Yalnızlık da imtihan mı?

Tarih: 20.06.2023 - 06:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

1. Genel olarak seküler bir çevrede büyüdüm. Dine yönelmeye başladıktan sonra dini olarak beni olumsuz etkilemesin diye seküler arkadaş çevremi terk ettim yavaş yavaş. Şu anda arkadaşsız kaldım gibi bir durum oldu. Bütün gün evde oturuyorum. Yalnızlıkla ilgili hadisler, dini metinler vs. mevcut mu?
2. Bir de 2. bir sorum olacaktı: Dinimiz için yaptığımız her fedakarlığa, Allah bu dünyada ve ahirette bizim için daha güzelini yaratır mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

- Elbette, hayatımızın her anı, her hâlimiz ve her durum bizim için bir imtihan vesilesi olabilir. Ancak, bu durumun aleyhimize değil aksine lehimize olması da mümkündür. Böylece, nefsimizi hesaba çekmeye, Allah’a yakınlaşmaya, fâni ve fena dünyadan ebedî ve mutlu hayatları düşünmeye vesile olabilir.

- Aslında yalnızlık hissi sadece seküler kesimde değil, dindar kesimde de olabilir. İbn Arabi de başından geçen böyle bir hâlden söz etmiştir (bk. Futuhat). Tabii ki bu büyük zatların yalnızlık hisleri ayrı bir imtihan konusudur. Bizim gibilerin kendilerini yalnız hissetmemeleri için, Kuran-ı Kerim, hadis-i şerif ve İslam âlimlerinin ilgili kitaplarıyla meşgul olmamızda büyük yarar vardır. 

- Önce şu nurani düsturlara kulak verelim:

“Senin levhanda gördüğün ikinci parçanın sahih sureti şudur ki; ben başımın üstünde onu bir levha-i hikmet olarak talik etmişim. Her sabah ve akşam ona bakarım, dersimi alırım:

Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur.

Yârân istersen Kur'an yeter. Evet ondaki enbiya ve melaike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder.

Mal istersen kanaat yeter. Evet kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur.

Düşman istersen nefis yeter. Evet kendini beğenen, belayı bulur zahmete düşer; kendini beğenmeyen, safayı bulur, rahmete gider.

Nasihat istersen ölüm yeter. Evet ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.” (Nursi, Mektubat, s. 282)

Cismani yalnızlıktan ziyade ruhani yalnızlık insanı yıpratır. Çünkü akıl, kalp, fikir ve duyguların olumlu veya olumsuz etkilenmeleri ruha bağlı cereyan eden psikolojik bir halet-i ruhiyedir. Bedenleriyle yalnız yaşayan nice insan var ki, iman şuuruyla her an Allah’ı yanında -ilim ve kudretiyle- hazır ve nazır olduğunu görmekle tam bir huzur içerisinde hayatını sürdürebilir.

İnzivaya çekilen evliyaların önemli bir kısmı cismani yalnızlığı tercih ederler. Öyle ki insanlarla içli dışlı olmaktan canları sıkılır.

Meallerini vereceğimiz ayetlerden bazı dersler çıkarabiliriz:

“Kullarım beni sana soracak olursa, muhakkak ki ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara, 2/186)

“Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir.” (Haşır, 59/1)

“Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmezler.” (Yunus, 10/62)

“...Nerede olursanız olun o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.” (Hadid, 57/4)

Mülkün sahibi, kâinatın sultanı, her şeyin dizgini elinde, her hazinenin anahtarı yanında, kullarına karşı yumuşak davranan, onlara merhamet eden, her dilediğini yapmaya muktedir olan Allah’ın himayesinde olduğunu düşünen bir kimsede hiç yalnızlık hissi olabilir mi?

“Evet, madem Allah var ve ilmi ihata eder. Elbette adem, idam, hiçlik, mahv, fena; hakikat noktasında ehl-i imanın dünyasında yoktur ve kâfir münkirlerin dünyaları ademle, firakla, hiçlikle, fânilikle doludur. İşte bu hakikati, umumun lisanında gezen bu gelen darb-ı mesel ders verip, der:

"Kimin için Allah var, ona her şey var ve kimin için yoksa, her şey ona yoktur, hiçtir." (Sözler, s. 462)

“İşte eğer insan, enaniyetine istinad edip hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i hayal ederek derd-i maişet içinde muvakkat bazı lezzetler için çalışsa, gayet dar bir daire içinde boğulur gider. Ona verilen bütün cihazat ve âlât ve letaif, ondan şikayet ederek haşirde onun aleyhinde şehadet edeceklerdir.” (bk. age., s. 323)

Yalnızlık hissinin en önemli bir sebebi de orta ve uzun vadede bir hedefin olmamasıdır, bir gayenin bulunmamasıdır. Zira, insanın böyle bir gaye istikametinde bir meşgalesi yoksa, enaniyeti / egosu kendi etrafında fırıldak gibi dönmeye başlar. Hareket dairesi dar olduğu için kalbine ve ruhuna sıkıntılar, daralmalar ve yalnızlık duyguları deprenmeye ve sahibini üzüntülerin çukurlarına sürüklemeye başlarlar.

Hâlbuki Allah’ı tanıma gayesi insandaki istinat noktasını tatmin ettiği gibi, ahirete iman da istimdat noktasını tatmin eder. Rahman ve Rahim olan Allah’ın himayesine giren ve önünde kapıları açık cennet gibi ebedî bir saadet yurdu bulunan kimsenin hiç sırtı yere gelir mi?

Cevap 2:

Dizinimiz için yaptığımız iyiliklerin karşılığının hem dünyada hem ahirette olacağını söylemek mümkün değildir. Unutmayalım ki, “Dünya hizmet yeri, ahiret ise ücret yeridir.” Onun için ücreti dünyada almaya çalışmak dinin temel esprisine aykırıdır.

Nice peygamberler ve evliyaların bu dünyada çektikleri sıkıntılar, dünyanın ücret yeri olmadığının canlı tanığıdır. Fakat ahirette insanın dünyada yaptığı iyiliklerin hiçbir zaman zayi olmadığı gibi, Allah fazlasını da verir.

Meşhur evliyadan Rabia-i Adeviye’nin -özet hâlde verdiğimiz- şu sözlerinde güçlü ışıklar vardır:

“Allah’ım! Ben sana kulluk ederken, ücreti fazla olduğunda fazla çalışan, az verildiğinde ise az çalışan bir hizmetçinin durumuna düşmek istemem. Bu sebepledir ki, dünyada benim payıma düşen ne kadar servet varsa, hepsini senin kâfir kullarına verdim. Ahirette bana nasip olan ne kadar ücretim varsa, onu da senin mümin kullarına bağışladım. Ne dünyadan ne de ahiretten bana terettüp eden bir menfaat istemiyorum, Yalnız seni istiyorum, cemalini görmek istiyorum…”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun