Zekat hasat günü verilecekse, neden bir yıl sonra zekat farz olur?

Tarih: 06.05.2022 - 12:08 | Güncelleme:

Soru Detayı

“Çardaklı ve çardaksız bağları, değişik ürünleriyle hurmaları, ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen biçimlerde zeytin ve narları meydana getiren O’dur. Her biri ürün verdiğinde ürününden yiyin; hasat günü de hakkını verin; fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Enam Suresi-141)
- Ayette geçen “Hasat günü de hakkını verin” ifadesinden zekatın hemen verilmesi gerektiği anlamı çıkıyor. Halbuki zekatın farz olması için üzerinden 1 yıl geçmesi gerekir deniyor?
- Bununla ilgili bir ayet var mı yoksa hüküm hadislere göre mi veriliyor?
- Eğer hadislere göre hüküm veriliyorsa bu durumda aşağıda geçen Şura Suresi’nin 21. ayetini nasıl anlayacağız?
“Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.”

- Bu soru ile ilgili cevap olarak “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr Suresi-7) ayetinden hareketle peygamberin dinde hüküm koyucu olduğu iddia edilebilir ancak bu ayet, Bedir Savaşı sonrası ganimetlerin dağıtılması ile ilgili indirilen bir ayettir. ayrıca hüküm koyucu olanın sadece Allah olduğu ile ilgili başka ayetler mevcuttur. (Şura-21; Maide-87,101; Hadid-27; Araf-31; Nahl-35,116; Maide-87)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce şunu belirtelim ki, yıllanma şartı nakit ve ticaret malları için geçerlidir. Tarım ve ziraat ürünlerine ait farz olan sadaka / zekâtın yıllanması şart değildir.

Ayetteki “hasat günü de hakkını verin” ifadesi şu şekilde yorumlanmıştır:

a) Farz olan (nisap miktarı) tarım ürünlerinin zekâtı iki şekilde verilir. Birincisi: Herhangi bir alet kullanılmadan (yani insan işgücü ve malî harcamalar yapılmadan, yalnız yağmur gibi tabii yollardan) sulanmış olan ziraat ürünlerinin zekâtı onda birdir. Şayet bir aletle (ekstra masraflarla) sulanmış ise onda birin yarısıdır (20’de 1’dir). Bu görüş İslam âlimlerinin büyük çoğunluğunun görüşüdür.

b) Ayetteki vurgu -o güne kadar farz olmayan- zekâtın dışındaki sadakalar için söz konusudur. Ancak hasat anında orada bulunan kimselere verilmesi, ziraat ve meyvelerden yere düşen kısmını onlara bırakılması gereklidir.

c) O güne kadar zekât farz olmamıştı, fakat zekât yerinde bu sadaka farz idi, zekât farz olduktan sonra sadaka ile ilgili olan bu hüküm nesh edildi. (bk. Razi, Maverdi, Cessas / Ahkamu’l-Kur’an, Kurtubi, ilgili ayetin tefsiri).

- Ebu Hanife’ye göre, tarım ürünlerinde öşür için nisap şart değildir. Az-çok yerden çıkan ve öşür gereken her şeyden zekât verilir.

- Ebu Yusuf, Muhammed ve diğer üç mezhep imamına göre tarım ürünleri nisap miktarı yani 5 vesk / 653 kg olursa, o zaman zekât farz olur. (bk. V. Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/1890)

Soruda geçen ayetlere gelince:

Şura suresi 21 ayet:

“Yoksa, Allah'ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zalimler için elem dolu bir azap vardır.”

Şura 21. ayetteki muhataplar müşriklerdir. Ayette bu husus açıktır. Bunu Hz. Peygambere (asm) teşmil etmek çok çirkin bir iftiradır.

Maide suresi 87. ayet:

“Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah'ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.”

Maide 87. ayette "bundan böyle, güzel yiyecek yemeyecekleri, gündüzleri oruç, geceleri namaz kılacakları vs. birçok helal şeyleri kendilerine haram kılacaklarına dair azmetmişlerdi.” Bunun doğru olmadığını belirten Hz. Peygamberin (asm) hadisleri de vardır. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Allah’ın elçisini diğer insanlarla aynı kefeye koymak çok garip pek çirkindir.

Maide suresinin ilgili ayetinde "hükmün sadece Allah’a ait olduğuna" dair bir ifade yoktur.

Hadid suresi 27. ayet:

“Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk. (Kendiliklerinden) icat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah'ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik. Fakat onlardan birçoğu da fasık kimselerdir.”

Hadid 27. ayette, Hristiyanların kendi kendilerine görev saydığı ve hakkını vermediklerine dair tavırları eleştirilmiştir. Hüküm koymanın peygamber için caiz olmadığına dair bir ima bile yoktur.

Araf suresi 31. ayet :

“Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez.”

Araf 31. ayette insanların ibadet ederken güzel elbiselerini giymeleri, israf etmeden yiyip içmeleri tavsiyesi bulunmaktadır. Burada peygambere hüküm verme yetkisinin olmadığını gösteren imanın bir kırıntısı bile yoktur.

Nahl suresi 35. ayet:

“Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: ‘Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız ondan başka hiçbir şeye tapmazdık, onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.’ Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.”

Nahl 35. ayette peygamberlerin görevi yalnız tebliğ etmek olduğu gerçeğine vurgu yapılmıştır. Bu konuya vurgu yapan başka ayetler de vardır.

Ancak burada müşriklerin peygamberleri inkâr etmek amacıyla “bu şirk veya iman meselesinin Allah’a ait olduğu, peygamberlerin gönderilmesine hiç de gerek olmadığını” dillendirmişler.

Buna mukabil Allah, peygamberlerin görevi de yalnız Allah’ın emirlerini tebliğ etmek olduğuna,

“Allah, bu misalle nicelerini saptırır, nicelerini de doğru yola ulaştırır. Aslında, Allah'ın saptırdıkları, zaten yoldan çıkmış olanlardır.” (Bakara, 2/26)

mealindeki ayette açıkça bildirdiği üzere, hidayet ve dalaleti yaratan yalnız Allah olduğuna dikkat çekmiştir.

Burada peygamberlerin herhangi bir hüküm koyma yetkilerinin olmadığını çıkarmaya çalışmak bütüncül bir bakış açısına sahip olmayan ve hadisleri inkâr etmeyi marifet sayan kimselerin işidir.

Nahl suresi 116. ayet:

“Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah'a karşı yalan uydurmak için, ‘Şu helâldir’, ‘Şu haramdır’ demeyin. Şüphesiz, Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.”

Nahl 116. ayette, müşriklere hitap edilmiştir. “Bazı helal şeylere haram, haram şeylere helal dedikleri için” ayette bunun yalan ve Allah’a iftira olduğu bildirilmiştir.

Bu hitaba peygamberi dahil etmek için akıldan değil insanlıktan istifa etmek bile yeterli değildir.

Haşr suresi 7. ayet:

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” 

mealindeki ayet Bedir savaşı sonrasındaki ganimetlerin teksimi ile ilgili değil, Yahudilerden Benu Nadir kabilesi ilgili ganimetlerle alakalıdır. (bk. el-Cezairi, Eyseru’t-Tefasir, ilgili ayetin tefsiri)

Ganimet ve Fey:

Ganimet, düşmanla yapılan bir savaş sonrası alınan mallardır. Bu ayette geçen “fey’” ise, düşmanla savaşmadan elde edilen mallardır. (bk. el-Cezairi, a.g.y)

Benu Nadir’den alınan mallar savaşmadan alınan mallardır.

İlmî literatürde mukarrer ve mütedavil olan “Nüzul sebebinin hususi olması, hükmün umumi olmasına mani değildir.” şeklindeki kaideye göre, bu ayette belli bir konudan söz ediliyor olsa bile, ifadenin mutlak bırakılmasının işaretiyle, her konuda Hz. Peygambere (asm) itaatin şart olduğunu göstermektedir.

“Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.” mealindeki ayetin ifadesinden anlaşıldığı üzere, önceki cümlede Hz. Peygambere (asm) itaat emredildikten sonra, bu cümlede “Allah’a karşı gelmekten sakının.” ifadesine yer verilmesi, Peygambere (asm) itaat etmek farz olduğuna ve ona karşı gelmenin Allah’a karşı gelmekle eşdeğer olduğuna işaret edilmiştir. (bk. el-Cezairi, a.g.y).

Nitekim, Buhari ve Müslim’in sahihinde zikredildiğine göre, Abdullah b. Mesud, “Allah, saç ekleyene ve eklettirene lânet etsin…" demiş. Bunun üzerine bir kadın, “Ey Abdullah, duydum ki böyle demişsin. Fakat ben Kur'an’ı baştan sona kadar okudum, böyle bir şeye rastlayamadım.” deyince, Abdullah İbn Mesud, “Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.” ayetini hatırlatarak, Hz. Peygamberin dediklerinin Kur'an’ın dedikleri mesabesinde olduğuna işaret emiştir. (bk. Buhârî, Libâs, 83; Müslim, Libâs, 117; ayrıca bk: el-Cezairi, a.y., İbn Aşur, Meraği, ilgili ayetin tefsiri)

Razi ve Kurtubi de açıkça “Bu ayetin ifadesi sadece bu konuda değil, Hz. Peygamberin (asm) her konuda verdiği emir veya yasakladığı nehiy hakkındadır.” demiştir. (bk. Razi, Kurtubi ilgili ayetin tefsiri).

Not: Bu konuda pek çok delil getirmek mümkündür. Bunlar sitemizde de zikredilmiştir. Cevabın sonunda link olarak vereceğiz. Bununla beraber burada yine de şu bilgileri hatırlatmakta fayda vardır:

“Şunu iyi biliniz ki, bana Kur'an-ı Ke­rim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. (Bu konuda) dikkatli olun; (çünkü) koltu­ğuna kurulan tok bir adamın ‘Size (Hz. Peygamberin sünneti / hadisleri değil) sadece şu Kur'an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter!’ diye­ceği (günler) yakındır...”

Bu hadis-i şerif -farklı nüanslarla- Kütüb-i Sitte ve diğer bazı kaynaklarda geçmektedir. (bk. Ebu Davud, Sünnet, 5(6), İmaret,33; Tirmizî, İlim, 10; İbn Mace, Mukaddime, 2; Darimî, Mukaddime,49; Ahmed b. Hanbel, 2/367, 4/131-132, 6/8)

Tirmizî’nin bir rivayeti şöyledir:

"Dikkat edin! Sizden birinizi; emrettiğim veya yasakladığım konulardan birisi kendisine ulaştığında -koltuğuna yaslanmış bir hâlde- 'Bilmiyorum Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız (hadisleri tanımayız derken)' bulmayayım."

Tirmizî, bu hadisin hasen-sahih olduğunu belirtmiştir. (bk. Tirmizi, İlim,10)

İslam âlimleri bu gibi hadislere dayanarak, Kur'an’da olmayan (en azından açıktan görülmeyen) birçok hükmün Allah Resulünün (asm) hadisleriyle sabit olduğunu söylemişlerdir. İmam Şafiî gibi bazı büyük âlimler bu hadislere dayanarak “Hz. Peygamberin sünneti, Kur'an’ın bir tefsiri, bir açıklaması hükmünde olduğunu...” belirtmişlerdir.

Çok açıktır ki, İslam’ın temel esaslarından olan namaz, oruç, hac, zekât gibi vecibelerin hiçbiri Kur'an’da detaylandırılmamıştır. Bu detayların tamamını sünnetten öğreniyoruz. Hz. Peygamber (asm)'in şu hadisleri de bu gerçeğe işaret etmektedir:

“Namazı nasıl kıldığımı gördüyseniz, siz de öyle kılın!” (bk. Buhârî, Ezan, 18)

“Haccın menasikini (hac vecibelerini) benden alın / benden öğrenin.” (bk. Müslim, Hac, 310; Ebû Davud, Menâsik, 78; Nesâî, Hac, 220)

Son olarak bir ayet mealini de verelim:

"Hayır, Rabbin hakkı için, onlar aralarında çıkan çekişmede seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam teslim olmadıkça, iman etmiş sayılmazlar." (Nisa, 4/65)

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberimizin haram kılma yetkisi var mıdır? "Peygamberin haram kıldığını, Allah da haram kılmıştır." sözü hadis midir?

Peygamber Efendimizin Kur'an'ın açıklayıcısı olduğuna dair ayetler var mıdır?

Sünnetin bağlayıcılığı, örnek alınması ve kaynağının vahiy olup olmadığı konusunda bilgi verir misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun