Allah’ın hükmü varken, alimler nerden çıktı?

Tarih: 16.11.2022 - 09:08 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Ehlisünnet olmayı Kuran’la ilişkilendirmek için Kuran’da geçen “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin” ayeti gösteriliyor.
- Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in ilk sünneti Kuran’ı anlamaktır. Çünkü Kuran, Hz. Cebrail Aleyhisselam tarafından kendisine iletildiği zaman Peygamber Efendimiz ilk olarak Kuran’ı anladı ki, dini öğrensin.
- O zaman ehlisünnet cemaatleri de Peygamberimize itaat ederek öncelikle Peygamberimizin ilk sünneti Kuran’ı anlayarak, Kuran’daki “Hüküm sadece Allah’a aittir.” ayetine itaat etmeli. Hocaların, alimlerin, mollaların hükümlerini hâşâ Allah’ın hükmü gibi görmemeli.
- Böylece Allah’ın yasaklamadığı şeyleri din diye dayatmamalı ve âlimleri, kabirleri kutsal mekânlar değil de, sadece Allah yolunda yol göstermiş insanlar olarak görmeli ve tevhidin tek olan Allah’a iman (İhlas suresinin belirttiği gibi), EHAD, tek olarak Allah’a ibadet ve duayı hayatının her alanında icra etmeli değil midir?
- Oysa günümüzde cemaatler alimleri kutsal varlıklar gibi görüyor. Oysa Kuran’da Hristiyan ve Yahudilerin de bu tür yanlışlığa düştüğünü belirtiyor.
- Bu tevhid farkındalığında, halife isimlerinin Allah’a ibadet mekanı camilerde yer alması tuhaf değil midir? Bunun Vehhabilik, Selefilik vb. ilgisi yoktur. Fatiha suresinde her rekatta “İyyake na’budu ve iyyake nestain” diyerek “Sadece Allah’a ibadet eder ve Allah’tan medet umarız” demiyor muyuz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle ifade edelim ki, Hz. Peygamber (asm) Efendimize ve müçtehit âlimlere uymamızı isteyen Allah’tır.

Nisa suresinin 83. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuştur:

"Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu Peygambere ve kendilerinden olan ulu'l-emre götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler elbette onu bilirlerdi..."

Herhangi bir işte bir liyakat ve yeterlik sahibi olanlar, o işin müçtehidi ve gerçek sahibi ve Allah katında yetkilileridir.

Burada Allah'ın Peygamberine ve böyle yetkili kimseler dediğimiz müçtehitlere müracaat edilmesi isteniyor. Ayrıca, o müçtehitlerin konuyu bileceği haber veriliyor.

Demek ki, bu ayetin ifadesiyle, "istinbat" ulu'l-emrin sıfatıdır ve Allah Teala, istinbat yapabilen ulu'l-emre müracaat edilmesini bizlere emretmiştir.

Bu kısa bilgiden sonra, soruları ayırarak cevap vermeye çalışacağız:

Soru 1:
O zaman ehlisünnet cemaatleri de Peygamberimize itaat ederek öncelikle Peygamberimizin ilk sünneti Kuran’ı anlayarak, Kuran’daki “Hüküm sadece Allah a aittir.” ayetine itaat etmeli…

Cevap 1:

Ehlisünnet cemaatleri elbette Kuran’ı anlamaya çalışıyor. Bu vazife aslında bütün müminlere aittir, fakat hayat şartlarının müsait olmaması yüzünden yine Kuran’daki emre uyarak bilmeyen bilene sorar olmuştur.

Hiçbir ehlisünnet âlimi Allah’tan başkasının dinî hüküm koyabileceğini söylemez ve böyle bir inanç taşımaz.

Unutmamak gerekir ki, Hz. Peygamber (asm) Efendimizin Kur'an dışında açıkladığı dinî hükümler de Allah’a aittir, Allah bir başka şekilde vahyetmiştir.

Soru 2:
Hocaların, âlimlerin, mollaların hükümlerini hâşâ Allah’ın hükmü gibi görmemeli. Böylece Allah’ın yasaklamadığı şeyleri din diye dayatmamalı…

Cevap 2:

Hiçbir ehlisünnet âlimi veya sıradan mensubu “hocaların, âlimlerin, mollaların” hükümlerini, Allah’ın Kitabı’ndan ve hükmünden bağımsız olarak ortaya konmuş hükümler olarak görmez ve böyle bilmez; âlimlerin söyledikleri ve yazdıkları anlama yoluyla Kuran’a dayanmakta ve bu manada Allah’ın hükmü olmaktadır; “Bizim anladığımıza göre Allah’ın hükmü şudur.” demektedirler; zaten başka türlü de Allah’ın hükmü bilinemez.

Soru 3:
Alimleri, kabirleri kutsal mekânlar değil de, sadece Allah yolunda yol göstermiş insanlar olarak görmeli ve tevhidin tek olan Allah’a iman (İhlâs suresinin belirttiği gibi) EHAD, tek olarak Allah’a ibadet ve duayı hayatının her alanında icra etmeli değil midir? Oysa günümüzde cemaatler, âlimleri kutsal varlıklar gibi görüyor. Oysa Kuran, Hristiyan ve Yahudilerin de bu tür yanlışlığa düştüğünü belirtiyor.

