Biz, iman eden kişinin mutlu olacaklarını söylüyoruz. Dinini yaşayan bir Hristiyan, bizim sahip olduğumuz mutluluğa sahip midir?

Tarih: 31.05.2011 - 10:30 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İmanın, bütün sıkıntıların ilacı ve gerçek ruhî lezzetlerin kaynağı olduğunda şüphe yoktur. Örneğin, hastalığının karşılığında büyük bir mükafat alacağını düşünen hastanın mutlu durumu ile böyle bir karşılığa inanmayan bir dinsizin durumunu karşılaştırdığımızda, güneş gündüzü gösterdiği gibi, imanın mutluluk kaynağı olduğunu gösterir.

Keza, annesini, babasını veya eşini, evladını kaybeden bir insanın Allah’a ve ahirete imanının olması halindeki teselliden aldığı lezzet ile inanmadığı zamanki ümitsiz hâlinin verdiği üzüntüyü anlamak zor olmasa gerektir.

İman hem nurdur, hem kuvvettir... İmanın kuvveti nispetinde mutluluk gücü, teselli nuru ortaya çıkar. “Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler.” inancını samimi olarak seslendirebilecek kadar Allah’ın bütün işlerinde âdil olmanın ötesinde, ihsan ve ikramların sahibi olduğuna iman eden bir kimsenin imandan aldığı mutluluk ile en ufak bir sıkıntı karşısında kendini haksızlığa uğramış hisseden bir kimsenin bu zayıf imanından aldığı lezzet elbette bir olmaz.

Keza, Allah’ın sonsuz kemal ve cemali karşısında, sonsuz sevgi ve saygı beslemiş, “Allah’ım! Lütfun da hoş, kahrın da hoş!..” perspektifi doğrultusunda kazandığı tevekkül ve teslimiyeti iliklerine kadar özümsemiş bir kimsenin hayatından aldığı lezzet ile suizan ve suitefekküründen ötürü, binlerce rengârenk harika meyvelerin bulunduğu yeryüzü bahçesinde, sadece bir kaç çürük elma görmeye alışık ve onunla meşgul olmaktan başka bir hüneri olmayan bedbin, alabildiğine kötümser bir kimsenin hayatından aldığı lezzetin kıyas kabul etmez bir konuma sahip olduğu hususunu izah etmeye bile gerek yoktur.

İşte başka dinlerin mensuplarının da imanlarından aldıkları mutluluk elbette söz konusudur.

Ancak, imanlarındaki sağlamlık, samimiyet ve kuvvet, onların mutluluklarının oranını belirleyecek ölçüdür. Onlar da kendi aralarında aynı imana, aynı tevekkül ve teslimiyete sahip değillerdir.

Kaldı ki, her an insanların karşılaşacağı değişik sıkıntılar karşısında, -genel olarak Müslümanlar gibi- iman şuuruyla göğüs germeleri onlar için çok kolay olmasa gerektir. Çünkü;

Onların ellerinde ne -İncil’de bizzat tesellici olarak adlandırılmış- Hz. Muhammed gibi bir rehberleri, ne de Allah’ı Rahman ve Rahim olarak takdim eden bir kitapları ve ne de ahiretin varlığını onlarca delil ile ispat eden bir dinleri söz konusudur.

Günde beş defa bir mescidde veya bir seccade üzerinde -Allah’ın kitabını okuyarak- Allah’ın huzuruna çıkan bir Müslümanın iman gücü ve iman şuuru ile haftada bir defa kiliseye giden bir kimsenin imanları bir olmadığı gibi, o imandan istifadeleri de bir olmaz, olamaz...

Tabii ki, bir Ehl-i kitabın imandan aldığı mutluluk, bir ateistin hayatında aranmaz, aranmamalı da...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun