Zihinsel ve bedensel engellilerin dini sorumlulukları var mı?

Zihinsel ve bedensel engellilerin dini sorumlulukları var mı?
Tarih: 12.03.2021 - 16:13 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Zihinsel Engelliler

Allah’ın kulunu bir işi yapma veya yapmama hususunda yükümlü tutmasına teklif denir.

Sözlükte “bir şeye düşkün olmak, bir işi güçlüğüne rağmen üstlenmek” anlamındaki kelef kökünden türeyen teklîf “birine yapılması zor bir işi yüklemek” demektir (Râgıb, Müfredât, “klf” md.; Tehanevî, Keşşâf, 1/504-505)

İslam dininde akıl ve büluğ (ergenlik) çok önemlidir. İnsan akıllı olup, ergenlik yaşına da gelince, “ibadetlerini yapmak ve günahlardan da sakınmak” şeklinde özetleyebileceğimiz, mükellef olma dönemi başlamış olur.

Fakat konu engelliler olunca, Yüce Mevlamızın, “Allah, hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemez.’’ (Bakara 2/286) ayetiyle; Sevgili Peygamberimizin (asm) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın… “ (Buhari, Cihad, 164) hadisini hep göz önünde bulundurarak meselelere çözüm bulmamız gerekecektir.

Demek ki, kişinin teklife ehil sayılabilmesi için, kendisine yöneltilen hitabı anlayabilecek ve gereğini yerine getirebilecek güçte bulunması gerekir. Mükellef tutmadaki amaç, yükümlülüğün mükellef tarafından imtihan şartları içinde yerine getirilmesidir.

Mükellefiyetin şartı kişinin temyiz kudretine sahip olarak büluğa ermesidir.

Dolayısıyla zihinsel engelli olan akıl hastaları ile çocuklar mükellef sayılmaz (Zerkeşî, el-Bahrü’l-muhit, 1/343-352; Zekiyyüddin Şabân, Uṣûlü’l-fıkıh, s. 275-277)

Özetle, bir kimse zihinsel engelliyse (yani akıl özürlüyse) o kimseye hiçbir sorumluluk yoktur. İbadetler ve yasaklar konusunda bir mesuliyeti olmayacaktır.

İbadetleri yapmaya aklı eren kısmi zihinsel engelliler ise, güçleri yettiği, akılları erdiği kadarıyla sorumlu olurlar.

Böyle kimselerin durumunu tespit etmek için -açıklaması geçerli olan- uzman doktorlardan bilgi almak gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Günlük hayatını yardımsız sürdüremeyecek kadar bedensel özürlü ...

Cevap 2:

Bedensel Engelliler

Kişi, bedensel olarak engelli, ama aklı yerindeyse, o kimse sağlıklı insanlar gibi tüm ibadetlerden sorumludur. Ancak ibadetlerini, sağlıklarının elverdiği şekilde yerine getirirler. Örnek vermek gerekirse:

- Abdest alamayanlar, teyemmüm yaparlar.
- Ayakta duramayanlar, oturarak namaz kılarlar.
- Dilsiz olanlar, kalplerinden okurlar.
- Engelliler, ihtiyaç halinde namazları cem edebilirler.
- Oruç tutamayanlar, fidye verirler.
- Hacca gidemeyenler, vekil gönderebilirler.
- Yürüme engeli olanlar, cuma ve bayram namazları dahil, camiye gitmekten muaftırlar.

Engelli kardeşlerimiz, istedikleri halde yapamadıkları ibadetlerden dolayı günaha girmiş olmazlar. Aksine zor şartlara ve bedensel engellere rağmen ibadetlerini yerine getirdikleri için ayrıca mükafatını göreceklerdir.

Bazı Sorular

Soru:
Anne karnındaki bebeğin bedensel veya zihinsel engelli olacağı tesbit edilince, onu aldırmak (kürtaj) caiz midir?

Cevap:

Caiz değildir, zira o bir insandır ve canlıdır. Şayet o çocuk sağlıklı olarak doğsaydı ve sonradan bir sebeple kötürüm hale gelseydi, ona kıyabilir miydik? Elbette ki hayır. O halde anne rahmindeki yavrumuz da bir candır, onun canına kıymaya kimsenin hakkı yoktur.

Soru: 
Engellilik bir ceza mıdır?

Cevap:

Engellilik ne çocuk için, ne de ailesi için asla ceza değildir. Tam aksine o çocuk, ailesine Allah’ın bir armağanıdır. Engelli çocuk ile ailesi, özel bir görevle görevlidirler. Sabırla üzerlerine düşeni yerine getirirlerse, çok sevap kazanacaklar ve cenneti hak edeceklerdir.

Soru:
Engellilerin ahiretteki durumları nasıl olacaktır?

Cevap:

Sevgili Peygamberimiz (asm) akıl hastalarının hiçbir şeyden sorumlu olmayacaklarını haber vermiştir. İnançlı olan, ibadetlerini elinden geldiğince yapmaya çalışan ve sabırlı davranan engelliler ise, ahiret günü sağlıklı olarak dirileceklerdir. Ayrıca inançları ve ibadetleri gereği de cennete gireceklerdir.

Not: Aşağıdaki Kulluğa Engel Yok isimli makaleyi de okumanızı tavsiye ederiz:

Kulluğa Engel Yok

İnsan, Allah’a kulluk için yaratılmıştır. (bk. Zariyat, 51/56)

Akıl yokluğu hariç, hiçbir engel Allah’a kul olmaya engel değildir. İnsan, varoluş gayesi olan Allah’a kulluk görevini yapabilmek için; Allah’ı, peygamberi, kitabı ve dinî yükümlülük ve görevleri bilmek, şartlarına uygun iman etmek, farz görevleri yapmak, mekruh ve haramlardan sakınmak, nimetlere şükretmek ve musibetlere sabretmek gerekir. Her insan, gücü nispetinde sorumludur. (bk. Bakara, 2/286),

“Görme engelliye güçlük yoktur, ortopedik engelliye güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur...” (Feth, 48/17)

“Üç kişiden; uyanıncaya kadar uyuyandan, ergenlik çağına erinceye kadar çocuktan ve şifa buluncaya kadar zihinsel engelliden sorumluluk kaldırılmıştır.” (Ebu Davud, Hudud, 17)

Dinî yükümlülük açısından engelliliği iki kısma ayırabiliriz:

Zihinsel engellilik ve bedensel engellilik.

Zihinsel Engellilik

“Zihinsel engellilik”, akıl yetisinin tamamen veya kısmen olmamasıdır. Zihinsel engellileri üç kısma ayırmak mümkündür.
- Zihinsel engelliği sürekli olanlar.
- Kısmi zihinsel engelli olanlar.
- Geçici süre ile zihinsel engelli olanlar.

Bir insanın söz, eylem ve davranışlarından dinen sorumlu olabilmesi için akıllı ve buluğa ermiş olması gerekir. Dolayısıyla akli melekesini tümüyle yitirmiş ve olayları değerlendiremeyecek kadar zekâ özürlü olan kişiler, Hanefi müçtehitlere göre hiçbir dinî görevle sorumlu değildir. Kısmi zihinsel engelliler, güçleri nispetinde dinî görevlerle yükümlüdürler.

1. Abdest ve namaz ibadeti:

a) Komaya girmek ve bayılmak gibi kısa süreli zihinsel faaliyetini yitirenlerin abdest ve namazla ilgili durumları bu halin süresine göre farklılık arz eder. Beş vakit namaz süresi ve daha fazla devam eden bayılma ve koma halinde olanlar, ibadetten muaftır.

Ebu Hanife’ye göre, baygın veya komada olan veya aklı giden kişi, 24 saat geçmeden kendine gelirse, bu süreye ait namazları kaza eder.

İmam Muhammed’e göre, kaçırılan namazların sayısı beşten az ise namaz düşmez, iyileşince bu namazların kaza edilmesi gerekir. Kaçırılan namazların sayısı beşten fazla ise namazlar düşer, bu namazların daha sonra kaza edilmesi gerekmez.

b) Namaz kılabilmek için en az bir ayet öğrenip ezberlemek, her yükümlü Müslüman’a farz-ı ayın, Fatiha ve bir sureyi veya üç kısa ayeti ezberlemek ise vaciptir.

Zihinsel engellilik sebebiyle namazda okunacak sure ve duaları ezberleyemeyen veya ezberlediğini hafızasında tutamayanlar, öğrenebildiği en kısa ayet ve duaları okumakla yetinirler. Hiç öğrenemiyor ve ezberleyemiyorsa, artık kıraatten muaf olur, namazın diğer farz, vacip ve sünnetlerini yerine getirerek namazlarını kılarlar.

2. Oruç ibadeti:

a) Akıl hastalığı, baygınlık veya koma hâli kısa aralıklarla olursa oruç ibadetine engel değildir.

b) Ramazan ayı boyunca devam eden akıl hastasından o yılın orucu düşer ve daha sonra iyileşse bile tutamadığı oruçlarını kaza etmesi gerekmez.

c) Bir gün süreyle devam eden bayılma ve koma halinde o günün tutulamayan orucu düşer.

d) İbadetleri yapmaya aklı eren kısmi zihinsel engelliler oruçlarını tutmakla yükümlüdürler.