Cevap 3:

“Kutsal mekânlar”, “kutsal varlıklar” ifadenizden maksadınız “oraları ve onları hâşâ Allah gibi kendilerine ibadet edilen veya Allah adına hüküm koyan, icra eden varlıklar gibi görüyorlar” demekse, bu ehlisünnete iftira olur.

Kimse belli bir mekâna tapmıyor, belli bir şahsı -hâşâ- Allah’a eş koşmuyor! Bütün ehlisünnet Müslümanlar bir Allah’a ibadet ederler ve hiçbir şeyi ona eş koşmazlar.

İnsanlar Allah’a yakınlık ve bu yakınlığın bahşettiği olgunluk, etki, eğitim kabiliyeti… bakımından eşit değildir. Evet, her mümin için bu kapı açıktır. Kutsi hadiste “Farz ve nafile ibadetler ile kulun Allah’a yaklaşacağı ve sonunda bütün organlarının Allah’ın emrine gireceği…” müjdeleniyor. (bk. Müsned, 6/256; Buhârî, Riḳak, 38)

Bu imkân belli kişilere özgü değildir; kim kemiyet ve keyfiyet bakımından yeterli ibadet yaparsa o, hadiste geçen ifade ile “velî” olur.

Bu insanlara saygı gösterenler, onların sohbetlerine katılanlar, tavsiyelerine kulak verenler onları hâşâ Allah’a eş koşmuyorlar; koşan varsa o, ehlisünnet de mümin de değildir; onları, Allah’a güzel kul olabilmek için kılavuz olarak görüyorlar.

Türbeleri, mezarları ziyaret edenler elbette bunu ibret almak, ölümü hatırlamak, orada yatanlar için dua etmek maksadıyla yapmalıdırlar. Eğer oralarda yatan kişilerin yukarıda ifade ettiğimiz velilerden biri olduğuna inanıyorlarsa ziyaret maksadına bir de “örnek alma” eklenir.

Hz. Peygamber (asm) Efendimizin Ravzasını ziyaretin tek Allah’a kulluk bilinci, aşkı, sevgisi… bakımından etkisi vardır, ziyaretçi ona tapmaz, Allah’ın ona olan sevgisinden nasip almaya taliptir.

Efendimizin mescidinde ibadet ise yine bir tek Allah’a yapılan ibadettir; sevabı daha fazla olduğu Peygamberimiz (asm) tarafından bildirildiği için orada namaz kılmayı istemektedirler.

Soru 4:
Bu tevhid farkındalığında, halife isimlerinin Allah’a ibadet mekânı camilerde yer alması tuhaf değil midir? Bunun Vehhabilik, Selefilik vb. ilgisi yoktur. Fatiha suresinde her rekatta “İyyake na’budu ve iyyake nastain” diyerek “Sadece Allah’a ibadet eder ve Allah’tan medet umarız” demiyor muyuz?

Cevap 4:

Bu isimlere, Hristiyanlık’ta olduğu gibi tapınma diye bir şey yoktur. Ehlisünnet Müslümanlar camilerde hangi isim ve yazı olursa olsun, bir tek Allah’a ibadet ederler.

Bu isimler, rastgele isimler değildir, Allah’ın kendilerinden razı olduğu Kuran’da açıklanmış isimlerdir, onların adlarını camilerde gören ve okuyanlar merak ederler de hayat hikayelerini okurlarsa, Allah’ın razı olduğu kullar olma yolunda bir imkân, bir örnek daha elde etmiş olurlar.

Bazı Vehhabilerin, Selefilerin önemli hatası, şirk olmayan inanış ve davranışları şirk saymaları ve ümmeti bölmeleridir.

Çok yaygın bir örnek verelim:

Peygamberimizin (asm) Ravzasını ziyaret eden Peygamber aşıkları, yüzlerini Ravza’ya dönüp ellerini kaldırarak “bir tek Allah’a” dua etmek istiyorlar, Vehhabiler / Selefiler sanki bu büyük bir günah veya şirkmiş gibi insanları azarlıyor, buna imkân vermiyorlar; halbuki kimse Peygamber (asm) Efendimize tapmıyor, bir tek Allah’a tapıyor, Peygamberimizi de örnek almaya çalışıyor.

Peygamberimiz Ebedi Aleme (Yüce Dost’a) gidince o Yüce Dost’un Peygamberimize olan sevgisi de sona mı eriyor? Asla, işte o sevgiden nasiplenmektir bütün dava.

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberin mezhebi mi vardı?

Teberrük, eşyadan bereket ummak caizdir

Şefaat ayetlere ve hadislere göre hak mıdır?

Allah dilediğine gaybı bildirir mi, ayetlerle delil gösterir misiniz?

Tevessül, ayet ve hadislere göre caizdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun