Allah'ın rızası için yapılmayan ibadet kabul olmaz mı?

Tarih: 10.09.2016 - 03:44 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allahın rızası için yapılmayan ibadetlerle ilgili şöyle bir hadis var mı?
"Allah'ın rızası için yapılmayan hićbir ibadet kabul olmaz"

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Allah, ancak kendi rızası gözetilerek samimi bir niyetle yapılan ibadetleri kabul eder.” anlamında bir hadis vardır. Dolayısıyla, Allah'ın rızası için yapılmayan ibadet kabul olmaz, anlamı çıkmaktadır.

Bir adam Rasulullah (asm)’a gelerek: “Şöhret ve ücret elde etmek için savaşan kimse hakkında ne dersin?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: “Onun için hiçbir şey yoktur.” Adam sorusunu üç sefer tekrarladı. Peygamber Efendimiz (asm) de her defasında: “Onun için hiçbir şey yoktur.” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allah ancak kendi rızası gözetilerek samimi bir niyetle yapılan ibadetleri kabul eder.” (Nesai, Cihad, 24)

Bu hadiste ve buna benzer diğer hadislerde ifade edilen bu durumu, Allah için yapılan secde ile başkası için yapılan secde gibi anlamak mümkündür. Elbette Allah'tan başkası için yapılan secde, asla kabul edilmeyecektir.

Ancak, bir Müslüman için böyle düşünmek doğru olmaz. Çünkü her Müslüman ibadetlerini Allah için yapar. Fakat, bazen bu ibadetlere riya ve gösteriş veya başka dünyevi menfaatler de karışabilmektedir. Bu durumda, ibadetleri tamamen yok olmasa da, karışan şeylerin derecesine göre ibadetlerin sevapları azalmaktadır. 

Buna göre, konuyla ilgili bu hadisi ve gelecek hadisleri, bir Müslüman hakkında düşündüğümüzde, tam sevabını alamaz, tam kabul edilmez şeklinde anlamak daha uygun olacaktır.

Peygamberimiz (asm), diğer hadislerinde de şöyle buyurur:

“Nice oruç tutanlar vardır ki oruçlarından yanlarına kalacak olan ancak açlık ve susuzluklarıdır. Nice geceleyin kalkıp namaz kılanlar da vardır ki, namazlarından yanlarına kalacak olan ancak uykusuzluklarıdır.” (İbn Mâce, Sıyâm, 21)

“Kim bir amel ve ibadeti insanlara işittirmek için yaparsa, Allah da onu kıyamet gününde insanların huzurunda rezil rüsvay eder. Kim riyakâr bir tutum sergilerse Allah da onun bu durumunu insanlara gösterir.” (Buhârî, Rikâk, 36)

Aslında amel ve ibadetlerimizin bir şeklî yönü, dış görünüşü vardır, bir de iç yönü. Bedenimize nispetle ruhumuzun durumu ne ise, ibadetlerimizde ihlasın durumu da odur. Nasıl ki bedenimize hayatiyet veren, canlılık ve hareketlilik kazandıran ruhumuz ise, ibadetlerimizi değerli kılan da ihlasımızdır. Ruhsuz beden bir şeye yaramadığı gibi, ihlassız amel ve ibadetler de bir şeye yaramaz. Onun için sevgili Peygamberimiz (asm) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki Allah sizi değerlendirirken sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz, fakat O, sizin amellerinize ve kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)

Riyakar kimseler yalnız iken başka türlü davranırlar, insanların içerisinde iken başka türlü davranırlar. Kimlikleri oluşmamış, kişiliklerini kazanamamışlardır.

İslam alimleri riyayı küçük veya gizli şirk olarak kabul ederler. Aslında riyanın küçük şirk olduğunu Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerinde beyan etmiş, ashabına ve ümmetine:

“Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir” buyurmuş,

“Yâ Rasûlallâh! Küçük şirk nedir?” diye sorduklarında:

“Riyadır. Kullara amellerinin karşılığı verildiği gün, Allah Teâlâ riyakarlara: Dünyada iken iş ve ibadetlerinizi gösteriş için yaptığınız kimselerin yanına gidiniz, onların yanında yaptıklarınızın mükafatını bulacak mısınız bakalım.” (Ahmed, Müsned, 5/428) diye cevap verir.

İhlas, salih amel/yararlı iş ve ibadetlerin ilk şartıdır. İhlas olmadan salih amel ve ibadet olmaz. Onun için Yüce Allah: “Her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” (Kehf, 18/110) buyurmuştur.

Kuran-ı Kerimde, dini halis olarak Allah için kılmak, ibadet ve dualarımızı sırf O’na yapmak üzerinde ısrarla durulur. Zümer sûresinde:

“Biz sana kitabı gerçeğin tâ kendisi olarak indirdik. O halde sen de dini yalnız Allah’a tahsis ederek/ihlasla ibadet et. İyi bilin ki halis din, yani bütün gönlüyle candan itaat, yalnız Allah’a yaraşır.” (Zümer, 39/2-3) buyurulur.

Kuran-ı Kerimde mütevazı ve ihlaslı kimselerin bazı güzel vasıflarına işaret edilerek şöyle buyurulur:

“Sizin ilahınız bir tek ilahtır. O halde sadece O’na boyun eğin. Ey Muhammed! Mütevazı ve ihlaslı olanları müjdele. Onlar Allah’ın adı anıldığı zaman kalpleri titreyen, uğradıkları musibetlere sabreden, namazlarını dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızklardan hak yolunda harcayanlardır.” (Hac, 22/34-35)

Evet ihlaslı kimseler bu gibi güzelliklere sahip yüce insanlardır. Kalplerindeki ihlasın alametleri ve pırıltıları dillerinde ve hareketlerinde belirir. Onun için sevgili Peygamberimiz: “Kim kırk gün Allah için ihlasla hareket ederse hikmet pınarları kalbinden diline dökülür.” (el-Fethu’l-kebîr, 2/376) buyurmuştur.

Efendimiz (asm) konu ile ilgili diğer hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurur:

“Kalbini imanda samimi kılan, onu her türlü kötülüklerden arındıran, dilini doğru tutan, nefsini huzur ve sükuna kavuşturan, ahlakî yönden istikamet sahibi olan, kulağını gerçekleri dinlemeye, gözünü de gerçekleri görmeye açık tutan kimse kurtuluşa ermiştir.” (el-Fethu’l-kebîr, 2/131)

“Mümin bir kimsenin kalbi şu üç özelliğe sahip olduğu müddetçe hıyanet, kin ve husumet beslemez:

a. İş ve ibadetleri, tam bir ihlas ve Allah için yapmak,

b. Müslümanların başlarındaki idareciler için hayır dilemek,

c. Müslümanların cemaatinden ayrılmamak. Çünkü Müslümanların duası onları arkalarından kuşatır.” (Tirmizî, İlim, 7)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun