Zahiriyunlar ile Batıniyunlar arasındaki farkı izah eder misiniz?

Tarih: 27.12.2016 - 01:17 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu iki mezhebin farklarını külli manada şöyle sırlamak mümkündür:

1) Zahiriyyun mezhebine mensup olanlar, naslara (ayet ve hadisin açık ifadelerine) olan bağlılıklarından dolayı, söz konusu ifadelerin görünürdeki manalarını esas alırlar. Tevillere karşıdırlar.

- Batınıyyun mezhebi mensupları ise, tam tersine bütün nasların teviline çalışırlar. Çünkü, bunların gerçek anlamda hakikate varmak gibi dertleri yoktur. Bütün maksatları dini tahrif etmektir. Bu amaçlarına ulaşmak için Hz. Ali ve İmamlara taraftarlık perdesi altında, dinin ruhunu zedeleyen fasit tevilleri mezheplerinin temel esası olarak kabul etmişlerdir.

2) Zahiri düşünce sahipleri, kitap ve sünnetin zahiri naslarına / ifadelerine taassup derecesinde bağlı olduklarından, bütün nasları hakikat olarak telakki ederler, tevil yoluyla mecazi bir manaya iltifat etmezler.

- Batıni düşünce sahipleri ise, tamamen tevillerle ayet ve hadisin açık ifadelerini görmezlikten gelerek, kendi ideolojilerini doğru göstermek adına, indi yorumlar, keyfi teviller yaparak nasları hep mecazi bir rotaya yönlendirirler.

3) Zahiri düşünce mensupları -yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere- baştan beri İslam dinin samimi müntesipleri arasında yetişmişler ve bu samimiyetlerini suistimal ederek nasların yalnız zahiri manalarını esas almışlar. Kur’an dili olan Arapça lisanında çok fazla kullanım sahası olan mecaz, teşbih, istiare gibi gerçeklere karşı göz yummuşlar. Ve bu sebeple de “ehl-i tefrit” unvanına layık görülmüşlerdir.

- Bâtınî düşünce ise, İslâm’a sonradan katılan bölgelerde yaşayanların eski gelenek ve göreneklerine ve samimiyetten uzak gayr-ı İslami amaçlarına İslâmî bir maske geçirilmesinden ibarettir. Her konuda nassın zahiri manasını bir tarafa bırakıp, amaçlarına hizmet eden mecazi anlamları ön plana çıkarttıkları için “ehl-i ifrat” damgasını yemişler.

“Evet her şeyi zahire hamlettire ettire nihayet Zahiriyyun meslek-i müteassifesini tevlid etmek şanında olan meyl-üt tefrit ne derecede muzır ise; öyle de her şeye mecaz nazarıyla baktıra baktıra nihayette Bâtıniyyunun mezheb-i bâtılasını intac etmek şe'ninde olan hubb-u ifrat dahi çok derece daha muzırdır. Hadd-i evsatı gösterecek, ifrat ve tefriti kıracak yalnız felsefe-i şeriatla belâgat ve mantık ile hikmettir.” (bk. Muhakemat, s. 27)

4) Zahiriyyun mesleğine bağlı olanlar, tefrit ile hak yoldan çıkmalarına rağmen mümin ve Müslümandır. Zira dinin naslarına sıkı sıkıya bağlıdırlar.

- Batıniyyun mesleğini benimseyenler ise, dinin esasları olan ayet ve hadislerin naslarını / açık ifadelerini terk edip, genellikle nasların üç delalet şekline göre de yanlış olan teviller yaptıkları için mürted kabul edilmişlerdir. (bk. Gazali, Fedaihu’l-batıniyye,  1/156-159)

5) Son olarak şunu belirtelim ki, Sünni İslam anlayışında hem zahir hem batın kavramı vardır. Lafzi, manevi, ilmi, işari gibi bir çok tefsir çeşitlerinin varlığı bunun göstergesidir.  

Kur'an'ın lafızları, sadece bir manayı değil, pek çok manaları ifade etmektedir. Bütün zaman ve mekânlarda bulunan bütün insanlara hitap eden Kur'an, insanların tüm kesimlerine ayrı ayrı mânâları ifade edecek bir üslupta gelmiştir. Bu sebeple, Kur'an'ın mânâsı küllîdir. Herbir müfessir, o küllî mânâdan kendisine uygun bir tanesini alır ve izah eder. Bunu yaparken ya keşfine, anlayışına ya deliline ya da meşrebine dayandırdığı bir manayı tercih eder. (bk. Nursi, Mektûbat,  s. 328)

Demek ki, Kur'an'ın farklı şekillerde tefsir edilmesi yalnız câiz değil, aynı zamanda ilmî bir zarurettir.

- Şâtibî'nin de ifade ettiği gibi, işârî tefsirin kabul şartları iki tanedir.

Birincisi: Çıkarılan işârî mananın, Arapça dil kurallarına uygun olması. Çünkü Kur'an Arapça olarak indirilmiştir.

İkincisi: Çıkarılan mananın doğruluğunu gösteren şer'i bir şahidin bulunması. (bk.Şâtibî, el-Muvâfakat, 3/394)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
203 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun