İnsan içinden geçirdiği şeylerden hesaba çekilir mi?

Tarih: 05.05.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bakara Suresi 284. ayette insanın içinden geçirdikleri şeylerden dolayı hesaba çekileceklerini bildirmektedir.
- Bu konuyu açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu ayetin nüzul sebebinde iki rivayet vardır: Birisi şahitliği ketmetmek ve doğruyu olduğu gibi söylemek hakkında nazil olmuştur. Diğeri ise müminlerden kâfirleri dost edinip, onları taklid eyleyenler hakkında nazil olmuştur. Zira kalbin günahının küfür ile yakın ilişkisi söz konusudur.

Göklerde ve yerde bulunan her şey kayıtsız şartsız Allah'ındır. Bütün gerçekliğiyle ve var olan düzenleriyle onun mahluku, onun mülküdür. Onun tasarrufu ve tedbiri altındadır. Bütün kâinatta Allah'ın ilminden gizli hiçbir şey düşünülemez. O hepsini bilir. Siz de bunlara dahil olduğunuz için sizin de içinizde ve dışınızda ne varsa, ne yaparsanız onu da bilir Ve siz içinizde bulunanı açıklasanız da, gizli tutsanız da, her iki durumda da sizi onunla Allah hesaba çeker. Bundan dolayı ne açık, ne de gizli olarak hiçbir fenalık yapmayınız. "içinizde ne varsa" ifadesi mutlak olduğuna göre, nefsin her türlü hallerini ve hareketlerini kapsamı içine almaktadır.

İrade, yöneliş ve duyuş, düşünüş ve hayal ediş ve her çeşit hatıra ile vesveseler, şüpheler, inançlar, huylar ve meleler / zan ve bunlarla ruhsal tepkiler, ister ihtiyarî ve isterse gayri ihtiyarî, sürekli veya gelip geçici, iyi ve kötü nefiste (iç dünyada) bulunan her şey buna dahildir. Fakat her şeyden önce âyetteki siyak, yani sözün gelişi, şahitliği gizlemek ve bildiğini söylememek gibi fena şeylere ait olduğundan, iyi olanlar dış görünüşüyle sanki hesaba çekilmenin dışında gibi görünüyor.

İkinci bir husus "içinizde bulunanlar" zarf-ı müstakar olduğundan, içinizde iyice yer etmiş, karar haline gelmiş olan duygu, düşünce ve niyetler için açık bir anlam taşıdığından, bir var, bir yok olan gelip geçici ve kararsız duygular bunun dışında gibi görülüyor.

Üçüncü olarak gizli tutmak ve açığa vurmak ihtiyarî fiillerden oldukları için insanların iradeleriyle ilgili olan işlere ve davranışlara, yine kendi içinde bulundurduğu niyet ve tasavvurlara ait olup, gayri iradî olanlar bunun dışında kalır. Zira hesaba çekilmek mutlaka açığa çıkmaya ve gizli kalmaya ait değildir. Çünkü niyetlerinin açığa çıkması da, gizli kalması da kendi takdirlerine kalmış bir şeydir. Bu ise kesinlikle kasıt ve niyetle olur. Yani iradeli olarak yapılan bütün işler ve ruhî haller hesaba çekilmeyi gerektirir.

Böyle olmayanların gizli kalması da açığa çıkması da Allah Teâlâ'nın isteğine bağlıdır. Lakin kötülük kötülük olduğundan, haddi zatında azap ve acı sebebidir. Bunun için her ne şekilde olursa olsun onun açığa çıkması insanlara başka türlü bir azaptır. Hele zarurisi zaruri bir azaptır. Bunda hesaba çekilmek de felahı, yani ruhsal kurtuluşu sağlamaz. O zaman bunu sağlayacak olan ancak Allah'ın gizli tutması ve bağışlamasıdır. Bunun için insanlar Allah'ın mağfiret ve affına muhtaç olmaktan kurtulamazlar. Hasılı insanların hiçbir şeyi Allah'dan gizli kalmaz.(Elmalılı, İlgili ayetin tefsiri)

Müslim'in naklettiği bir hadis bu ayet geldiğinde sahabenin onu nasıl anladıklarını ortaya koymak suretiyle ayetin yorumuna ışık tutmaktadır. Rivayet özetle şöyledir:

Bu ayet nazil olunca sahabeye ondan anladık­ları ağır gelmiş, Resûlullah'ın huzuruna gelerek diz çökmüş ve "Ey Allah'ın elçisi! Namaz, oruç, cihad, sadaka (zekât) gibi gücümüzün yettiği amellerle yükümlü kılındık (bunlara bir diyeceğimiz yok). Şimdi ise size bu ayet geldi; buna uymaya gücümüz yetmez!" demişlerdi. Resûlullah "Sizden önceki iki kitabın tabileri gibi siz de 'Duyduk ve uymadık.' mı diyeceksiniz? Oysa 'Duyduk, itaat ettik. Senin bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz, gidiş sanadır.' demeniz gerekir." (Müslim, İman, 199) buyurmuş, onlar da aynen böyle söylemişler, bu cümleyi tekrarladıkça dilleri de buna alışmıştı. Bunun üzerine (onların bu tutumunu öven) 285. âyet, daha sonra da 284. âyete açıklık getiren ve bir bakıma sahabenin bu âyetle ilgili yukarıdaki anlayışlarını düzelten "Allah hiçbir kimseyi gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz..." mealindeki 286. âyet nazil olmuştur.

Müslim yukarıda özetlenen rivayetin ardından aynı konuyla yakından ilgisi bulunan şu mealdeki hadisleri de nakletmİştİr: "Allah ümmetimin içinden geçir­diklerini -söylemedikçe ve yapmadıkça- bağışlamıştır. (Müslim, İman, 201-202)

"Kulum iyi bir şeyi yapmaya niyetlendiği zaman ona bir sevap yazarım; onu yaptığı zaman ise ondan 700'e kadar katlayarak sevap yazarım. Kötü bir şey yap­maya niyetlenip de onu yapmadığı zaman günah yazmam; yaptığı takdirde ise bir günah yazarım. (Müslim, İmân, 204-207)

Sahabe Resûlullah'a gelerek zihinlerinden, inançla ilgili olup açıklamaları mümkün olmayan bazı kötü düşüncelerin gelip geçtiğini söylediklerinde Allah'ın elçisi kendilerine şu cevabı vermiştir: "O imanın ta kendisidir." (Müslim, İman, 209) 

Mealleri nakledilen âyet ve hadisleri, birbiriyle çelişmeyen bir mâna çer­çevesine doğru anlayabilmek için bir bütün halinde düşünmek, "insanların içlerinden geçirip açığa bile vurmadıkları bir şeyden hesaba çekilmeleri ve Allah isterse azap görmeleri" hükmüyle -yine Allah'ın açıkladığı- "zihinden geçirilip yapıl­mayan kötülüklere günah yazılmaması; zihinden gelip geçen şeyler gibi insanın hâkim olamayacağı (gücünün yetmeyeceği) düşüncelerden dolayı sorumluluğun bulunmaması" hükümlerini uzlaştırmak gerekmektedir. Tefsirciler bu maksatla farklı yorumlar yapmışlardır.

İbn Abbas'tan bu hükmün, şahitliği gizlemek ve yalancı şahitlikle ilgili ol­duğu yorumu nakledilmiştir. Yukarıdaki âyetlerde borcu yazdırma, şahitlik, rehin gibi tedbirler emredildikten sonra borcun taraflarının emanete hıyanet etmesi durumunda ne ile karşılaşacakları da bu âyette bildirilmiş, "Allah her şeyi eksik­siz bilir; çünkü tamamının yaratıcısı, mâliki, yöneticisi O'dur. Şahit bildiğini giz­lerse veya eksik söylerse Allah onu da bilir ve gereğini yapar' denilmek istenmiş­tir.

İbn Âşûr'dan özetleyerek sunacağımız şu açıklama, âyet ve hadisleri -biri diğerinin hükmüyle çelişip onu kaldırmadan- bir bütün halinde anlama ve değerlendirme bakımından güzel bir örnektir: İnsanın zihninden gelip geçen şey yalnızca bir "hatır"sa (hayal, tasavvur, doğuş) bundan sorumlu olmayacağında şüphe yoktur. Çünkü buna hâkim olup engellemek kulun elinde değildir. "İnsanların zihinlerinden gelip geçen şeylerden sorumlu olmadıklarını" bildiren hadis bu hatırla ilgilidir.

Eğer "hâtır" gelip geçmemiş, üzerinde durulmuş, düşünülmüş, niyet ve karar safhasına kadar gelmişse bunun da konusuna göre şıkları vardır:

a) Eğer bunlar iman, inkâr, haset, kin, nefret gibi -tabiatları gereği dışa vurmayan, fiile dönüşmeyen, kalpte ve zihinde kalan- psikolojik haller, duygular ve kararlarsa, bunların sorumluluk doğuracağı açıktır.

b) Niyet ve karar konusu "fiil"le ilgili ise, meselâ hırsızlık yapmaya niyet edilmiş, karar verilmiş, sonra bundan, dış etki ve engelleme bulun­madan vazgeçilmişse, buna ecir bile verileceği hadiste bildirilmiştir.

c) Eğer kötü niyet ve karardan bir dış etki ve engel sebebiyle vazgeçilmiş olursa, o fiili işlemiş gibi cezalandırılma konusunda birbirine zıt iki görüş vardır. (Diyanet Tefsiri, Kur'an Yolu, Bakara Süresi 284. ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun