Allah'ın yaratıklarını imtihan etmesinin gerekliliğini anlayamıyorum!

Soru Detayı

Bir şirket sahibi patron, eleman almak için imtihan yapabilir, şirketine yatırım yapmıştır ve şirketini büyütmek veya zarar etmemek için işleri en iyi şekilde yapabilecek elemanlara ihtiyacı vardır. Bunun için bir elemanı işe almadan önce onu imtihan etmeli ve şirketinde çalışmaya layık olup olmadığını test etmelidir. İmtihan neden gereklidir çünkü şirket sahibinin ortada bir emeği bir yatırımı vardır, iyi elemanlar seçmelidir ki zarar etmesin, zarar ederse her şeyi sil baştan düzeltecek bir kudrete de sahip değildir ve bu yüzden bir eleman işe alacağında zor imtihanlardan geçiriyordur. (Bu mantıklı çünkü patronun işe aldığı her elemanı üstün meziyetlerle donatma kudreti yok.)
Ama Allah gibi yüce bir kudretin batma ihtimali olmayan, zarar etmesi imkansız bir şirketi var, başvuran tüm elemanları şirketine(cennetine) alamaya muktedir, başvuran eleman ne kadar kötü ve yetersizde olsa ondaki o kusurları yok etmeye de kadir ama yine de tüm bu kuvvet ve kudrete rağmen oda aciz şirket patronu gibi sanki tüm başvuran adayları şirketine(cennetine) alması durumunda zarar edecekmiş gibi davranıp başvuranların kendilerini kanıtlamasını istiyor ve imtihanı gerekli görüyor.
Şirket patronu imtihanı keyfi olarak yapmıyor, başvuran elemanların kusur ve kötü özelliklerini değiştirme kudreti olmadığı için yapıyor, ama Allah keyfi olarak yapıyor. Patronun elinde başvuran her elemanı aradığı niteliklerle donatma kudreti olsaydı başvuranları imtihan etme gibi bir zahmete girmez ve adayları böyle bir stresin içine sokmazdı.
Allah 'ın tüm insanları cennetine almaya kudreti varken hayır size nefsi koydum keyfi olarak imtihan edeceğim demesinin mantığını idrak etmekte ve Allah'a sevgi duymakta zorlanıyorum. imtihan acizlik durumda bir zorunluluk olurken acizliğin olmadığı bir kudretin imtihana ihtiyaç duyması veya keyfi olarak istemesi tuhaf.
Sonuçta yoktan var eden Allah şeytanı da bizi de Habibim dediği Rasullullah ahlakı üzere yaratabilirdi, Peygamberimiz kendi çabasıyla mı Habib oldu ki? Sizce?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sualdeki meseleyi tam kavrayabilmek için mutlaka kainat ağacının ve meyvesi olan insanın yaratılış amacının ne olduğunu bilmek ve iyice kavramak gerekmektedir.

Her sağlıklı düşünebilen şuurlu insan hiç bir şeyin yoktan var olamayacağını bildiği için muhakkak ki kainatın da yoktan var olmayacağını bilir.

Dolayısıyla kainat ve içindekiler muhakkak Vacibü’l-Vücud, yani var olmak için hiç bir sebebe ihtiyacı olmayan fakat yaratılmışların tamamının onun varlığına ihtiyaç duydukları bir yaratıcının var olması gerektiği noktasına gelmelidir.

Yaratıcı, hangi eğitim seviyesinde olursa olsunlar, insanların bu noktaya kadar gelmesini mutlaka beklemektedir. Bundan sonrası akıl ile bulunmayacağından O yaratıcıya teslim olmak ve O’ndan yardım istemek gerekmektedir.

Sonrasında ise, ihlas ve samimiyetle yaratıcıya ulaştıran dinler incelenirse, yaratıcı onu kendisiyle, yani Allah ile ve O’nun katında Adem (as)’dan itibaren tek hak din olan İslam ile buluşturacaktır, yeter ki ihlas olsun, samimiyet olsun, riya olmasın.

İşte bizler de kainatın yaratılış sırlarını tam anlamıyla Kuran’dan ve onun muallimi olan Muhammed (asm)’dan, yani kısaca İslam’dan öğreniyoruz.

Yüce Allah, bilmek ve bilinmek, tekbir, tahmid ve tesbih edilmek sırrınca kainatı yarattı; cansız varlıkları, çiçekleri, ağaçları, bitkileri, hayvanları ve melekleri yarattı.

Buraya kadar sayılanların hepsine kainatta, bahusus dünyamızda vazifeler verdi.

Bu vazifeleri esnasında da Allah’ın mutlakta olan ve her birinde tezahür eden bazı isim ve sıfatlarını teşhir etmelerini murad etti. Bu yaratılanlar, bilerek veya bilmeyerek Allah’a karşı bu ibadet vazifelerini aksatmadan, usanmadan, yorulmadan yerine getirmektedirler.

Bunlardan sonra, gene yüce Allah evvela cinleri sonra da kainata halifesi olarak seçtiği tam bir irade sahibi olarak insanları yarattı. Cinler burada konumuz olmadığı için biz insanlara bakalım.

Allah insanı en güzel şekilde yarattı. Diğer bütün yarattıklarında bazı isim ve sıfatları tezahür ederken, insanda tamamını tezahür ettirdi. Yanlış anlaşılmasın, belki bu tezahür sonsuz bir okyanustan bir damla bile değil ama o damla olmayan tezahür dahi ne kadar muhteşem ki, insanı Allah’ın dünyadaki halifesi kılmasına yetti.

İşte insanın vazifesi, yaratıcıyı bulduktan sonra kendisine yüklenen bu isim ve sıfatlarla, İslam’ı ve Allah’ı bulması, imanını arttırması ve kendisinden istenen ibadet vazifelerini eksiksiz yerine getirmesi.

Yani diyecek ki;

Nasıl ben şu küçük işimi sevk ve idare ediyorum, Allah da aynen bütün kainatı idare ediyor; Sübhanallah!

Nasıl ki bu evin tapusu benim, kainatın tapusu da O’nun; Sübhanallah!

Nasıl ki ben imkanımca bir fakiri doyuruyorum, O’da bütün yarattıklarını rızıklandırıyor: Sübhanallah!

Ve bunun gibi nice mukayeselerle onun Uluhiyetini, büyüklüğünü, kusursuzluğunu, kudretini, hikmetini, ilmini... anlayacak ve böylece kendi aczinin, fakrının farkına varıp O’na kayıtsız şartsız iltica edecek.

Nasıl ki bizler güzel bir resim yapsak önce kendimiz beğenmek isteriz, sonra da başkalarının beğenmesini isteriz. Teşbihte hata olmasın, işte bu bizde tezahür etmiş yok hükmündeki özellik, Allah’ta mutlak olarak bulunmakta.

Evet, nasıl ki bizim muazzam resimleri yapıp yapıp yok olmak üzere çöpe atmamız düşünülemez, evvela biz beğeniriz, sonra etrafımıza gösteririz, ve bilahere galeri açarız ve isteriz ki diğerleri de beğensin, aynen öyle de Cenab-ı Hak asla abes iş yapmayacağından, 70-80 senede bir var ettiği insan gibi bir sanat eserinin toprak olup gitmesine müsaade etmez.

İşte, irade sahibi olmayan yaratılmışlar, gayrı iradi bir biçimde O’nu tekbir, tesbih ve tahmid ediyorlar. İrade sahibi olanlar, bahusus insanlar da kendi iradeleriyle O’nu tekbir, tesbih ve tahmid edip etmemeyi seçiyorlar, sonucunda da ya mükafat görüp, meleklerden üstün ebedi makamlara yerleşiyorlar veya mücazat görüp, hayvanlardan aşağı ebedi azablara duçar oluyorlar.

Özet olarak yaratılış amacımız cennet veya cehenneme gitmemiz değil. O işin neticesi. Yaratılış amacımız Allah’a bihakkın, O’nun emrettiği şekilde ibadet, yani kulluk etmek.

Aynı okullar gibi düşünebiliriz. Onların da var olma sebebi, talebelerin sınıfta kalmaları veya geçmeleri değil, onlara bir şey öğretmektir. Sınıfta kalmak veya geçmek neticesidir.

Sualin son kısmındaki soruya da diyebiliriz ki, peygamberlik insanın ibadetle veya gayretle kazanacağı bir makam değildir, vehbidir, Allah vergisidir! Allah hikmetine binaen yarattığı bazı kullarına peygamberlik vazifesi vermiştir. Bu risalet vazifesi bir rivayete göre 124.000 insana verilmiş, Adem (as) ile başlamış ve Muhammed (asm) ile sona ermiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberlerin ismet sıfatına sahip olmaları, diğerlerinin günah ...

Yaratılışımız bizim tercihimiz olmamasına rağmen imtihan olmamızın ...

Allah kullarını imtihan ederken adaletsizlik yapar mı? Dünyada ...

Allah her şeyi biliyorsa, hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorsa neden insanı ...

İmtihan sırrının Allah'a bakan yönü nedir? | Sorularla İslamiyet

Sonsuz merhamet sahibi olan Allah, niçin kullarını cennet için ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
2.027 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR