"Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk, doğrusu biz göğün bazı yerlerinde dinlemek için otururduk.” (Cin, 72/8-9) Burada geçen alevler ve oturulacak yerlerden maksat nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ayetlerin mealleri şöyledir:

“Biz göğe çıkmak istedik: Bir de ne görelim: orası sert ve kuvvetli bekçiler, şihablar, alevler, (roket gibi mermiler)le dolu! Önceleri biz göğün bazı yerlerinde oturup dinleme merkezleri edinirdik. Ama şimdi kim dinlemeye kalkışırsa, derhal kendini gözetleyip izleyen bir alevle karşılaşıyor.”(Cin, 72/8-9).

- Tefsirlerde anlatıldığına göre cinler öteden beri göklerde dolaşır, ora­daki melek vb. varlıkların konuşmalarını dinlerler, aldıkları bilgilere kendilerinden de yorumlar katarak onlarla irtibat kuran kâhinlere anlatırlardı. (bk. Şevkani, ilgili ayetin tefsiri)

9. âyette geçen ifadeler buna işaret eder. Ancak Hz. Pey­gamber gönderildikten ve Kur'an indirilmeye başlandıktan sonra cinlerin gökleri dinlemesine izin verilmediği anlaşılmaktadır. Nitekim 8. âyette verilen bilgiye gö­re cinler, gökleri araştırıp yokladıklarını, ancak göklerin güçlü bekçiler tarafından korunmuş ve alev toplarıyla donatılmış olduğunu gördüklerini ifade etmişlerdir.

9. âyetin son cümlesine göre de cinler, gök ehline kulak misafiri olup gizlice onlar­dan bilgi kapmaya çalışanlara gözetleme yerlerinden alev topları atılarak gökleri dinlemelerinin engellendiğini söylemişlerdir.

Sûrenin nüzul sebebini anlatan İbn Abbas da önceden cinlerin, Allah'ın meleklere evrenin yönetimiyle ilgili olarak gönderdiği vahyi dinlediklerini, ancak Hz. Peygamber'in gönderilmesiyle birlikte onların gökleri dinlemelerinin yasaklandığını, bunun nedenini araştırırlarken Nahle denilen yerde Hz. Peygamber'le karşılaştıklarını ve böylece göklerden haber al­malarını engelleyen şeyin ne olduğunu anladıklarını haber vermektedir. (bk. Buhârî, Tefsir, 72)

- Kur’an’da, şeytanların taşlanmasıyla ilgili kullanılan kelime “ŞİHAB”dır. (bk. Hicr, 18; Saffat, 10; Cin, 8-9) Bu kelime lügat manası itibariyle, parlak ışık, alev, parlak yıldız, akan yıldız, parlak taş parçası/gök cismi/meteor taşları anlamına gelir(bk. el-Veciz, “Ş-H-B” maddesi).

Bu açıdan baktığımızda cinlerin taşlamasıyla ilgili olan maddeyi, ışık, alev, yıldız, meteor gibi herhangi bir sözcükle ifade etmek mümkündür. Örneğin, aşağıdaki ayet meallerinde de bu kelime “parlak ışık”, “ışın”, “alev” olarak tercüme edilmiştir:

“Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık kovalar.” (Hicr,15/16-18)

“Ne var ki içlerinden birisi bir söz kırıntısı kapmayı başarırsa, derhal yakıcı ve delici bir ışın onu kovalar.” (Saffat, 37/10)

Bu konunun açıklanmasına yardımcı olan bir ayet de Mülk Suresinin 5. ayetidir:

“And olsun ki, biz (dünyaya) en yakın göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.”

- “Şihab” kelimesini mealde "ateş sütunu" olarak tercüme eden Elmalılı Hamdi Yazır, bu konuda “alev, ateş sütunu, meteor taşları”nı söz konusu etmekle beraber, temkinli ifadeler kullanmakla dikkat çekmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber'i göklere, getirdiği âyet ve mucizeleri de alev top­larına benzeterek bu âyetleri tevil etmekte, Kur'ân-ı Kerîm karşısında insan ve cin şeytanlarının ödlerinin koptuğunu, dillerinin tutulduğunu ve artık eskisi gibi gayptan dem vuramayacaklarını anladıklarını söylemektedir. (bk. Hak Dini, Hicr, 16-18, Cin 8-9 ayetlerin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR