Visal orucu haram ise, neden bazı evliyalar tutuyor; bu nefse zulüm değil mi?

Soru Detayı

- Sinan Yağmur'un Aşkın Gözyaşları eserinin 1. cildinde Şemsi Tebrizi Mevlana'ya visal orucunu tutmasını söylüyor. O da bunun sadece peygamberlere has olduğunu, dolayısıyla da diğer insanlara da haram olduğu belirtmesine rağmen, Tebrizi'nin ona olan ısrarıyla tutuyor bu orucu. Yani sizin de bildiğiniz gibi visal orucu 3 gün hiçbir şey yemeden tutulan bir oruç. Diğer velilere baktığımızda da bu tür visal orucu adı altında olmasa da (yani ben öyle okumadım) nefslerini tazyik, terbiye için ve Hakk'a yakınlık için bu tür günlerce yemek yemeden, bir şey yemeden durmuşlardır.

- Burada sormak istediğim 1. si şu Mevlana Hazretleri ve Şemsi Tebrizi'nin İslam'a muhalif, yani haram olan bu orucu tutmaları onların da veliliği dikkate alınarak nasıl değerlendirilmelidir? Onlar ki haram olanı bırakın yapmayı düşünmezler bile.

2. si de İslam dininde Peygamberimiz'in de belirttiği gibi olması gereken yol orta yoldur. Fakat Allah dostlarına baktığımızda ki Peygamberimizde de böyle tabi yani nefslerini açlıkla terbiye ediyorlar. Saatlerce namaz kılıyorlar. Tabi bunların fazla olması haşa dinde aşırılık sayılamaz, zaten dinde, imanda aşırı olma gibi bir durum da söz konusu değil. Diğer yandan peygamberimizin buyurduğu gözlerinizin, kulaklarınızın ve diğer azalarınızın sizin üzerinde hakları vardır. Nefslerinize eziyet etmeyin...(şeklinde hatırlıyorum bu tür bir hadis de kitaplarda yazıyor). Bu bağlamda ele aldığımızda konu nasıl değerlendirilebilir? Yani bir yanda nefsi terbiye için yapılanlar diğer yanda azalarınıza eziyet etmeyin, sizin üzerinizde onların hakları vardır.. şeklinde hadisler bu iki çelişki gibi görünen (tabi haşa öyle değil zaten) iki hususu bağlayarak nasıl bir açıklığa ulaşabiliriz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

1. Visal orucu, iki veya daha fazla günde iftarını açmadan peş peşe oruç tutmaktır.

Hz. Ebu Hureyre’den nakledilen rivayete göre, Peygamberimiz visal orucunu yasaklamıştır. (Buhari, Savm, 49)

Bir rivayete göre, sahabeden biri “Ey Allah’ın Resulü! Sen visal orucunu tutuyorsun (bize niye yasaklıyorsun?” diye sorunca, şöyle buyurdu:

“Hanginiz benim gibidir ki... Ben akşamladığımda / gecelediğimde Rabbim beni yedirir, Rabbim bana içirir."

Diğer bir rivayette şunu da ekler:

“Siz gücünüzün yettiği işleri yapın (gücünüzün üstünde işler yapmaya kalkmayın).” (Buhari, a.g.y; Müslim, Savm, 1103)

- Hanbeli alimlerinden İbn Kudame’nin belirttiğine göre, visal orucu alimlerin büyük çoğunluğuna göre mekruhtur. (bk. İbn Kudame, el-Muğni, 4/436)

- Şafii alimlerinden İmam Nevevi de visal orucunun mekruh olduğunu, bazı alimlere göre tenzihen bazılarına göre de tahrimen mekruh olduğunu, ancak Şafii mezhebinin en sahih olan görüşüne göre bunun tahrimen mekruh olduğunu belirtmiştir. (bk. el-Mecmu, 6/357)

- Hanefi mezhebine göre de visal orucu (tahrimen) mekruhtur. (bk. İbn Nucem, el-Bahru’r-Raik, 2/278) Biz “tahrimen” kaydını paranteze  koyduk. Çünkü Hanefi mezhebinde mutlak olarak kullanıldığı takdirde, kural olarak “mekruh”tan maksat tahrimen mekruhtur.

Bu tespiti yaptıktan sonra, bizim için örnek olan hadis ve İslam alimlerinin görüşleridir. Ehl-i Tasavvufun -bunlara aykırı olan- sözleri bizim için örnek olmaz. Onlar bu durumdan da sorumlu değillerdir. Çünkü manevi istiğrak halindedirler.

Hatta Ahmed-i Bedevi gibi bazı velilerin -ara sıra nadirde olsa- kırk günde bir yedikleri rivayet edilir. Onlar için bu durum nerdeyse örf ve âdet olmuştur. Alışkanlık haline gelmiş ve yemeye ihtiyaç hissetmemişler. Zaten böyle durumlar çok az olmuş. Bunlar da ya keramettir, ya da onlar için bir alışkanlıktır. (bk. Nursi, Lem'ala, On İkinci Lem'a)

- Ayrıca, Tasavvufta “savm-i visal” ifadesi, manevi açıdan başka bir mana da ifade etmiş olabilir. İlahî aşkta istiğrak yolu, halktan tamamen sıyrılmaktır. İnzivanın anlamı da budur. Bu açıdan bakıldığında, Şems-i Tebriz’in Mevlana’ya bu tavsiyesi, gerçek oruç tutmaktan çok, manevi olarak suskunluk orucu, bir süre insanlarla temas etmemek, sadece rabbiyle baş başa kalmak manasına da gelebilir.

2. İnsanların azalarına eziyet etmesi, lüzumsuz yere, gözünü, kulağını, dilini, elini ayaklarını -dini ve dünyevi hiçbir zorunluluk olmadığı halde- anormal bir şekilde ağır işlerde kullanması demektir.

Buna bir misal verecek olursak, şunu söyleyebiliriz ki, meşru dairede, gerektiği kadar bazı sıkıntılara girmekte bir zarar yoktur. Hadislerde yasaklanan, dinin ruhuna aykırı bir şekilde, hiçbir ihtiyaç olmadığı halde bedenine eziyet vermektir.

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara, 2/195)

mealindeki ayette, insanların kendisine zarar vermesi yasaklanmıştır.

Bununla beraber, Allah yolunda ölmek büyük bir mertebedir, bir şehadet mertebesidir.

İslam’da aşırılıklar yasaklanmıştır, hoş görülmemiştir. Ancak aşırılıklardan kurtulma adına yapılan bazı zorluklar, görünürde aşırı gibi görünse de gerçekte normaldir. Çünkü haramın vesilesi haram olduğu gibi, vacibin vesilesi de vaciptir.

Bu açıdan bakıldığında, nefs-i emmarenin günaha sokan aşırı arzu ve isteklerine gem vurmak için, görünürde aşırılık gibi görünen bazı riyazetler, gerçekte hadislerde ifade edilen yasaklara dahil değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun