çeşitleri hatta türleri bile farklı olabilir (Özçelik, 2018).
Gülün diğer süs bitkilerine üstünlüğü tartışılmaz derecede insanoğlunun beğenisini kazanmıştır. Türkiye açısından en önemli gül, şüphesiz yağ gülüdür. Gülcülüğün temeli R. damascena’ya dayanmaktadır. Günümüz Türkiye’sinde sadece Göller yöresinde yağ gülcülüğü yapılmakta ve yöreye önemli miktarda girdi sağlamaktadır.
Güllerin faydası saymakla bitmez. Bu faydalanma yöntemlerinden belki en önemlisi tedavi alanında güllerin hak ettiği önemin belirlenmesidir. Bir proje kapsamında gerçekleştirilen bir çalışmada, gül kokusunun nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda stresin neden olduğu baş ağrısı üzerine etkileri hekim gözetiminde hastalara anket uygulama metoduyla incelenmiştir. Buna göre; seçilen hastalar üzerinde stresin neden olduğu baş ağrısının gül kokusu yardımıyla azaldığı, gül kokusunun kişilerde rahatlatıcı etkiler yaptığı, uyku bozukluklarını düzenlediği, kişilerin yaşantılarını olumlu yönde etkilediği (%51 oranında); etkilenmede cinsiyet, yaş, kültür ve geçim standartlarının da etkili olduğu tespit edilmiştir. %51 başarı grafiğinin %70’ini kadınların, %30’unu ise erkeklerin oluşturduğu görülmüştür (Özçelik vd., 2011).
3.12. Bakliyat (Baklagiller) Grubu:
Leguminosae / Fabaceae familyasından olup kısaca ‘bakliyat’ olarak bilinir. Sebze grubunun en önemli kısmını bakliyat grubu bitkiler oluşturur. Bu bitkilerin familyası Türkiye’de 2. büyük familya olup, “Flora of Turkey” adlı eserin (Davis, 1965-1988) 3. ciltini tek başına doldurmuştur. Bu nedenle Türkiye’nin ne kadar bakliyat grubu zengini olduğu anlaşılabilir.
Çok üretimi yapılan bir gruptur. Protein bakımından çok zengindirler. Yağ bakımından zengin olan türleri de vardır. Karbonhidrat bakımından fakirdirler. Gıda zehirlenmelerinin önemli bir kısmı bu grup bitkileri çok tüketenlerde görülür. Sebebi ise protein bakımından zengin oldukları için canlı bünyesindeki proteinler tarafından kabul edilmeyişleridir. Bu tür zehirlenmelere protein zehirlenmeleri denir (Çizelge 2). Gut hastalığının protein zehirlenmeleri ile kuvvetli ilişkisi vardır. Fasülye, soya, mercimek gibi bitkilere ‘fakirin et yemeği’ yakıştırmaları vardır. Bu ifade bu gıdaların protein bakımından zengin olduğunu ifade etmektedir. Ancak insanların ihtiyaçları açısından bitkisel proteinler başka hayvansal proteinler başkadır.
Çizelge 2. Türkiye’nin sebze olarak kullanılan önemli bakliyat bitkileri (Özçelik, 2018).
|
Türü |
Türkçe adı |
Kullanılan Kısmı |
Ekonomik Önemi |
|
Lens culinaris |
Mecimek |
Tohumları |
Lifli ve protein, B vitamini, demir (Fe), kalsiyum (Ca), manganez (Mn), sodyum (Na), Bakır (Cu), çinko (Zn) ve fosfor (P) mineralleri açısından zengindir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Enerji verir ve yorgunluğu giderir. Kan yapımını arttırır. Anne sütünü attırır. Kolesterolü düşürür. Kalp krizi riskini azaltır. Göğüs ağrılarını hafifletir ve öksürüğü keser. |
|
Cicer arietinum |
Nohut |
Tohumları |
A, C, K, B6, B12 ve E vitaminleri taşır. Özellikle A vitamini ve beta karoten açısından zengindir. Kalsiyum, magnzeyum, Demir, bakır, potasyum, fosfor veselenyum açısından zengindir. Bol enerji verir. Nohut suyu cilti korur. Akciğeri temizler. Aç karına yenilmesi barsak kurtlarını öldürür. Sindirimi kolaylaştırır. Kan hücrelerinin sayısının arttırır, hemoglobini artırır ve tuzları temizler. |
|
Faba vulgaris |
Bakla |
Meyve veya tohumları |
Tüylenmeyi önler. |
|
Pisum sativum |
Bezelye |
Meyve veya tohumları |
|
4. TARTIŞMA VE SONUÇLAR
Tanıtılmaya çalışılan bitkilerin ortak özellikleri aşağıdadır:
Botanik özellikleri: Mantar hariç, hepsi tohumlu bitkidir ve tohumları çoktur. Tohumun meyve etine oranı yüksektir. Genetik çeşitlilikleri çoktur. Orijinal türlerde kardeşlenme fazladır. Buğday hariç, ağaç/çalı formunda bitkilerdir. Zeytin dünyada kapalı tohumlu bitkilerden en uzun ömürlü ağaçtır. Kurudu sanıldığı zaman toprak altındaki rizom gövdelerinden tekrar meydana gelir. Küçük tohumunda koca ağacın programını saklamak incir için mücizevi bir özelliktir. Diğer bitkilerin tohumu incirden daha iri olduğundan o kadar dikkat çekmez. Ancak incir tohumu büyüklüğüne oranla uzun süre çimlenme özelliğini kaybetmeyişi, meyvede çok sayıda meydana gelişi, kocaman bir ağacın programını taşıması ile dikkati çeker.
Ekolojik özellikleri: Yetişme ortamı çeşitliliğine ve şartlarına toleransları fazladır. Kolay yetişir ve yetiştirilirler. Suyu sevmekle birlikte kuraklığa da dayanıklıdırlar. Bir çöl ortamını yeşertebilecek en iyi bitki hurmadır, palmiyedir. Suriye’nin Palmira antik kenti adını palmiyeden almıştır. Kavurucu sıcaklarda bu bitkilerin çöl ortamında yetişmesi ancak mucize olarak ifade edilebilir. Çölde yaşayan insanlar ve hayvanlara bir barınak, bir sığınak ve bir gıda kaynağıdırlar. Hepsi Akdeniz ülkelerinin ya da Akdeniz’in etkisi altındaki ülkelerin bitkileridir. Peygamberlerin çoğunluğu bu bölgede gelmişlerdir.
Ekonomik özellikleri: Günlük ihtiyaçlarda en çok kullandığımız bitkilerdir. Gıda ve ilaç olarak en çok kullanılan bitkilerdir. Gıda değeri yüksektir. Mineral zenginidirler. Beslenme bu bitkilerle yapılırsa hastalıklar azalır. Az miktarda yenilmesi bünyenin ihtiyacına kâfi gelir. Çok fazla yenilmesi arzu edilmez. Sindiriminde zahmeti az, faydası çoktur.
İlaç amaçlı olarak kolay temin edilen ve yemek suretiyle kolay uygulanan bitkilerdir. Kullanımlarında (aşırı tüketim hariç) herhangi bir yan etkileri tespit edilmemiştir. Hepsinin birlikte kullanımıyla faydaları katlanır, biri diğerine antagonistik değildir.
Tarımsal özellikleri: Verimleri fazladır. Hasadı kolaydır. Az emek ve masrafla yüksek verim elde edilebilir. İlaç atılmadan da yetiştirilebilen bitkilerdir. Mantar hariç ürünlerinin raf ömrü uzundur. Nar, buğday başağı, gül, incir çok tohumlu olarak meydana gelir. Zeytin ve hurma tek çekirdekli (eriksi) meyvedir. İncir, hurma, zeytin ve buğday, pirinç, kabak gıda açısından çok önemli bitkilerdir. Kabak ve pirinç içerisinde zehirli bileşik taşımayan tarım bitkileridir. Gül, sarımsak ve çörek otu ise çok amaçlı bir bitki grubudur.
Coğrafi özellikleri: Akdeniz bölgesinde yaygın bitkilerdir. Ana vatanları Akdeniz bölgesi ve çevresidir. İnsanların çoğu tarafından bilinir, üretilir ve kullanılırlar. İnsanların çok eski devirlerden bu yana tanıdığı ve kullanageldiği bitkilerdir. Bu bölge dünyada insanların birim alana en çok düştüğü bölgedir. İnsanların çoklukla yaşamak için tercih ettiği bölgedir. Peygamberlik görevinin en çok ifa edildiği coğrafi alandır. Belki de bu nedenle kutsal kitaplarda bölgenin bitkilerinden önde gelenleri yer almaktadır.
Sembol değerleri yüksektir: Hurma ve zeytinle oruç bozmak sünnettir. Dini bir sembol mahiyetindedir. Zeytin ile gül barışı ve dostluğu; incir ağacı üretkenliği, buğday ise bereketi ve tarımı temsil eder. Müslümanlar gülün Peygamber Efendimizin (SAV) terinin kokusundan yaratıldığına inanırlar ve bu nedenle gül üzerine çok şiir yazılmıştır. Lale de çiçek yapısı ile lafzullaha benzetilmiştir. Bu nedenle cami, türbe vb. yerlere gül ve lale resimleri çok çizilir ve bu 2 bitki grubu ebru sanatının temeli olmuştur. İncir, zeytin ve hurma yumuşak gövdeli, aynı zamanda meyve ve gölge ağaçlarıdır. Azameti temsil eder. Nar ise gücü, asaleti ve tehlikeyi temsil eder. Nar meyvası adeta bir yeşil kubbenin altında 5 ayrı kıtada yer alan dağlardan yeşeren ağaçlara benzetilebilir. Tohumları etlenerek yenilen, bol sulu bir meyvedir. Tohumları besleyici ve tokluk hissi veren bir özelliğe sahiptir. Gül hayat yolunun dikenlerle dolu olduğunu, ama bu yolun sonunda güle yani hedefe ulaşıldığını anlatan bir bitkidir.
Lale ve gül isimleri Kur’anda geçmemektedir. Lale ve Lafzullah ebced hesabına göre 66 etmektedir. ‘Yaratanın yarattığında tecellisi’ anlamına gelmektedir. Lale çiçeğinin 6 yaprağı imanın 6 şartını ifade ettiği kanaati yaygındır. Tasavvufta, edebiyatımızda ve inancımızda Peygamber Efendimiz (SAV) gül ile sembolize edilir. Gülün gonca hali halvet (insanın Allah ile beraber olması), gülün açmış hali de birliğin kesret (çokluk) olarak görülmesini temsil ediyor. Kur’anda sahifeler arasında işaret olarak secde gülü, hemse gülü, aşere gülü, cüz gülü, hizip gülü belli bölüm ve özellikleri temsil ediyor. Yüksek sesle okunan ve ‘gülsesi’ anlamına gelen katılımlı duaya ‘gülbank’ adı verilir.
Kısmen özellikleri anlatılan bu bitkilerin detay özellikleri ana metinde anlatılmaktadır.
Çizelge 3. Bazı mucizevi bitkilerin adları ve ekonomik önemleri (Özçelik, 2018).
|
Punicaceae
Punica granatum L. |
Nar |
Çiçek |
Çayı demlenir |
Şeker, tansiyon (1), kabızlık etkisi vardır. İdrar söktürücü, ağız yarası, bağışıklık sistemi güçlendirir. |
|
Lythraceae
Lawsonia inermis |
Kına |
Yapraklar |
Yaprakları toz haline getirilir. |
1- Ciltteki mantar hastalıklarında, baş ağrısı (sirkeyle), uyuz (tereyağıyla) kaşınan yere sürülür). Egzamaya faydalıdır. 2- Macun halinde kullanılır, emerek yutulur; kronik faranjitte, ses kısıklığında kullanılır. |
|
Poaceae / Gramineae
Triticum vulgare |
Buğday |
Bitkinin tamamı, tohum kabuğu (kepeği). |
Çayı demlenir, lapa yapılır |
1-Çayı böbrek taşı düşürmede çok etkilidir. İdrar söktürücüdür (1) mesane ve göğüs ağrılarına iyi gelir (badem yağı ve balla) , kepeksiz buğday ekmeği şişmanlatır. Mideyi rahatlatır. 2-Çimlenmiş buğday tohumu zihin yorgunluğuna iyi gelir. 3-Kepeğinin çayı; Kabızlık, kansızlık, öksürüe iyi gelir, 4- Kepeğin tütsüsü haşeret kovucu, ağaç çiçeklerini koruyucu, 5- Kepeğin sirkeyle karışımı uyuza faydalıdır. 6- Kepeğin lapası süt şişkinlerini indirir. Kepek kaynatılıp 1 gün bekletildikten sonra süzülüp sirkeyle karışımı çocuk pişiklerine kullanılır. Yan etki: Çiğ buğday yemek bağırsakta kurt yapar. |
|
Ranunculaceae
Nigella sativa |
Çörek otu |
Tohum |
Çayı ve macunu yapılır, yağı çıkarılır. |
Tüm hastalıklarda kullanır.1 çay kaşığı çörek otu tohumu yemekten önce yenirse zayıflatır, yemekten sonra yenirse kilo aldırır (çiğnenerek yenmesi lazım). Kansere umuttur. Baş ağrısı, diş ağrısı, humma problemlerine iyi gelir. Tütsüsü haşereleri öldürür. |
|
Rosa canina |
Kuşburn u |
Meyve |
Marmelat, suyu çıkarılır çayı demlenir |
İdrar söktürücü, kan temizleyici, şeker hastalıkları, soğuk algınlığı, böbrek kumu, karaciğer rahatsızlığı olanlarda yağlı yemek öncesi içilir. |
|
Rosa gallica |
Gül |
Çiçeği |
Suyu çıkarılır, marmelat yapılır. |
Kan temizleyici. Ağız içi yarası için gargara yapılır, göz kızarıklığı için göze pansuman yapılır, ter kokusu için içilir. |
|
Poaceae Oryza sativa |
Pirinç |
Tohum |
Yemeği, pilavı yapılır |
Zehirsiz bir bitkidir. Karbonhidrat ve B vitamini zenginidir. |
|
Avena sativa |
Yulaf |
Tohum |
Yemeği, pilavı yapılır |
Yemekten önce yenirse zayıflatır. |
|
Hordeum vulgare |
Arpa |
Bitkinin tamamı |
Çayı demlenir |
1- Çayı böbrek taşı düşürmede çok etkilidir. İdrar söktürücüdür. Vereme karşı faydalı, cilt temizliği yapılır, karaciğeri kuvvetlendirir ishal kesicidir. 2- Arpa tohumu çimlendirilerek yenir; Midebağırsak hastalıkları için faydalıdır. Yan etki: Tansiyonu yükseltir. |
|
Triticum L. spp. |
Buğday |
Tohum |
|
Pekmezle unu karıştırılır, eziklere sarılır, kepeği pekmezle yenir, kuvvet vericidir. |
|
Moraceae
Ficus carica |
İncir |
Meyve |
Çiğ yenir, hoşafı yapılır. |
Hemoroid ve eklem ağrıları. Kızamık (sütle kaynat) zehirlenmeyi önler, anne sütü artırıcı, karaciğer tıkanması, saraya ve tansiyona iyi gelir. Yan etki: Fazlası şişkinlik yapar, kilo aldırır. |
|
Cucurbitaceae
Cucurbita moschata |
Bal kabağı |
Meyve, meyve lifleri, çekirdek |
Yemeği yapılır, suyu çıkarılır, lapası yapılır |
Suyu kabızlık ve baş ağrısı, Kabağın lifi ağrıyan yere konur sırt ağrılarını keser. Bir avuç kabak çekirdeği aç yenirse tenya, solucan, kurt öldürücü özelliği vardır. Bal kabağı lapası çıban ve vücut şişkinliklerine iyi gelir. Zekayı geliştirir. |
Çizelge 4a. Meyve olarak kullanılan bazı yaygın mucizevi bitkiler (Özçelik, 2018).
|
Bitki adı (Türkçe / Latince) |
Kullanılan Kısmın Botanik Bilimindeki Adı |
Familya (Latince /Türkçe) |
|
Phoenix dactylifera |
Meyve |
Palmae (Palmiyegiller) |
|
İncir (Ficus carica) |
Meyve |
Moraceae (Dutgiller) |
|
Üzüm (Vitis vinifera) |
Meyve |
Vitaceae (Asmagiller) |
|
Nar (Punica granatum) |
Tohumları |
Punicaceae (Nargiller) |
|
Muz (Musa paradisiaca) |
Partenokarp (Döllenmesiz meyve) |
Musaceae (Muzgiller) |
|
Kavun (Cucumis melo) |
Meyve |
Cucurbitaceae (Kabakgiller) |
|
Karpuz (Citrullus lanatus) |
Meyve |
|
|
Salatalık / Hıyar (Cucumis sativus) |
Meyve |
|
|
Mersin (Myrtus communis) |
Meyve |
Myrtaceae (Mersingiller) |
|
Ananas (Ananas comosus) |
Meyve |
Bromeliaceae (Ananasgiller) |
|
Akdut (Morus alba) |
Meyve |
Musaceae (Muzgiller) |
|
Kiraz (Prunus avium) |
Meyve |
Rosaceae (Gülgiller) |
|
Ayva (Cydonia oblonga) |
Çizelge 4b. Çeşitli amaçlarla kullanılan bazı yaygın mucizevi bitkiler
|
Bitki adı (Türkçe / Latince) |
Kullanılan Kısmın Botanik Bilimindeki Adı |
Familya (Latince /Türkçe) |
|
Zeytin (Olea europea subsp. sylvestris) |
Meyve/Tohum |
Oleaceae (Zeytingiller) |
|
Kına (Lawsonia inermiş) |
Yaprak |
Lythraceae (Kınaağacıgiller) |
|
Sinameki (Cassia angustifolia) |
Yaprak |
Fabaceae / Leguminosae (Baklagiller) |
|
Mercimek (Lens culinaris) |
Tohum |
|
|
Bakla (Faba vulgaris) |
|
|
Kabak (Cucurbita spp.) |
Meyve |
Cucurbitaceae (Kabakgiller) |
|
Çörekotu (Nigella sativa, N. damascena) |
Tohum |
Ranunculaceae (Düğünçiçeğigiller) |
|
Udi Hindi, Ödağacı (Aquilaria agallocha) |
Rizom, Odun ve yaprakları |
Thymelaeaceae (Serçediligiller) |
|
Buğday (Triticum spp.) |
Meyve |
Poaceae / Gramineae (Buğdaygiller) |
|
Pirinç (Oryza sativa) |
||
|
Arpa (Hordeum spp.) |
||
|
Kebere/Gebere (Capparis spp.) |
Yaprak, Tomurcuk, Meyve |
Capparaceae (Kebereotugiller) |
|
Kimyon (Carum carvi) |
Tohum |
Apiaceae / Umbelliferae (Maydanozgiller) |
|
Maydanoz (Petroselinum crispum) |
Tüm toprak üstü aksamı |
|
|
Hardal (Sinapis spp.) |
Tohum |
Brassicaceae / Cruciferae (Hardalgiller) |
|
Tere (Lepidium sativum) |
Tüm toprak üstü aksamı |
|
|
Hindiba (Cichorium spp.) |
Tüm toprak üstü aksamı |
Asteraceae / Compositae (Ayçiçeğigiller) |
|
Sarımsak (Allium sativum) |
Kök hariç tüm bitki |
Liliaceae (Zambakgiller) |
|
Mantar (Morchella spp.) |
Topraküstü kısmı |
Morchellaceae (Kuzugöbeğigiller) |
Çizelge 5. Türkiye’nin sebze olarak kullanılan kabak bitkileri (Özçelik, 2018).
|
Türü ve Türkçe adı |
Familyası |
Kullanılan Kısmı |
Ekonomik Önemi |
|
Cucurbita maxima (Helvacı kabağı) |
Cucurbitaceae (Kabakgiller) |
Meyveleri |
Kızartma gıdalarda kabaklar çok önemlidir. Meyve etindeki lifler sindirimi kolaylaştırır. Metabolizmayı düzenler. Bu grupta zehirli bileşikler yoktur. Tohumları özellikle yağ açısından oldukça önemlidir. Çerez olarak da kullanılırlar. Son yıllarda çerez amaçlı kabak çeşitleri ıslah edilmiştir. |
|
Cucurbita pepo (Sakız kabağı) |
|||
|
Cucurbita moschata (Balkabağı) |
Kutsal kitabımız Kur’an’da Müslümanlar arasında azami irtibat, topluluk oluşturma gibi ifadeler en az 15 ayette geçiyor. Bitkileri anlatılan, altından ırmaklar akan, cennet gibi insanların hoşlandığı mekanlardan en az 150 yerde bahsediliyor. Kur’an bitkilere çok önem veriyor. Onların yaratılışından, renginden, kokusundan, gölgesinden vb. sağladığı faydalardan bahsediyor (Öztürk vd., 2009). İslami bilgilerden istifadesi ziyade olan Türk toplumunda da özellikle ekonomik amaçlı olarak bitkilere önem verilmiş, üretilmiş, kullanılmış, satılmış, tanıtılmıştır. Özellikle beslenme, sanat ve tedavi alanında bu durum aşikardır (Öztürk vd., 1997).
Kur’an ve dini kaynaklar bir bitkiyi örnek verirken sadece bir açıdan değil, özellikle beşerin dikkatini çekecek çok yönlü ibretlik yönleri açısından anlatmaktadır. Kitabımız Kur’an; İmamı Şafî HZ.lerinin belirttiği gibi; kullara lazım olan her bilgiyi deruhte eder. Sadece bir ibadet kitabı değil; dünya ve ahiret hayatı için bize lazım olan her şeyi anlatmaktadır.
Kur’an, Hadis ve Sünnette geçen bitkiler daha önce Anwar Nasim (2009) tarafından belirlenmiştir:
Errahman Suresi, Ayet 10-12; Abasa Suresi, Ayet 30-32; Mülk Suresi, Ayet 14;
Nahl Suresi, Ayet 8, 112.
Bu ayetlerden anladıklarımız şudur;
- Bütün bitkiler Allah’ın büyüklüğünün işaretleri (imzalarıdır),
- Bütün bitkiler direk ya da dolaylı olarak faydalıdırlar,
- Bitkilerin pek çok faydası bilinmiyor, bu faydalar gelecekte öğrenilecek ve çok önemli olacaktır,
- Tehlike altındaki türler korunmalıdır.
Eğitim açısından;
- Genç nesillere bitkilere nasıl bir bakışla incelenmesi gerektiği öğretilmelidir,
- Bitkilerin önemi genç kuşaklara öğretilmelidir,
- Flora ve fauna üzerine islami bakış vurgulanmalıdır.
Türkiye, bitkisel çeşitlilik açısından adeta bir açık hava müzesidir. Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki, bizler Türkiye’de doğduk ve burada yaşıyoruz. Kıta büyüklüğünde bir zenginliğe sahip (Davis, 1965-1988) bu ülkede islamî kültürde geçen bitkilerin en az %90’na sahibiz.
Böyle bir zenginlik içinde bulunan ülkemizin insanlarının psikolojik problemler yaşaması, özellikle gençlerinin uyuşturucu kullanması, sentetik bir tedavi yöntemi olan modern tıbla tedavi olması, devasa hastanelere ihtiyaç duyması kabul edilemez. Tarımda kendine yeterli 7 ülkeden birisi olan ülkemizin bu gün tohumda başka ülkelere bağımlı hale gelmesi bir tesadüf olamaz. Genleri değiştirilmiş organizmaların Türkiye’ye mevzuat gereği girişi yasak olsa bile farklı yollardan getirilmesi ve halkımıza kaynağı belli olmayan gıdalar yedirilmesi kabul edilemez. Artık kendi kültürümüze, inancımıza göre beslenmenin, tedavi olmanın zamanı gelmiş olmalıdır. Her şeyimiz var, bir tek organizemiz eksik.
II. Abdulahamid Han’ın İstanbulda şahsına ait bir gül bahçesi kurdurduğu, Topkapı Sarayı’nın çevresinin Edirne’den getirilen güllerle donatıldığı, Barla’da Cennet Bahçesi’nin eski tip meyve ağaçlarından oluştuğu ve bitkilere ilaç atılmadığı… gibi pek çok bilgiyi toplarsak bir sonuca ulaşırız: Acaba bu gün halâ Kur’anda geçen bitkilerden oluşan bir cennet bahçesi ya da şifa bahçesi kurmakta geç kalmadık mı? Bu kadar müslüman ülkede niçin böyle bahçeler bölgesel düzeyde kurulmadı! Böyle bahçelerde cenneti hayal etmek, tefekkür etmek, ilim yapmak daha kolay değil mi?
Bu bahçelerin içinde bilimsel amaçlı bitkileri tanıtan, gıda ve sağlık amaçlı üniteler kurabiliriz. Fidanlarını hediye edebilir, satabiliriz. Böyle bir öneri belki İslam dünyasında ilk kez gündeme geliyor. Osmanlı dönemindeki şifahaneleri örnek alarak günün şartlarına göre düzenleyebiliriz. Bu bahçeler nebatat biliminin, uygun beslenmenin ve İslamî kültüre göre tedavi olmanın merkezleri olarak tasarlanabilir. Böyle bir eser ‘Gül Vadisi’ projesi olarak planlandı, proje kabul edildi. Ancak çeşitli suni sebeplerle hayata geçirilemedi.
2009 yılında Katar’da Kuran Botanik Bahçelerinin dzenlenmesi ve sanatı üzerine sunduğumuz bildiri Katar hükümetince dikkate alınmış görülüyor (Öztürk vd., 2009). Kuran ve Sünnette adı geçen bitkiler de bir başka bildirinin konusu idi(Nasim, 2009). Bu günlerde Katar devleti tarafından böyle bir botanik bahçesinin kurulduğu, içinde özellikle ayetlerde geçen bitkilerin yer aldığı ve 2019 yılında açılışının yapılacağı basında haberlerde yer almaktadır. Bu bahçeler her ülkede kurabilir. Ancak en iyisini Türkiye kurabilir. Zira coğrafyası, bitkisel çeşitliliği, bahçe kurma deneyimi ve kültürü (Öztürk vd., 1997) her ülkeden daha fazladır. Ayrıca böyle bir bahçenin kurulması için önerimiz üretim seralarının, tefekkür odalarının, bitkilerle islamî usulde tedavi yapan bir veya birkaç şifahanenin, beslenme adabının öğretildiği yerlerden mücehhez olmasıdır. Teklifin devletimiz ve ilgili kurumlarca ciddiye alınacağı ümit edilir.
Türkiye’ye gelen sıradan turistler kişi başına 700 USD harcarken sağlık turizmi için gelenler kişi başına 20.000 USD harcayabiliyor. Böyle İslamî kültüre dayalı bir bahçe kompleksinin Türkiye’de kurulması halinde Dünya’daki yankılarını tahmin edebiliyor musunuz? O halde ne duruyoruz…
Teşekkür
Ayetlerle ilgili bilgileri veren ve bildiriyi eleştiri süzgecinden geçiren ilahiyatçı, emekli öğretim üyesi sayın Doç. Dr. Mustafa ÖZCAN’a (Akseki); gül ve lale hakkında bilgi veren öğretmen Mehmet Yavuz’a (İslamköy, Isparta) katkılarından dolayı teşekkür ederim.
KAYNAKLAR
1.https://www.nedir.com/bu%C4%9Fday,
2.https://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1188&Bilgi=bu%C4%9Fday,
3.E.tarihi:
4.http://apelasyon.com/Yazi/410-gecmistengunumuze-bugday,
5.E.tarihi:
6.Anonim,2018d.https://www.hurma.com/hadis-i-seriflerdehurma,E.tarihi:
7.Anonim,2018e.https://www.facebook.com/BelgeselveTefekkur/posts/1312157588859114,
8.E.tarihi:
9.Anonim,2018fhttps://www.hurma.com/hurmaagaci,E.tarihi:
10. https://kuranfihristi.net/ayetleri/Bitki%2C%20Nebat%2C%20%C5%9Fecere%2C%20a%C4%9Fa%C3%A7,Kuran Fihristi, E. tarihi:06.11.2018.
11.Davis,P.H.,1965-1988.Floraof TurkeyandtheEastAegeanIslands,Vol.I-X,Edinburgh Univ. Press.
12.Karabulut,A.R,1993.Tıbbı Nebevi Ansiklopedisi,Cilt1,Kozan Ofset ve MatbaacılıkSan.ve Tic. Ltd. Şti., Ankara.
13.Nasim,A., 2009. Plants in the Holy Qur’an, Hadith and Sunnah (Concept ofAQur’anic Botanic Garden: Ethical Issues), Proceedings of the First International Forumon the Qur’anic Botanic Garden, Qatar, 121-
14.Özçelik, H., 1987. Akseki Yöresinde Doğal Olarak Yetişen Bazı Faydalı Bitkilerin Yerel Adları ve Kullanılışları, DOĞATU Botanik D., 11, 3: 316-321.
15.Öztürk, M., Akçiçek, E., Özçelik, H., Sayar, A., 1997. Tulip in Turkish Arts and Folklore, Bulletin of Faculty of Science Al-Azhar University.
16.Özçelik, H., 2016.DerikZeytiniveZeytinlikleri, SDU JournalofScience(E-Journal), 2016,11 (2):
135.
17.Özçelik, H., 2018. Ekonomik Bitkiler (Ders Notları), SDÜ. Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü,
18.Özçelik, H.,Muca, B.,Özavcı,AGM., 2011.Isparta Yağgülü (RosaxdamascenaMill.)YağıÇiçeklerinin Strese Bağlı Nörolojik ve Psikiyatrik Hastalıklara Etkileri, BİBAD, Biyoloji BilimleriAraştırma Dergisi 4,2: 99-105.
19.Özçelik,H.,Orhan,H.,2014.Türkiye’ninGülleri,SDU.JournalofSicience(E.Journal),9(1):43-
20.Öztürk, M., Özçelik, H.,Aksoy,A., 1997. Gardens inTurkish Culture and Botanical Gardens inAnatolia; in Proc. of the Third Conf. of Intern.Assoc. of Botanical GardensAsian
21.Division(Edt.Borong,Pet.al.) Xinjang PeoplesPubl. House,XinjangIns.ofEcologyandGeography, Chines Academy of Sciences, 33-40.
22.Öztürk,M.,Aksoy,A.,Özçelik,H.,2009.Qur’anicBotanicGarden:IslamicArt,DesignandArchitecture, Botanical Gardens:Art in the Islamic Culture and Way to Plant
23.Conservation, Proceedings oftheFirstInternationalForum on theQur’anicBotanicGardenQatar, 105-
Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Kur'an'da neden sadece Arabistan'da yetişen meyvelerin isimleri vardır?
- KUR'AN-I KERİMDE ADI GEÇEN TIBBÎ BİTKİLERİN FARMAKOLOJİK ETKİLERİ
- Tahılların başaklarda depolanmasının hikmeti nedir?
- Allah ve Resûlü'nün Tavsiye Ettiği Gıdalar
- KUR’ANIN IŞIĞINDA TAHIL BİTKİLERİ
- Bitkiler ölmediğine göre, yeniden dirilişe nasıl örnek olabilir?
- BİTKİLER ÂLEMİNE YARATILIŞ PENCERESİNDEN BAKIŞ
- Bilim ışığında Evrim Teorisi'nin kritiğini yapar mısınız?
- Güneş, ay ve dünyadan sonra, bir anda "tartıyı adaletli yapın" denilmesinin hikmeti nedir?
- Su âleminde hayat nasıldır?