Allah neden kendine en yakın mukarrebin melekleri yaratmıştır?
Allah'ın övülmeye, yüceltilmeye haşa ihtiyacı yok bunu biliyoruz fakat sırf bunu yapması için neden mukarrebin melekleri yaratıp görevlendirmiş, zaten bunu yapmak için insanlar yaratıldı, diğer melekler ve yarattığı her şey O'nu övüp yüceltiyor.
Değerli kardeşimiz,
Allah’ın ibadete ihtiyacı yoktur; ibadete muhtaç olan kullardır. Nasıl yemek yemek insanın ihtiyacıdır ve bundan fayda gören insanın kendisidir; aynı şekilde ibadet de kula fayda verir, insanın ruhunu, kalbini ve ahiretini olgunlaştırır.
Bu sebeple her varlık yaratılışına uygun şekilde Allah’a yönelme ve kulluk etme ihtiyacı taşır. İbadetin neticesi Allah’a değil, doğrudan doğruya kulların kendisine döner.
Soruda geçen konuya gelince, şu noktalara dikkat etmek faydalı olacaktır:
Öncelikle Allah Teâlâ mutlak maliktir; mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Kâinatta hiçbir varlık türü diğerinin tamamen aynı değildir. Atom sistemini yaratan da galaksileri yaratan da O’dur. Sineği yarattığı gibi fili, taşı yarattığı gibi insanı da yaratmıştır. Bu çeşitlilik, Allah’ın kudret ve hikmetinin tecellilerindendir.
Dolayısıyla mukarrebîn meleklerin yaratılması da “Allah’ın ihtiyacından” değil, ilahî hikmet ve sanatın bir tecellisi olarak anlaşılır.
“Mukarrebîn” kelimesi sözlükte “yaklaştırılmış olanlar” anlamına gelir. Buradaki yakınlık fiziksel değil; değer, şeref, makam ve Allah katındaki yüksek derecedir. Kuran’da bu kelime hem bazı seçkin melekler hem de salih kullar için kullanılmıştır. Nitekim Kuran’da mukarrebîn meleklerinin Allah’a kulluktan asla geri durmadıkları bildirilir:
“Mesih de, Allah’a yakın melekler de Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler…” (Nisâ 4/172)
Burada önemli bir hikmet vardır.
Rivayete göre Necran Hristiyanları, Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu ileri sürmüşlerdi. Bunun üzerine inen ayetlerde, Allah’a en yakın ve en üstün meleklerin bile sadece kul oldukları vurgulanmıştır. Yani makamı ne kadar yüksek olursa olsun hiçbir mahlûkun ulûhiyet iddiasında bulunamayacağı gösterilmiştir.
Fahreddin er-Râzî’nin de dikkat çektiği gibi, mukarrebîn meleklerin varlığı bu yanlış inancı düzeltmek açısından başlı başına büyük bir hikmet taşır. Çünkü arşı taşıyan, Levh-i Mahfuz’dan pek çok gaybî bilgiye muttali olan büyük melekler bile kendilerini sadece “kul” olarak görmektedirler. Böyleyken Hz. İsa’ya ilahlık nisbet edilmesinin ne kadar yanlış olduğu daha açık anlaşılır.
Kuran’da mukarrebîn sadece melekler için değil, insanlar arasındaki en seçkin kullar için de kullanılır. Vakıa suresinde insanların ahirette derecelere ayrılacağı, “sâbikûn” denilen öne geçenlerin “mukarrebîn” olduğu bildirilir. Bunların Allah’a yakınlık makamına erişmiş seçkin kullar olduğu ifade edilir.
Demek ki “mukarrebiyet”, Allah’ın övülmeye ihtiyaç duyması değil; kullarına yüksek manevi dereceler vermesiyle ilgilidir.
Ayrıca meleklerin ibadeti Allah’ın bir ihtiyacını karşılamak için değildir. Zaten Kuran’da:
“Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder.” buyrulur. Yani bütün kâinat zaten Allah’ı tesbih etmektedir. Meleklerin tesbihi de ilahî düzenin, kulluğun ve itaatin bir tecellisidir. Nasıl güneş ışık verir, su akarsa; melekler de yaratılışları gereği ibadet ederler. Bu onların varlık gayesidir.
“Mukarrebîn” olmanın anlamı da sadece çok ibadet etmek değildir. Âlimler, onların Allah’a marifet, itaat, ihlas ve manevi makam bakımından üstün olduklarını söylemişlerdir. Cebrâil, Mîkâil, İsrâfil ve Azrâil gibi büyük meleklerin bu sınıfta olduğu kabul edilir.
Aynı şekilde insanlardan da iman, ihlas, takva ve salih amelde öne geçenler “mukarrebîn” makamına yükselebilirler.
Nitekim hadislerde secdenin kulun Allah’a en yakın olduğu an olduğu bildirilmiş; gece ibadeti, ihlas, takva ve salih amellerin kişiyi Allah’a yakınlaştırdığı ifade edilmiştir. Bu yakınlık mekânsal değil; Allah’ın rahmetine, rızasına ve özel lütfuna yakınlıktır.
Sonuç olarak mukarrebîn meleklerin yaratılması, Allah’ın övülmeye ihtiyaç duymasından değil; ilahî hikmetin, kulluğun derecelerinin, manevi yakınlığın ve tevhid hakikatinin ortaya konulmasındandır. Onların varlığı, en yüksek makamların bile yalnızca “Allah’a kul olmak” olduğunu gösteren büyük bir derstir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Mukarrebun makamını istemek doğru mu?
- Meleklerin tercih hakkı var mı?
- Allah’ın hükmü varken, alimler nerden çıktı?
- Melekler nefis sahibi olmadıkları halde, Allah kitabında neden kulluklarını örnek olarak gösteriyor?
- Melekler niçin yaratılmıştır?
- Meleklerin mahiyeti, çeşitleri ve meleklere imanın önemi hakkında bilgi verir misiniz? Melekleri neden göremiyoruz?
- "O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir." (Ahzab, 33/43) ayetini nasıl anlamalıyız?
- Nahl Suresi 49. ve 50. ayetlerin aslı, meali ve tefsiri nedir?
- Saf saf dizilenlere, toplayıp sürene, zikir okuyanlara yemin ederim ki ilahınız birdir (Benden başka Tanrı yoktur) (Sâffât, suresi, 37/1-4) ayetlerini açıklar mısınız?
- Enbiyâ Suresi 26., 27. ve 28. ayetlerin aslı, meali ve tefsiri nedir?