3. Hac ibadeti:

Bir insana hac farz olabilmesi için akıllı, buluğa ermiş, sağlıklı ve özgür olması, tutuklu ve kısıtlı olmaması, ekonomik yönden imkânı olması, yol güvenliği bulunması, haccın eda edildiği vakte yetişmesi ve kadınların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanmış olması gerekir.

Dolayısıyla kısmi zihinsel engelliler, hac yapabilecek durumda iseler, diğer şartların da bulunması şartıyla hac ibadetiyle yükümlü olurlar.

4. Zekat, fıtır sadakası ve kurban:

Zekat; nisap miktarı malı olan Müslümanlara farzdır.

Hanefilere göre, bir Müslüman’ın zekatla yükümlü olabilmesi için, akıllı ve ergen olması şarttır. Çünkü akıl hastaları zekat, sadaka ve kurban ile sorumlu değildir.

Diğer mezheplere göre, bir Müslüman’a zekatın farz olması için ergen ve akıllı olmak şart değildir. Dolayısıyla zengin iseler çocuk, tam veya kısmi zihinsel engelliler zekat, sadaka ve kurban ibadetiyle sorumludurlar. Bu kimselerin malından velî veya vasileri zekat ve sadakalarını verir, kurbanlarını keserler. (Tirmizi, Zekat, 15)

Baygınlık ve koma hali zekat vermeye engel değildir. Çünkü bu halin uzun sürmesi mutat değildir.

Bedensel Engellilik

1. Abdest, gusül ve namaz ibadeti:

a) Abdest uzuvlarından biri eksik olan mesela ayakları veya kolları bulunmayan bedensel engelliler sadece sağlam olan uzvunu yıkarlar. Protezlerin yıkanması veya meshedilmesi gerekmez. Bunların temiz olmaları yeterlidir.

b) Burundan veya bir yaradan akan kanı, idrarı ve kadınların akıntısı bir namaz vakti boyu devam eden ve namaz kılacak kadar bir süre durmayan kimseler “özür sahibi” sayılırlar.

Hanefi mezhebine göre bu kimseler, her vakit için abdest alıp namazlarını kılarlar. Bu kimseler bir vakit içerisinde özrü dışında abdesti bozacak bir şey olmadıkça abdestli sayılırlar ve istediği namazı kılabilir, Kabe’yi tavaf edebilir ve Kur’an’ı ellerine alabilirler. (bk. Buhari, Hayz, 19; Vudu’, 63) Vakit çıkınca abdestleri bozulmuş olur.

Şafii mezhebine göre özür sahiplerinin abdesti, kıldığı namaz bitince bozulur. Her namaz için yeniden abdest almaları gerekir.

Özür sahiplerinin çamaşırına özür yerinden çıkıp bulaşan kan, irin, cerahat gibi sıvılar, özrü devam ettiği sürece, namazının sıhhatine engel olmaz. Ancak bu sıvı maddelerin arkası kesilmişse, bunların temizlenmesi gerekir.

c) Bir kimsenin abdest organlarından birinde yara varsa, abdest veya boy abdesti alırken yara üzerine meshederler, yara üzerine mesh etmek zarar veriyorsa, sadece yara olmayan yerleri yıkarlar. Yarada sargı da bulunursa sargı üzerine mesh ederler.

ç) Sağlık nedeniyle abdest veya gusül için su bulamayanlara veya kullanamayanlar, temiz toprak veya toprak cinsi bir şeyle teyemmüm yaparlar. Suyu kullanma imkânı doğduğu andan itibaren abdestin ve guslün su ile yapılması gerekir.

d) Doku nakli yoluyla ektirilen saçlar kişinin kendi saçı hükmündedir. Abdeste ve gusle mani değildir. Plastik deri üzerine ekilip başa yapıştırılan saçlar ise peruk hükmünde olup suyun deriye geçmesine engel olduğu için abdeste ve gusle manidir.

e) Takma dişi olanlar boy abdesti alırlarken bu dişlerini çıkarmaları gerekir. Abdest alırken çıkarmaları kolaysa çıkarırlar, zor olursa çıkarmazlar. Çünkü boy abdestinde ağzı yıkamak farz, abdestte ise sünnettir.

f) Engeli nedeniyle abdest veya boy abdesti alırken ayaklarını yıkayamayanlar, evde bir başkasından yardım alıp abdest almaları mümkün ise mest giyerler gün boyu mestlerine meshederler. Ayaklarını yıkayamıyor ve destek alacağı kimse de yoksa ayaklarına mesh etmekle yetinirler. Temiz olmak ve abdestli giymek kaydıyla botlara mesh yapılabilir.

g) Hastalığı veya dizlerindeki rahatsızlığı sebebiyle namazlarını ayakta kılamayanlar bir yere dayanarak kılarlar, bu şekilde de kılamayanlar oturarak kılarlar, oturarak da kılamayanlar, sırtüstü veya yan üstü yatıp ayaklarını kıbleye uzatarak ima ile kılarlar. “İma”, rükû ve secdeye işaret olmak üzere namazda başı önüne doğru eğmektir. Bu, ayakta yapılabileceği gibi oturarak, yanı veya sırtı üstü yatarak da yapılabilir. Yan yatışta yüz kıbleye gelecek şekilde yatılır, sırt üstü yatmada ise ayaklar kıbleye gelecek şekilde yatılır ve yüzün kıbleye yönelmesi için başın altına bir yastık konur.

Namazı, ayakta veya oturarak veya yattığı yerden başı ile ima ederek kılamayanlar, Ebu Hanife’ye göre namazlarını ertelerler. Ebu Yusuf’a göre baş ile imaya gücü yetmeyenlerin göz ve kaşları ile ima ederek namazlarını kılarlar.

İmam Şafii’ye göre göz ve kaş ile ima yaparak namaza gücü yetmeyenler, kalple ima ederek namazlarını kılarlar.

ğ) Yere oturamayanlar veya dizlerini bükemeyenler, tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak namazlarını kılarlar. Sahabeden İmran ibn Husayn diyor ki: Bende basur hastalığı vardı. Hz. Peygambere namazı sordum, “Namazı ayakta kıl, eğer buna gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzerine yatarak kıl.” (Buhari, Taksir, 19.) buyurdu.

Namazı bir süre ayakta kılmaya gücü yeten kimse o kadar ayakta durur, sonra oturarak namazını tamamlar. Yalnız iftitah tekbirini ayakta alabilen kimse, tekbiri ayakta alır, sonra oturup namazına devam eder.

h) Özrü veya hastalığı sebebiyle secdeye tam olarak eğilemeyen kimsenin, secde yerini sandalye veya yastık gibi bir şeyle yükseltmesi gerekmez. Rükû ve secdeleri gücünün yettiği kadar eğilerek ima ile yapar.

i) Elbise bulamayanlar, yere oturup ayaklarını uzatarak ön ve arka avret yerlerini örterek; kıbleyi bilemeyenler, araştırıp kanaat getirdikleri tarafa yönelerek namazlarını kılarlar.

ı) Kar, yağmur, karanlık, hastalık, engellilik ve güvenlik sebebiyle camiye gidemeyenler, cuma ve bayram namazı ile yükümlü olmazlar. Çünkü yürümekten aciz durumda bulunan çok yaşlı kimseler ile hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere cuma namazı farz değildir.

 j) Hanefi bilginlere göre cuma namazı dışındaki farz namazları cemaatle kılmak, gücü yeten erkekler için müekket sünnettir. Bu itibarla kadınlar, bedensel engelliler, hastalar ve çok yaşlı kimseler, cemaatle namaz kılmak için camiye gitmeyebilirler. Şafii bilginlere göre, farz namazların camide cemaatle kılınması farz-ı kifayedir.

k) Görme engelliler, abdest, gusül ve namazla yükümlüdürler. Bu kimseler, kendileri camiye gidebiliyorlarsa veya kendilerini camiye götürebilecek yardımcıları var ise namaz için özellikle cuma namazı için camiye giderler. (Müslim, Mesacid, 255. I, 452) Abdullah İbn Ümmi Mektum, yaşlı ve görme engelli olduğunu ve evinin uzakta olup, kendisi için bir rehber de bulunmadığını söyleyerek, mescide gelmemek için izin istemiş, Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ezan sesini duyuyor musun?” diye sormuş, “Evet” demesi üzerine, Allah’ın elçisi, “Senin için bir ruhsat bulamıyorum.” buyurmuştur. (Ebu Davud, Salât, 46)

Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre kendisini cuma namazına götürecek rehberi bulunan görme engellilere cuma namazı farzdır. Diğer müçtehitlere göre farz değildir.

Kendisini cuma namazına götürecek rehberi bulunmayan görme engellilere ise, cuma namazı farz olmadığı konusunda görüş birliği vardır.

l) İşitme ve konuşma engelliler, ayet ve dua ezberleyememişlerse “Kur’an ve dua okuma” dışındaki diğer farz, vacip ve sünnetlerini yaparak namazını kılmakla yükümlüdürler.

2. Oruç ibadeti:

a) Akıllı ve ergen durumda bulunan bedensel engelliler, hasta değillerse, ramazan orucunu tutmakla yükümlüdürler. Oruca dayanamayacak kadar hasta olan veya çok yaşlı olan kimselerin oruç tutmaları farz değildir. (Bakara, 2/185)

b) Oruç tuttuğu takdirde hasta olacağı veya hastalığının artacağı tıbben bilinen kişilerin ramazan orucunu tutmaları gerekmez. Bu kimseler daha sonra iyileşince oruçlarını kaza ederler.

c) Hastalığının sürekli olması veya çok yaşlılık gibi sebeplerle kaza etme imkanı bulamayacağı belli ise, bu kimseler her gün için “bir yoksul doyumu” kadar fidye verirler. (Bakara, 2/184)

Hastalar, ramazanda oruçlarının erteleyebilirler, iyileşince kaza ederler.

ç) İyileşme umudu olmayan hastalar, imkanları varsa tutamadıkları her günün orucu için fakirlere bir fitre verirler, imkanı olmayanları Allah sorumlu tutmaz.

d) Görme, işitme ve konuşma engelliler, sağlıklı iseler oruç tutmakla yükümlüdürler.

3. Hac ve umre ibadeti:

a) Hac ibadetinin bir insana farz olabilmesi için bedenen bu ibadeti yapmaya gücü yetmesi gerekir. Bu görevi yapamayacak derecede hasta, felçli, kötürüm, engelli ve kendi başına binite veya vasıtaya binip inemeyecek derecede yaşlı olan kimseler hac ve umre ile yükümlü değildir. Çünkü yüce Allah, haccı “gücü yetenlere” farz kılmıştır. (bk. Hac, 22/78)

Hac ve umre beden ile yapılan bir ibadettir.

b) Görme engelli kimselere diğer şartları taşıyorsa haccın farz olup olmaması konusunda müçtehitler farklı görüşler beyan etmişlerdir. Görme engelli kimseler hakkında Ebu Hanife’den meşhur olan rivayete göre ekonomik gücü olsa ve kendisine refakat edecek biri bulunsa bile görme engelli kimseye hac farz değildir. (bk. Âl-i İmran, 3/97)

İmam Şafii, İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf’un tercih ettikleri görüşe göre ekonomik gücü ve kendisine refakat edecek biri varsa o zaman görme engelliler, hac ve umre ibadeti ile yükümlü olurlar.

İşitme ve konuşma engelliler, imkanları varsa hac ve umre ile yükümlüdürler.

4. Zekat, sadaka-i fıtır ve kurban ibadeti:

Bedensel, görme, işitme ve konuşma engelli ve hasta olan Müslümanlar, zengin iseler zekat ve sadaka vermek ve kurban kesmekle yükümlüdürler.

5. Diğer ibadetler:

a) Bedensel engellilerin alış veriş, sözleşme, kira akdi yapma, tanıklık etme ve benzeri güçlerinin yettiği her türlü medeni tasarrufu yapabilirler.

b) İşitme ve konuşma engelliler, evlenme ve boşanma gibi işlemleri, işaret diliyle yapabilirler, okuma yazma biliyorlarsa bu tasarruflarını yazı ile güçlendirmeleri uygun olur.

c) Zihinsel ve bedensel engelliler ile hastalar, savaşa katılmakla yükümlü değillerdir. (bk. Nisa, 4/95; Nur, 24/61; Feth, 48/17)

ç) Beden, görme işitme ve konuşma engelliler; zina, hırsızlık, yalan, yalancı şahitlik, iftira, gıybet, içki ve kumar gibi haramlardan sakınmakla yükümlüdürler.

Doğru sözlü olmak, şahitliği doğru yapmak, zikir, tefekkür ve benzeri farz olan dinî görevleri yerine getirme, Allah ve peygamberin emir ve yasaklarına uyma konusunda güçleri ve imkanları nispetinde yükümlüdürler.

Sözün özü, zihinsel engellilik hariç hiçbir engel, Allah’a kul olmaya ve kulluk yapmaya engel değildir. Herkes gücü nispetinde ibadetlerle sorumludur.

Engelli olmak bir kusur değildir. Çünkü Allah katında kulun değeri; insanların dilleri, ten renkleri, fiziksel yapıları ve ülkeleri ile değil imanları, ihlasları, takvaları, salih amelleri, ibadetleri ve güzel ahlakları itibarıyladır.

Gerçek engellilik; hakikati anlayamamak, görememek, söyleyememek ve yaşayamamaktır.

(Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun