Allah dilediğini mi hak edeni mi affeder?
Bir adam var, Allah sadece hak edeni affeder diye meallerde ve videolarında çeviri yapıyor. Allah sadece hak edeni mi affeder? Bunu derken Allah'ın ayetlerindeki ancak tövbe edip kendini düzeltirse müstesna veya tövbe edip kendini düzelten şartı var şeklinde açıklıyor. Benim kafama yatan ise Allah'ın dilediğini affetmesi.
Şu an güncel meallerde Allah dilediğini affeder derken onun mealinden hak edeni affeder. Yani biz kullar hak edebilir miyiz bilmiyorum bu kavramı nasıl ayırmamız lazım?
Değerli kardeşimiz,
Bazı meallerde veya dini içerikli videolarda karşılaşılan "Allah sadece affedilmeyi hak edeni (tövbe edip kendini düzelteni) affeder" şeklindeki söylemler, zihinlerde ciddi soru işaretleri oluşturabilmektedir.
Oysa Kur’an-ı Kerim’in genel ruhu, Peygamber Efendimizin (asm) hadis-i şerifleri ve Ehli Sünnet alimlerinin ortak kanaati açık ve nettir:
Allah sadece tövbe edip affı "hak edeni" değil, dilediği günahkar mümin kulunu hiçbir karşılık veya hak ediş olmaksızın sırf Kendi sonsuz lütfuyla da affeder.
Bu kafa karışıklığını gidermek ve hakikati netleştirmek için kısaca açıklamaya çalışalım:
1. Meallerdeki "hak edeni affeder" çevirisi nereden doğuyor?
Ayetlerde sıkça geçen (يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ) "Yağfiru limen yeşâü" ifadesi, Arapça dil bilgisi açısından iki türlü çevrilebilir:
"Dilediğini bağışlar." Eylemi yapan Allah’tır: Allah kimi dilerse onu affeder.
"Dileyeni / İsteyeni bağışlar." Arapça'daki "men" edatına göre: Affedilmeyi dileyen kulunu bağışlar.
Bazı meal yazarları, ikinci tercüme şeklini öne çıkararak cümleyi "Allah affedilmeyi hak edeni / tövbe edeni affeder" kalıbına sokmaktadır. Ancak bu çeviri tercihi, Allah’ın mutlak iradesini ve sınırsız rahmetini kısıtlayan dar bir bakıştır. Çünkü ilahi affı, sadece insanın ameline ve sözde "hak edişine" indirgemektedir.
2. İnsan Allah’ın affını gerçekten "hak edebilir" mi?
İnsan fıtratı ve kulluk bilinci açısından bakıldığında, hiçbir kul Allah’a karşı "Ben üzerime düşeni yaptım, artık affedilmeyi hak ettim; bana affı borçlusun" diyemez.
- Kıldığımız namazlar, tuttuğumuz oruçlar, hatta ettiğimiz tövbeler bile Allah’ın bize lütfettiği akıl, sağlık, hidayet ve ömür nimetinin birer şükrüdür.
- Dolayısıyla, geçmişteki ve şu andaki nimetlerin borcunu bile ödemekten aciz olan insanın, kendi amelleriyle "Affı hak ettim" iddiasında bulunması mümkün değildir.
3. Tövbe etmeyen bir günahkar da affedilebilir mi?
Bu sorunun cevabı kesinlikle evettir. Kur’an-ı Kerimeler ve Hadis-i Şerifler, tövbesiz bir günahkarın da ilahi affa mazhar olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
a) Nisâ Suresi 48. ayet delili
"Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını (şirki) asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları ise dilediği kimse için bağışlar..."
Ayet, şirki bir kenara koyarak; diğer bütün günahları herhangi bir tövbe şartına bağlamaksızın "dilediği kimse için" affedebileceğini açıkça ilan etmektedir.
b) Zümer Suresi 53. ayet delili
"De ki: 'Ey kendi aleyhlerine olarak sınırı aşan/günahlarla öz canlarına kötülük eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.'"
Kur’an-ı Kerim’de ilahi rahmetin sonsuzluğunu ve ümit kapısının genişliğini en açık şekilde müjdeleyen bu ayet-i kerime, mümin kulun affı "hak etmesinden" ziyade Allah'ın sınırsız merhametini öne çıkarır. Ayetin içerdiği temel hakikatler şunlardır:
Hitap günahkârlara yapılmıştır: Ayet, ibadetinde kusursuz olan veya affedilmeyi zaten hak etmiş kimselere değil; aksine günaha batmış, nefsine yenik düşmüş ve "kendi aleyhine sınırı aşmış" kullara şefkatle hitap etmektedir.
Ümitsizlik kesin olarak yasaklanmıştır: Günahın boyutu veya çokluğu ne olursa olsun, bir kulun "Ben artık mahvoldum, affı hak etmiyorum" diyerek Allah’ın rahmetinden ümit kesmesi (ye's) haram kılınmıştır.
Tüm günahları kapsar: "Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar" buyurularak, ilahi af kapısının hiçbir günah türüne kapalı olmadığı ve hiçbir günahın Allah'ın merhametinden daha büyük olamayacağı tescil edilmiştir.
Af bir lütuftur: Ayetin sonunda yer alan Gafûr (çok bağışlayan) ve Rahîm (çok merhamet eden) esmaları; bağışlamanın kulun bir alacağı veya "hak edişi" sebebiyle değil, tamamen Allah'ın yüce Zatına ait sınırsız merhametin ve dilediğini bağışlama iradesinin bir tecellisi olduğunu gösterir.
c) Bitaka (kart/rozet) hadis-i şerifi
Hz. Peygamber (asm) efendimizin haber verdiği bu sahih rivayette; ömrü boyunca 99 büyük suç sicili dolusu günah işlemiş, hiç hayrı ve tövbesi bulunmayan bir adam ahirete getirilir. Adamın elinde tek bir şey vardır: Samimi bir Şehadet (İman).
Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
"Allah Teâlâ, kıyamet gününde bütün mahlukatın gözü önünde ümmetimden bir adamı huzuruna çağırır ve onun için her birinin uzunluğu gözün görebildiği en son noktaya kadar uzanan doksan dokuz tane büyük günah sicili/dosyası açar.
Sonra Allah o kula sorar:
'Bu dosyalarda yazılı olanlardan bir şeyi inkâr edebilir misin? Amelleri kaydeden muhafız meleklerim sana haksızlık ettiler mi?'
Adam: 'Hayır, ya Rabbi!' der.
Allah Teâlâ sorar: 'Peki, bir mazeretin veya bir iyiliğin var mı?'
Adam çaresizlik içinde: 'Hayır, ya Rabbi!' der.
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: 'Aksine, bizim katımızda senin tek bir iyiliğin (hasenen) vardır ve bugün sana asla haksızlık edilmeyecektir.'
Arkasından üzerinde: 'Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh' (Şahitlik ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir) yazılı küçük bir kart/rozet (bitaka) çıkarılır.
Allah Teâlâ: 'Tartının yanında hazır bulun!' buyurur.
Adam: 'Ey Rabbim! Büyüklüğü ufukları kaplayan bu kadar günah sicilinin yanında bu küçücük kartın ne kıymeti olabilir ki?' der.
Allah Teâlâ: 'Bugün sana haksızlık edilmeyecektir!' buyurur.
O devasa günah sicilleri mizanın bir kefesine, üzerinde Kelime-i Şehadet yazılı olan o küçük kart da diğer kefesine konur. Doksan dokuz kütük dolusu günah kefesi hafif gelip yukarı fırlarken, o tek kartın bulunduğu kefe ağır basar.
Çünkü Allah’ın isminin yanında hiçbir şey ağır gelemez." (bk. Tirmizi, Hno: 2639)
Görüldüğü üzere, kulun doksan dokuz büyük dosya dolusu günahı bulunsa dahi, kalbinde koruduğu katıksız, ihlaslı bir İman ve Tevhid (Kelime-i Şehadet), Allah katında dünyadaki bütün günahlardan daha ağırdır.
Hadisteki kişinin ekstra bir tövbesi, ibadeti veya affı "hak edecek" somut bir ameli yoktur. Allah, kuluna amelinin karşılığı olarak değil, kalbindeki tevhid hatırına ve Kendi dilediği mutlak
Bu hadis; ne kadar günahkâr olursa olsun, imanla ölen bir kulun Allah'ın rahmetinden asla ümidini kesmemesi gerektiğini ve Allah'ın dilediği kulu karşılıksız affetme kudretini gösterir.
Allah, o kuluna ameli, tövbesi veya ekstra bir "hak edişi" olmadığı halde; sırf kalbindeki o katıksız imanın şerefine ve “Kendi dilediği lütfuyla” muamele eder, o tek kart bütün günah dosyalarına ağır gelir ve kul affedilir.
4. Ehli Sünnetin denge anlayışı
İslam kelamında (inanç esaslarında) tarihten bu yana iki temel yaklaşım öne çıkmıştır:
Adalet ve vaat yoluyla af: Kul samimiyetle tövbe eder, kendini düzeltir. Allah da vadettiği gibi Kendi adalet ve keremiyle onu bağışlar. Tövbe, affın en somut vesilesidir.
Lütuf ve ihsan yoluyla af: Kul tövbe edemeden, günahkar olarak ölmüştür. Ancak imanla ölmüştür. Allah dilerse adalet edip onu günahı kadar cezalandırır; dilerse hiçbir karşılık ve hakkı yokken, tamamen Kendi irade ve dilemesiyle onu affeder.
Özetle
- Allah dilediğini affeder hakikati, ilahi rahmetin ve kudretin ucu bucağı olmadığını gösterir.
- Tövbe etmek kulun en büyük sığınağıdır; ancak ilahi af sadece tövbe duvarının içine hapsedilemez.
- Mümin; "Nasıl olsa Allah dilediğini affeder" diyerek gevşemez ve günaha dalmaz. Ancak günaha düşse bile "Tövbe edemedim, mahvoldum" diyerek Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.
- Allah sadece affı "hak edeni" değil, Kendi hikmetiyle ve rahmetiyle dilediği her günahkar mümin kulunu affetme şanına ve merhametine sahiptir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Hz. Ali "Kaza borcu olanın tövbesi kabul olmaz." demiş midir?
- Günah işleyenlere karşı Allah'ın rahmeti hakkında bilgi verir misiniz?
- Adam öldüren kimse tövbe ederse affedilebilir mi?
- Aynı günahı tekrar işlememiz halinde eski tövbemiz kabul olmaz mı?
- Müminin mümini öldürmesi küfür müdür? "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir." âyetine göre, bir mümini kasden öldüren kimse, ebedi cehennemde mi kalacaktır?
- GÜNAH
- Allah'a günahla gitmek neyi ifade eder?
- İnsanları saptıran Allah ise, insan neden sorumlu olsun?
- Haram ilişkiden sonra evlenmek günahı azaltır mı?
- Tövbe eden kafir affedilmez mi?