"Turizm Metaforu" ile Yaratılışın alakası nedir?
Değerli kardeşimiz,
TURİZM METAFORU VE YARATILIŞ
Prof. Dr. Orhan BATMAN, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Turizm Fakültesi [email protected]
ÖZET
Aslında her insan bir yolcudur, bir seyyahtır, yani bir turisttir. Hani demiştik ya turist keli-mesi “tur atmaktan” türetilmiştir. Tur atmanın temel şartı, kişinin sürekli yaşadığı yere, yani başlangıç noktasına, yani vatan-ı aslisine geri dönmesidir. Peki insan hayat yolculuğunun neresindedir ve dönüp sürekli yaşadığı veya yaşayacağı yer, yani vatan-ı aslisi neresidir? Neden böyle bir yolculuğa çıkmıştır? Kimdir bu insan denilen mahlûk? Ne işi var bu dünyada? Madem gelmiş neden göçüp gidiyor? İnsanın bu gizemli seyahati ile ilgili ve daha birçok sorular.
Evet insan bir yolcudur. Ve yolculuğu, “sabavetten (çocukluktan) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar devam eder”. Dünya, ‘deni’ kelimesinden türetilmiştir. ‘Deni’ kelimesinin manası aşağı demektir. Yani semavata göre aşağı… Ya da insanın vatan-ı aslisi olan cennete göre aşağı demektir. İnsanın bu gizemli yolculuğunda Rehber-i Ekmeli olan Efendimiz Hz. Muhammed (asm) dünya menzilini “yolda giderken dinlenmek için gölgesinde mola verilen yerdir” şeklinde tarif edillmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri ise dünyayı bir eğitim için kalınan askerî misafirhaneye benzetiyor ve şöyle diyor: “Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin.” Madem dünya, insan için bir misafirhane ya da vatan-ı aslisinin bir tarlası veya ticaretgâhı hükmündedir. Öyleyse insanın buradaki asıl gayesi “ilim ve dua vasıtasıyla terakki etmek” olmalıdır. Yani merakla, yani tefekkürle kainata nazar gezdirerek öğrenmenin ve gelişmenin yollarını aramalıdır. Bir turist, merakını gidermek için seyahate çıkar. Gittiği yerde geçici olduğunu bilir. Misafir olarak gittiği yerden bedelini ödemediği hiçbir şeye sahip olmadığını da bilir. Beraberinde götürmeyeceği bir şeyi akılsız çocuklar gibi sahiplenmenin maskaralık olduğunu da pekala bilir. Turist, geçici bir süre için gittiği yerden tam istifade etmesi gerektiğinin farkındadır. Çünkü bu iş için maddî ve manevî bir bedel ödemiştir ve gittiği yerde süresi kısıtlıdır. Mümkün mertebe çok şeyi görmek, tatmak, hissetmek ve yaşamak ister. Boşa geçen her bir dakikasını ziyan kabul eder.
Bu çalışmada turizm metaforları ile yaratılış gerçeği arasında ilişki kurulmaya çalışılmıştır. İnsanın tıpkı bir turist gibi bu dünyaya başka bir yerden geldiği ve tekrar vatanı aslisine döneceği , seyahat halindeki durumu turizm paradigması ile yaratılış gerçeği arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda turizm biliminin kullandığı kavramlar metafor kabul edilerek yaratılış gerçeği arasında ilişkiler kurulmuştur.
Anahtar sözcükler: Turizm, Turist, Tur, Seyahat, Yaratılış.
TOURISM METAPHOR AND CREATION
ABSTRACT
In fact, every person is a traveler, a traveler, a tourist. As we said, the word tourist is derived from “touring”. The basic condition of touring is to return to the place where the person lives permanently, that is, the starting point, that is, his homeland. So, where is the human journey in life and where is he or she will live or live, in other words, where is the original homeland? Why did he go on such a journey? Who is this creature called human? What is he doing in this world? Why is he passing away? And many more questions about this mysterious journey of man. Yes, man is a traveler. And his journey continues from sabavet (childhood) to youth, from youth to old age, from old age to grave, from grave to rescue, from resurrection to eternal. The world is derived from the word 'deni'. The meaning of the word 'Deni' means down. In other words, it means inferior to heaven… Or it means inferior to paradise, which is the homeland of man. In this mysterious journey of man, our Prophet Hz. Muhammad (pbuh) describes the world range as “the place where you take a break in its shadow to rest while on the road. His Holiness, on the other hand, compares the world to a military guesthouse for an education and says: “It is the most fortunate in this worldly life that he can consider the world as a military guesthouse and follow it and act accordingly.” Since the world is like a guesthouse for man or a field or a commercial area of his native land. So, the main purpose of man here should be “to progress through knowledge and prayer”. In other words, he should seek ways to learn and develop by showing the universe through curiosity, that is, contemplation. A tourist goes on a trip to satisfy his curiosity. It knows that it is temporary where it goes. He also knows that he has nothing that he does not pay for from where he goes as a guest. He knows that it is a charade to adopt something like foolish children who he will not take with him. The tourist is aware that he must take full advantage of where he is going for a short time. Because he has paid a material and moral price for this job and his time is limited where he goes. He wants to see, taste, feel and live as much as possible. He considers every wasted minute wasted.
In this study, it is tried to establish a relationship between tourism metaphors and the fact of creation. The relationship between the tourism paradigm and the reality of creation has been attempted to explain the fact that people come to this world from another place like a tourist and will return to their original homeland again. In this context, the concepts used by tourism science are accepted as metaphors and relationships have been established between the reality of creation.
Keywords: Tourism, Tourist, Tour, Travel, Creation.
GİRİŞ
İnsanoğlu ilk var olduğundan bu yana hep seyahat olgusuyla iç içe yaşamıştır. Kendi tercihiyle keyif maksatlı seyahat olan Turizm olgusu ortaya çıkmazdan önceki dönemlerde seyahatin zorlu ve tehlikeli olması dolayısıyla bu seyahatler genellikle zorunlu nedenlerden yapılmıştır. Seyahat öylesine zorlu ve tehlikeli idi ki adeta her kültür kendi lisanıyla “gitmek var dönmemek var, dönüp te görmemek var” deyişini hüzünlü bir şekilde mırıldanırdı. Her seyahat bir ayrılık, her ayrılık bir hüzün ile türkülerde, şiirlerde yerini buluyordu. Seyahatler genelde yürüyerek veya binek hayvan sırtında yapılıyordu. İnsanoğlu sağlıklı bir yürüyüş ile bir saat zaman zarfında ortalama beş kilometre mesafe alabiliyordu. Uzun soluklu ve sağlıklı olması açısından günde altı saat ile toplamda otuz kilometre yol alabiliyordu. Üç gün seyahat eden bir insan doksan kilometre yol yapıyordu ki İslam fıkhında bu yolcuya “seferi” deniyordu. Selçuklu ve Osmanlı’nın ticaret yollarında yaptığı kervansaraylar bu seyahat gerçeği üzerine otuz kilometre mesafede küçük kervansaraylar, doksan kilometre aralıkla yapılanlar da büyük kervansaraylar olarak inşa edilmişlerdi.
Sanayi devrimiyle birlikte buhar gücünün keşfi ve bu keşfin gemilerde uygulanmasıyla bir ayda gidilen gemi mesafesi bir haftaya inecekti. Aynı şekilde buhar gücü ve makine keşfi lo-komotifin icadına zemin hazırladı. Lokomotif ile insanın yürüyerek gittiği bir günlük mesafe, saatte otuz kilometre hız ile bir saate düşecekti. Üstelik bu seyahat hem konforlu, hem güvenli hem de kesintisiz olacaktır. İşte ulaştırma araçlarında yaşanan bu teknolojik devrim ile insanın merak duygusu ile seyahat arzusu zirve yaptı. Ancak seyahat pahalı olduğu için varlıklı, soylu aristokratlar keyif maksatlı seyahatlerin ilklerini oluşturmuşlardır. İkinci Dünya Savaşından sonra ekonomik kazancın artması, eğitim seviyesinin yükselmesiyle merak duygusunun ortaya çıkması ve teknolojik gelişmeler sonucu mesafelerin kısalıp güvenli bir ortamın oluşması birey-lerin boş zamanlarını turizm faaliyetleriyle doldurmasına vesile olmuştur. (Pamukçu vd.,2020).
Aslında her insan bir yolcudur, bir seyyahtır, yani bir turisttir. Turist kavramı”tur atmaktan” türetilmiştir. Tur atmanın temel şartı, kişinin sürekli yaşadığı yere, yani başlangıç noktasına, yani vatan-ı aslisine geri dönmesidir. Peki insan hayat yolculuğunun neresindedir ve dönüp sürekli yaşadığı veya yaşayacağı yer, yani vatan-ı aslisi neresidir? gibi soruların tartışıldığı bu çalışmada turizm metaforları ile yaratılış gerçeği arasında ilişki kurulmaya çalışılmıştır. İnsanın tıpkı bir turist gibi bu dünyaya başka bir yerden geldiği ve tekrar vatanı aslisine döneceği seyahat halindeki durumu turizm paradigması ile yaratılış gerçeği arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda turizm biliminin kullandığı kavramlar metafor kabul edilerek yaratılış gerçeği arasında ilişkiler kurulmuştur.
1.Turizm olgusunun gelişimi
Sanayi devrimi ile birlikte ulaştırma araçlarında yaşanan teknolojik gelişim ile seyahat etme hem kolay hem de güvenli hale gelmiştir. İnsanların yaratış paketinde var olan merak duygusunun tahrikiyle keyif makasatlı seyahatlerin başlamasına sebep olmuştur. Keyif maksatlı ilk organize seyahatlerin 1840 yılında grand turlar ile başladığı söylenir. Bu seyahatler İngiliz asilzadelerinin bilgi ve görgülerini artırmak üzere Avrupa’ya yapmış oldukları seyahatlerden oluşmaktaydı. Yapılan bu yoğun seyahatler sosyologların ilgisinden kaçmamıştır ve bu yeni seyahat şeklinin tanımını yapmaya çalışmışlardır(Batman,2010).
Yapılan bu seyahat başlangıç noktasına tekrar geri dönüyordu. Yani gelen seyyahlar tekrar memleketlerine geri dönüyorlardı. Bir seyahatin başlangıç noktasına geri dönmesine “tur” deniliyordu. Bu etkinliğe katılan seyyaha turu yapan kişi anlamında “tur-ist” denmiştir. Bu olay ve ilişkileri açıklayan bilimin adına da “tur-izm” denmiştir. Neden “tur-oloji” denme-miştir de “tur-izm” denmiştir? Çünkü bu tarihlerde “izm” eki moda olmuştu ki kapita-izm, sosyal-izm, komin-izm kavramları kullanılırken turcular da bundan nasiplenerek “tur-izm” ile yad edilmeye başlanmıştır. Gerçi sonraki yıllarda “tur-oloji”, “turizm-oloji” kavramları denenmiş ise de bunların pek tutmadığı söylenebilir(Batman,1999).
“Hangi seyyahlar turist sayılmalıdır?” tartışması uzun soluklu yapılmıştır. Sonuç olarak
- Turist sayılabilmek için kişinin sürekli yaşadığı yerin dışına seyahat etmesi,
- Gittiği yerde en az bir gece konaklaması,
- Gittiği yerden tekrar aynı yere yani vatanı aslisine geri dönmesi,
- Gittiği yerde temel amacının para kazanma olmaması
- Gittiği yerdeki otel, lokanta vbg. tesislerden yararlanması ve para harcaması
Turizm ile ilgili birçok tarif yapılmıştır. Yaygın benimsenen tanıma göre “Turizm insanların sürekli yaşadıkları yerlerin dışına yapmış oldukları seyahatlerden ve gittikleri yerlerdeki konaklamalardan doğan olay ve ilişkilerin bütünüdür”.
Geçmişte insanlar varlık durumuna göre zenginler ve fakirler şeklinde ikiye ayrılıyordu. Ancak çalışma hayatında yaşanan değişim ve dönüşüm ile orta sınıf ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla turizm önceleri sadece varlıklı kişilerin yapabileceği seyahatler iken ikinci dünya savaşından sonra orta sınıfa da yayılmıştır.
Günümüzde turizm, “seyahat sektörü, ağırlama hizmet sektörü, etkinlikler sektörü ve alış-veriş sektörü” gibi dört ana sektörü bünyesinde barındıran dev bir endüstridir. Turizm, 1950 yılında 25 milyon kişinin katıldığı bir faaliyet iken, günümüzde ise yaklaşık 1,4 milyar insan turizm hareketlerine katılarak yaklaşık 1,7 trilyon dolar para harcamaktadır (UNWTO,2019).
Turizm bilimi multi-disipliner bir yapıya sahip olup birçok bilimin inceleme alanına girmektedir. Sosyoloji, psikoloji, ekonomi, işletme, politika, hukuk, coğrafya vbg. Örneğin;
- Sosyoloji + Turizm = Turizm Sosyolojisi
- Ekonomi + Turizm = Turizm Ekonomisi
- İşletme + Turizm = Turizm İşletmeciliği
Başlangıçta daha çok seçkin kişilerce kültür amaçlı yapılan turizm faaliyetleri turizmin kit-lesel boyut kazanmasıyla orta sınıfa da yayılmıştır. Avrupalı orta sınıfın tercihi daha çok deniz-kum-güneş turizmi olmuştur. Zamanla turizmin diğer çeşitleri ortaya çıkmıştır. Ancak kitlesel turizmin sorumsuzca hem fiziki çevreyi hem de sosyal çevreyi tahrip etmeye baş-layınca sürdürülebilir turizm, eko-turizm, yumuşak turizm, yavaş turizm, helal turizm gibi sorumluluğu esas alan turizm yaklaşımları ortaya çıkmıştır. Hedonik turizm anlayışına karşı gelişen sorumlu turizm anlayışı ile insanın yaratılış gayesine uygun, doğal ve sosyal çevreyi tahrip etmeyen bir yaklaşım son yıllarda seçkin turistlerin tercihi olmuştur. (Saraç vd.,2019).
2.Ülfetsiz tefekkür gerçeği ve turizm
Turist merak duygusunu gidermek için yollara revan olur. Adeta yeni doğmuş bir bebeğin, merakını giderme ihtiyacıyla hareket eder. Gördüğü, yaşadığı her şeyi ciddi araştırır. Her manzarayı ve olayı derinlemesine tefekkür ederek, merak açlığını gidermeye çalışır. Farklılığı görmek ve yaşamak ister. Ve hatta kanıksayıp merak duygularını kaybetmiş yerli insanların, çevrelerini fark etmelerini ve aslında ülfet ettikleri şeylerin ne kadar değerli olduğunu anla-malarını da sağlar.
Zaten tefekkür etmek, insanın yaratılış gayesi değil midir? Niçin bu dünyaya geldiğini sorgulamak…Kendisine bu kadar güzellikler ve nimetler bahşeden yaratıcısını tanımaya çalışmak… O’nu elçisiyle tanımak ve O’nun işlerine karşı hayretini ve hayranlığını artırmak değil midir? Aslında her insan bir turisttir. Turist olmak demek, kısa bir süre için geldiği kâinata ülfetsiz, terütaze, duru bir bakışla, bir bebek merakıyla bakmak demektir. Gördüğünü fark etmek, tefekkür etmek ve nihayetinde hayret ve hayranlıkla Âlemlerin Rabbine muhatap olmaktır(-Batman,2013-a).
3.İnsanın yolcu olma, vatan-ı aslisine geri dönme gerçeği ve turizm
Aslında her insan bir yolcudur, bir seyyahtır, yani bir turisttir. Hani demiştik ya turist kelimesi “tur atmaktan” türetilmiştir. Tur atmanın temel şartı, kişinin sürekli yaşadığı yere, yani başlangıç noktasına, yani vatan-ı aslisine geri dönmesidir. Peki insan hayat yolculuğunun neresindedir ve dönüp sürekli yaşadığı veya yaşayacağı yer, yani vatan-ı aslisi neresidir? Neden böyle bir yolculuğa çıkmıştır? Kimdir bu insan denilen mahlûk? Ne işi var bu dünyada? Madem gelmiş neden göçüp gidiyor? İnsanın bu gizemli seyahati ile ilgili ve daha birçok sorular…
Evet insan bir yolcudur… Ve yolculuğu, sabavetten (çocukluktan) gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar devam eder…
Dünya, ‘deni’ kelimesinden türetilmiştir. ‘Deni’ kelimesinin manası, aşağı demektir. Yani se-mavata göre aşağı… Ya da insanın vatan-ı aslisi olan cennete göre aşağı demektir. İnsanın bu gizemli yolculuğunda Rehber-i Ekmeli olan Efendimiz Hz. Muhammed (asm) dünya menzilini “yolda giderken dinlenmek için gölgesinde mola verilen yerdir” şeklinde tanımlamaktadır. Üstad Nursi ise dünyayı bir eğitim için kalınan askerî misafirhaneye benzetiyor ve şöyle diyor: “Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin.”
Madem dünya, insan için bir misafirhane ya da vatan-ı aslisinin bir tarlası veya ticaretgâhı hükmündedir. Öyleyse insanın buradaki asıl gayesi “ilim ve dua vasıtasıyla terakki etmek” olmalıdır. Yani merakla, yani tefekkürle kainata nazar gezdirerek öğrenmenin ve gelişmenin yollarını aramalıdır. Bir turist, merakını gidermek için seyahate çıkar. Gittiği yerde geçici olduğunu bilir. Misafir olarak gittiği yerden bedelini ödemediği hiçbir şeye sahip olmadığını da bilir. Beraberinde götürmeyeceği bir şeyi akılsız çocuklar gibi sahiplenmenin maskaralık olduğunu da pekala bilir. Turist, geçici bir süre için gittiği yerden tam istifade etmesi gerektiğinin farkındadır. Çünkü bu iş için maddî ve manevî bir bedel ödemiştir ve gittiği yerde süresi kısıtlıdır. Mümkün mertebe çok şeyi görmek, tatmak, hissetmek ve yaşamak ister. Boşa geçen her bir dakikasını ziyan kabul eder. (Batman,2013-b).
4.İnsanın bu dünyada çok önemli bir misafir olduğu gerçeği ve turizm
Memleketi Cennet olan insan, imtihan sırrıyla uzun bir yolculuğa çıkarıldı. Âlemi ervahtan (ruhlar âleminden), rahm-i madere (ana rahmine), çocukluğa, gençliğe, ihtiyarlığa, kabre, haşre, ebede kadar yolculuğu devam edecek. Bu yolculuk aşamalarından dördünü (ana rahmi-çocukluk-gençlik-ihtiyarlık) dünya istasyonunda veya hanesinde geçirir.
Rabb-i Rahîm’i için öylesine nazdar ve niyazlıdır ki insan, diyebiliyor: “Benim Rabb-i Rahî-mim dünyayı bana bir hane yaptı. Ay ve güneşi o haneme bir lâmba; ve baharı, bir deste gül; ve yazı, bir sofra-i nimet; ve hayvanı bana hizmetkâr yaptı. Ve nebâtâtı o hanemin ziynetli levazımatı yapmıştır.” (Nursi,2016). Yani aslında insan bu uzun seyahat serüveninde VIP (veri important person/çok önemli kişi) statüsünde bütün hayvanata, bitkilere ve cansızlara mutlak üstün ve hâkim olarak, halife-arz ünvanıyla dünya denilen çok yıldızlı otelde kısa ve faydalı bir ömür sürüyor. Acaba kısa süre konakladığımız dünyamızı bir otel olarak kabul etsek, kaç yıldızlı bir otel olurdu?(Batman,2017).
Bu sorunun cevabını verebilmek için öncelikle, uluslararası otel sınıflandırma kriterlerinde en yaygın ve kabul görmüş sınıflandırma sistemi olan yıldızlama sisteminden biraz bahsetmemiz gerekir. Bu sistemde bir yıldız en düşük, beş yıldız en yüksek kalite standartlarını gösterir. Belirtelim ki, yedi yıldızlı otel sınıfı dünyanın hiçbir ülkesinde yasal bir sınıflama değildir; bu bir pazarlama konsepti olarak ifade edilir. Bir otel için yedi yıldız dendiğinde bu otelin bilinen beşyıldızlı otellerden çok daha fazla lükse sahip olduğu, sıradışı mimariye sahip olduğu, kişiye özel hizmetler sunabildiği, helikopter-yat vb. farklı ulaşım araçlarıyla ulaşılabildiği oteller anlaşılmaktadır (Batman, 2019).
Beş yıldızlı otellerin özellikleri şöyledir: Beş yıldızlı oteller, dört yıldızlı otellere ilave olarak aşağıda belirtilen nitelikleri taşıyan, yöre, müşteri profili, işletmecilik özelliklerine göre tercihe bağlı olarak bünyesinde bulunduran, belgelendirme denetimi veya sınıflandırma çalışmasında bu sınıf için belirlenmiş puan barajını aşan otellerdir(Kültür Ve Turizm Bakanlığı,2020). Bu otellerde;
- En az altmış oda,
- Kat sayısı itibarıyla müşteri asansörü zorunlu olanlarda servis alanları ile bağlantılı servis asansörü
- Odalarda mini bar ile içecek türlerine uygun servis malzemesi,
ç) Odalarda sehpa ile sofa veya kanepe ya da kişi başına bir koltuktan oluşan oturma grubu,
- Odalarda uluslararası kanal erişimi olan panel televizyon,
- Odalarda ve banyolarda ilave en az beş çeşit buklet malzemesi,
- Odalarda müşterinin sıcak içecek hazırlamasına imkân sağlayan donanım ve servis malzemesi,
- Odalarda boy aynası, ğ) Yatak başucunda priz,
- Yatak başucunda banyo hariç oda aydınlatmasının kontrolü imkânı,
ı) Banyolarda resepsiyonla bağlantılı telefon veya odalarda telsiz telefon,
- Oda servisi hizmeti ve bu hizmete ilişkin bilgilendirme ile menü,
- Yatak kat koridorlarında resepsiyonla bağlantılı telefon,
- Toplam personelin en az yüzde otuzu oranında konusunda eğitim almış veya sertifikalı personel,
- Resepsiyondan ayrı bir mahalde konusunda eğitimli ve deneyimli personel tarafından verilen müşteri ilişkileri ve danışmanlık hizmetleri,
- Oda sayısının yüzde onu oranında otopark hizmetinin görevli personel aracılığıyla sağlanmasına yönelik hizmet,
- Müşteri girişinden ayrı personel ve malzeme girişi bulunur.
Şimdi birlikte bakalım dünyamız kaç yıldızlı otel eder. Öylesine geniş ve konforludur ki, her keyfe hitap eder. Nice havuzlara, plajlara, denizlere sahip. Nice eğlence ve animasyonları var. Sıra dışı mucizevi canlı-cansız görsellere sahip. Müthiş bir açık büfe menüsüne sahip. Her kişiye ait özel hizmeti var. Bütün yıldızlar ve ay onun şahane avizeleri, koca güneş onun ışık kaynağı ve sobacısı.
Ve aslında bu dünyayı okyanuslarda yüzen dev bir otele benzetebiliriz. Turizmciler kruvazi-yer seyahatleri en lüks ve en pahalı turizm türü diye nitelendirirler. Evet misafir edildiğimiz dünya, uzayda kendi ekseni etrafında 1.600 km/saat, ve güneşin etrafında 107.000 km/saat hızla dönüyor. Kendi etrafına dönmekle VIP müşterilerine gece-gündüz manzarası ve nimetleri, güneşin etrafında dönmekle de mevsimler manzarası ve nimetleri sergileniyor.
Evet bu kruvaziyer seyahatte “Her bahar bir vagon gibi, hazine-i gaybdan yüzbin nevi et’ime ve levazımat, kemal-i intizam ile yüklenip zihayata gönderiliyor. Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahman-ı Rahîm’in gayet müşfikane ve mürebbiyane bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu isbat eder.” (Nursi,2016).
Şimdi bu dünya oteli beş yıldız mı, yoksa yedi yıldız mı eder?.. Yoksa milyarca yıldızı olan harika bir Rabbani kruvaziyer gemi/otel mi olur, siz karar verin.
5.Seyahatin ilahi bir emir ve nebevi bir tavsiye olma gerçeği ve turizm
Günümüzde yaklaşık 1,4 milyar insan seyahat hareketlerine katılarak yaklaşık 1,7 trilyon dolar harcama yapmaktadırlar. Bilerek veya bilmeyerek bu ilahi emre ve nebevi tavsiyeye uymaktadırlar. Cenab-ı Hakk, Kuran-ı Kerîm’inde “De ki yeryüzünde gezip dolaşın ve olup bitenlere ibretle bakın”(Ankebut,20) buyurmaktadır. Ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) “Seyahate çıkın ki sıhhat bulasınız ve rızkınız artsın” şeklinde tavsiyede bulunuyorlar. Şüphesiz bu ilahi emrin ve nebevi tavsiyenin birçok anlamı ve hikmeti vardır. Ancak biz olaya turizm paradigmasıyla bakacağız. Bu işin, ibret-tefekkür boyutu var, sıhhat boyutu var ve rızk boyutu var. Bu üç boyuta kısaca bakalım.
1. İbret-Tefekkür Boyutu
Kültür turizmi ile insanlar, eski yerleşim yerlerini, antik kentleri, antik yapıları ziyaret ederler. O muhteşem sarayların ve kentlerin yaşayan yöneticileri ve halklarıyla beraber nasıl da harap olduğunu ve bu dünyanın kimseye baki olmadığı görür ibret alırlar.
Doğa ve kültür turizmi ile envai çeşit denizleri, gölleri, akarsuları, şelaleleri, dağları, flora ve faunayı tefekkürle seyreder; o eserleri yaratan Âlemler Rabbini eserleriyle tanır. Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerini daha iyi bilir ve O’nu tekbir, tehlil ve tesbih eder.
İnanç turizmi ile birçok inanç merkezini, ibadethaneleri ziyaretgâhları ve türbeleri ziyaret eder. Hem ibret, hem tefekkür, hem de ibadet eder.
2.Sağlık Boyutu
Sadece yer değiştirmenin, yani rutin hayatın dışına çıkmanın dahi insanı dinlendirdiği ve stresten arındırdığı bilinmektedir. Bununla birlikte sağlık turizmi adına yapılan faaliyetleri aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:
Termal turizm ve SPA-Wellnes: ‘Talossoterapiler’ (deniz suyunda tedavi), hidroterapi (su ile tedavi), balneoterapi (kaplıca suyunda tedavi), peloidoterapi (çamur tedavisi), klimaterapi (iklim tedavisi), sıcak veya soğuk içmeler bazı hastalıkların tedavisi için kullanılmaktadır.
Medikal turizm (tıp turizmi): İleri tedaviler (kardiyovasküler cerrahi, radyoterapi, cyberk-nife vb.), transplantasyon, infertilite (tüp bebek İVF uygulamaları), estetik cerrahi, göz, diş, diyaliz tedavileri vb.
Yaşlı ve engelli turizmi: İleri yaş turizmi (gezi turları, meşguliyet terapileri), yaşlı bakımı hizmetleri (bakım evlerinde veya rehabilitasyon hizmetleri, klinik otelde rehabilitasyon hizmetleri, engelliler için özel bakım ve gezi turları.
Klimatizm: İklimden faydalanmaya dayalı turizmdir. Örneğin Kuzey Avrupa ülkeleri için Türkiye’nin güneşi cazip iken, Arap ülkeleri için Türkiye’nin yaylaları ve yeşili daha cazip gelmektedir.
Üvalizm: Bazı yörelere özgü üretilen meyve ve sebzelerin kür (sağlık) amacıyla tüketilmesi.
Mağara turizmi: Özellikle astım hastalarının tedavileri için iyi gelmektedir.
3.Rızık Boyutu
Rızık boyutunu maddi rızık ve manevi rızık olarak ikiye ayırmak mümkündür. Maddi rı-zık daha çok ekonomik boyutunu oluşturur. Dünya genelinde bir milyar insanın seyahate katılması ve yaptığı bir trilyon dolar harcama ile dünya GSMH’sının %11’ini, dünya genelinde 200 milyondan fazla insanın çalıştığı toplam işgücünün %8’ini tek başına oluşturmaktadır. Manevi rızk olarak bakıldığında “çok gezen mi bilir, yoksa çok okuyan mı?” önermesinde olduğu gibi kişinin görgü ve bilgisine önemli kazanımlar sağlar.
Görüldüğü gibi herhangi bir sebeple seyahat etmek hayatımızın önemli bir parçasıdır. Hatta seyahat etmek, ahirette varacağımız menzile kadar, belki de cennet ehli için sonsuza dek devam edecektir(Batman,2014-a). Üstad Nursi’nin şu güzel sözü tam da buna işaret etmiyor mu?: ”İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.”
6.Zamanın değeri gerçeği ve turizm
Zaman veya serbest zaman kavramına seküler bakış ile semavî bakış arasında benzerlikler olduğu gibi temelde ciddi farklılıklar gösterir. Seküler bakış, “Günümüz insanının gün içeri-sinde yaşam pratiğine bağlı olarak kullandığı zamanı üçe ayırmaktadır. Birinci bölüm çalışma zamanıdır. İkinci bölüm kişinin uyuma, yeme-içme vb. fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamakta kullandığı zamandır. Üçüncü bölüm ise serbest zamandır”(Karaküçük,1999).
70 yıllık ömür süren bir insanın zaman kullanımını temel alan bir araştırmaya göre bir insanın uyku, iş, eğitim, yemek ve çeşitli işler karşısında en fazla zaman harcadığı unsur boş zaman etkinliğidir. 70 yıl yaşayan bir insan bunun 27 yılını boş zaman aktivitelerinde geçirmektedir.
Semavî bakışa göre ise, “insan bu dünyaya ilim ve dua vasıtasıyla terakki etmek için gönderilmiştir” anlayışıyla zaman kavramını ibadetlere göre tanzim etmiştir. Her an “Onu” zikretmek, günlük beş vakit namaz, haftalık Cuma namazı, yıllık bir ay oruç tutmak, zekât vermek, belli vakitte hacca gitmek vb… Ancak semavî bakış insanın dünyevî yaşamını reddetmemiş, bilakis “hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın” mesajıyla çalışmayı ve hatta insanın yapmış olduğu yemek-içmek dahil akla gelebilecek her meşru hareketini ibadet hükmüne çevirebilmenin yolunu göstermiştir. Yani insana verilen altın hükmündeki 24 saatinden 1 saatini ibadete sarf etmek ve meşru olmak kaydıyla çalışma, yeme-içme, eğlence, dinlence için sarf edilen tüm saatlerin ahiret hesabına geçeceği anlayışı vardır.
Rekreasyon kavramı serbest zamanı faydalı değerlendirmek gayesiyle girişilen faaliyetlerin bütünüdür. Rekreasyon bir aktiviteler setidir. Serbest zamanda gerçekleştirilir. Katılımcının bedenen ve ruhen yenilenmesini sağlar. Bunun yanında rekreasyon kişilerin bedenen, ruhen, zihinsel ve psikolojik iyileşmesi, bir arada olmakla sosyal bağların gelişmesi ve sağlıklı fertler ve sağlıklı toplum yapısına ulaşılmasına etki etmektedir. (Türkay,2009). Bu bağlamda rekreasyonun boş zamandan ayrıldığı noktanın iyi vurgulanması gerekmektedir: “Rekreasyon; serbest zamanlar içinde yapılan, bireyin kendi isteği ve iç itimi sonucu oluşan, bireyi fiziksel ve düşünsel yönden yenilemeyi geye edinen; fertlerin isosyal, ekonomik, kültürel olanakları ve yaşadığı toplumun yapısı ile bağımlı olarak yapılan etkinlikler bütünüdür.”
Rekreasyon etkinliği boş zaman içinde yapılır, fakat her boş zamanda yapılan etkinlik rekreasyon değildir. Dolayısıyla rekreasyon, “Tamamen boş zamanda isteğe bağlı ve gönüllü olarak ferdî veya grup içinde gerçekleştirilen, fiziksel ve düşünsel yenilenme sağlayan, organize edilmiş ve günlük yaşam kullanım alanlarının dışına çıkılarak yapılan faaliyetlerdir” şeklinde tarif edilebilir.
Aslında her dinde ve kültürde çalışmayı ve faydalı zaman geçirmeyi tavsiye eden hususlar vardır. “Şimdi çalış, mezarda dinlenirsin” (Alman atasözü) gibi. Kur’an aylak zaman olarak tatili kabul etmemektedir ve “(O hâlde) bir işten boşalınca hemen (başka) bir işe koyul.” (İnşirah sûresi, 94/7) diyerek başka bir işe koyularak dinlenmeyi emretmektedir.
Kur’an-ı Kerîm’de, meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. “İslam boş zaman kabul etmez” derken istirahatı red eder manası çıkarılmamalıdır. Kur’an-ı Kerîm’de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir. “Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah’tır.” (Canan,2014).
Semavî bakışa göre rekreasyonel faaliyetler olarak çeşitli spor aktiviteleri, kültürel faaliyetler ile meşru eğlence fırsatları olarak çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünler vb. sayılabilir. Sokrat, “Boş zaman sahip olunan en değerli varlıktır” derken, Sevgili Peygamberimiz de (asm.), “İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: sıhhat ve boş vakit.”
Yine Peygamber Efendimiz, başka bir sözünde de boş zamanla ilgili önemli işaretlerde bulunmaktadır: “Beş şey gelmeden beş şeyi fırsat ve ganimet bil: ölmeden evvel hayatını; has-talanmadan önce sağlığını; meşguliyetten önce boş zamanını; ihtiyarlıktan önce gençliğini; fakirlikten önce zenginliğini…”Semavî bakışa göre aslında insanın boşa geçirecek zamanı yoktur. Çünkü dünya fanidir, ölüm anidir. İnsan, ahireti için çalışmak üzere yaşamaktadır ve öyle yaşamalıdır(Batman,2014-b).
7.Halife-i arz olan insanın müfettişlik görevi ve gastronomi turizmi
Yemek için mi yaşamalı, yoksa yaşamak için mi yemelidir? Gastronomi turizmi ile insanın ya-ratılış gayesi arasında nasıl bir ilişki vardır? İşte bu soruların cevabını bulabilmek için öncelikle gastronomi, gastronomi turizmi, gastronom, gastro turist ve gurme kavramlarını inceleyelim.
Yeme-içme insanın temel ihtiyacı olmasına karşın gastronomi, yeme ve içmede estetik ve gü-zellik de arayan bir sanat olarak ifade edilmektedir. İnsan, diğer canlı varlıklardan farklı olarak en temel ihtiyacını bile gastronomi ile sanata dönüştürmüştür. (Hatipoğlu ve Batman,2014-a).
Gastronom ve gurme kavramları, gastronomi bilimiyle ilgilenen, farklı özelliklerdeki kişilere verilen unvanlardır. Gurme, tatbilir, yemeklerin ve içeceklerin farklı çeşitlerinin tatlarını bir-birinden ayırabilen, duyarlı damağı olan kişilere verilen isimdir. Gastronom ise aslında gurme olmakla birlikte, onda fazla bir özellik daha bulunmaktadır. Gurme, yalnız kendisi lezzet almak için yer içer, yani sadece kendi lezzetinin peşindedir. Oysa gastronom, başkalarına yol göstermek için araştırma yapar, yani bulgularından toplum için bilgi üretir. Gastronom merak eder, araştırır ve öğretir. (Hatipoğlu ve Batman,2014-b).
Gastronomi turizminin farklı bir mutfak kültüründeki yiyeceklerin tüketilmesi, hazırlanması ve sunulması, mutfağın, öğün sistemlerinin ve yeme biçimlerinin keşfedilmesi amacıyla gerçekleştirilen bir turizm şekli olduğu söylenebilir. Bununla birlikte özel bir yemeği tatmak, yemeklerin farklı üretim süreçlerini görmek veya ünlü bir şefin elinden yemek yemek yine bu kapsamda ele alınmaktadır. Gastronomi turizmine katılan kişilere “gastro turist” adı verilmek-tedir. Bu turist türü, bir bölgeye kültürel deneyim yaşamak amaçlı gelmekte ve o bölgedeki yerel kültürden, tarihi ve doğal kaynaklardan faydalanırken, aynı zamanda o bölgede yer alan yemekleri ve değişik tatları da tatmak istemektedir.
Halife-i arz olarak tanımlanan insanın başlıca yaratılış gayesi “ilim ve dua vasıtasıyla ile te-kemmül etmek”tir. Bütün bunları gerçekleştirebilmenin yolu ise Allah’ın (cc.) insana emaneten verdiği başta cisim, ruh ve kalbin ve onlar içindeki göz ve dil, akıl ve hayal gibi görünen ve görünmeyen duyu ve duygularını Onun (cc.) rızası doğrultusunda kullanmaktır. Mesela dildeki tat alma duyusunu Allah’ın (cc.) rızası doğrultusunda kullanmak demek “rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mâhiri ve kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkmak” demektir. Nefis hesabına kullanmak demek ise “o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine inmek” demektir. (Nursi,2016).
İnsan tat alma duyusunu hedonist bir anlayışla nefsi hesabına değil de Rabbi hesabına çalıştırırsa, bir müfettiş edasıyla Rahmetin mutfaklarında pişen binlerce farklı lezzetleri tadar, kontrol eder ve yaratılışın ana gayesi olan tefekkür ve şükür görevini yerine getirir. Aslında dildeki bu tat alma duyusuna bu açıdan bakıldığında, lezzetler sadece cesedine ve midesine değil, aynı zamanda insanın özü olan kalbine, ruhuna ve aklına da mesajlar veriyor. Bu lezzetler insan ile Rabbi arasında bir sevgi bağına dönüşüyor. İnsanın kalbinde manevi çarkların dönüp, şükür ve tefekkür üretmesine vesile oluyor. İşte bu yaklaşım ve niyetle insan lezzet almak için de yiyebilir. Ancak bunun bazı şartları da vardır. (Sorularlaislamiyet,2016):
- İsraf etmemek.
- Sırf şükür görevini yerine getirmek için yemek.
- İlahi nimetlerin çeşitlerini hissedip tanımaya vesile yapmak.
- Yenen şeyin meşru, yani helâl olması.
- Zillet ve dilenciliğe vesile olmaması.
- Bu ölçülerle tat alma duyusunu, şükürde kullanmak için leziz yiyecekleri tercih edebilir.
Acaba bunlar gastronomi turizmi çerçevesinde yerine getirebilir mi? Evet ne vakit insan da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir. Öyleyse diyebiliriz ki, madem sanat insanın cesedine değil ruhuna hitap eder; estetik midesine değil aklına bakar; o lezzetlerin manası ise nefsinden çok kalbine mesaj verir, Rabbinin rahmetini, sanatını anlatır; öyleyse insan da lezzetlere ruhu, aklı ve kalbiyle muhatap olmalıdır. Madem ki Allah (cc.), insanı hassas duygularla donatıp, ona bir gastronom, gurme veya gastro turist olma yeteneği vermiştir; elbette insandan, lezzet almanın ötesinde bir şeyler bekliyordur (Batman,2016).
8.Yaratılış gayesi ile çatışmayan helal turizm
Helal kavramı ve simgesi artık dünyaca bilinen bir olgu haline gelmiştir. Özellikle gıdalarda alınan “helal” etiketi ve sertifikası Müslümanların bir mahzur olmadan yiyebileceği veya içebileceği gıdalar anlamına gelmektedir. Helal kavramı özetle “Allah’ın kullarına müsaade ettiği her türlü davranış kalıplarını ifade eder.” Yani Allah’ın yasakladığı her türlü davranış kalıpları haram; müsaade ettiği her şey helal manasına gelir.
Turizm ise, “insanların sürekli yaşadıkları yerlerin dışına yapmış oldukları seyahatlerden ve gittikleri yerlerdeki konaklamalardan doğan olay ve ilişkilerin bütünüdür.” Eğer turizmdeki bu olay ve ilişkiler “helal” çerçevede yapılırsa işte o zaman “helal turizm”den bahsedebiliriz. Her ne kadar helal ve turizm kavramları ilk etapta birbirine zıtmış gibi algılansa da bu doğru değildir. Çünkü, nazlı ve niyazdar kulları olan insanoğluna dünyayı bir hane, eserleriyle dolu bir galeri, güneşi bir lamba, ayı ve yıldızları bir kandil, bütün bitkileri ve hayvanları emrine veren Rabbi Rahîm, helal çerçevede seyahati, tefekkürü, ve çeşitli faaliyetleri neden haram kılsın?
Aslında turizm olayının insan için hem bir nimet tarafı, hem de zararlı yönü vardır. Buna ateşi örnek verebiliriz. Ateşin varlığı büyük bir nimettir; insanı ısıtır, aydınlatır, yemeğini pişirir, fabrikanın çarklarını döndürür vs. insana hizmet eder. Ancak ateş bilinçsiz kullanılır ya da kontrolden çıkarsa, hizmet edecek yerde insanı ve hatta Roma’yı da yakar…Turizmin birçok çeşidi vardır. Kültür turizmi, inanç turizmi, sağlık turizmi, spor turizmi, kış turizmi, kongre ve fuar turizmi, hobi turizmi, deniz-kum-güneş turizmi bunların en bilinenleri arasındadır. Turizmin bütün çeşitlerini “helal turizm” çerçevesinde yapmak mümkündür. Turizmde he-lal-haram ayırımı açısından bazı tedbirlerin alınması gereklidir:
Gıdanın helal olması : İnsanın yediği yiyecek ve içeceklerin helal olması gerekir.Yüzlerce çeşit helal içecekler vardır; sınırlı sayıda da, başta alkol olmak üzere haram içecekler vardır. Sınırsız diyebileceğimiz çeşitte de helal yiyecek vardır; başta domuz olmak üzere sınırlı sayıda haram yiyecekler vardır. Demek ki, helal dairesi keyfe kafidir, harama girmeye hiç lüzum yoktur. Bizler de helal şeyleri yeme ve içme konusunda hassas olalım ve bunları talep edelim.
Ortamın helal olması: Ortam derken aslında mahremiyet ve tesettürden bahsediyoruz. İnançlı insanların ölçüleri ve sınırları olur; bizler de madem inançlı insanlarız, dinimizin prensiplerine göre hareket etmeliyiz. Denize ya da havuza gireceksek, hanımlar ve beyler ayrı ortamlarda ve tesettür şartlarına riayet ederek girmeliyiz. Böylece yüzme gibi bir nimetten harama bu-laşmadan istifade etmiş oluruz.
Eğlencenin helal olması: Aslında bu konu da ortam ile ilgilidir. Malayani (dünyaya da ahirete de faydası olmayan işler) aktivitelerden uzak durmalı, faydalı ve güzel şeyler yapmalıdır. Serbest zaman yönetimini ifade eden “rekreasyon” kavramının kökeni de “faydalı aktiviteler ile yenilenmek” anlamına gelmektedir. Eğlencede müzik konusu da önemlidir. Bazı sesler haram, bazı sesler de helal kılınmıştır. Bu konu İşarat’ül-İcaz’da veciz bir şekilde şöyle ifade ediliyor “Şeriatça (İslâmiyet’te) bazı savtlar (sesler) helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet ulvî hüzünleri, Rabbanî aşkları îras eden (hatırlatan, hissettiren) sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.” (Nursi,2016) Evet madem helaller sınırsızdır, haramlar ise belli ve sınırlıdır; her işimizi, tatilimizi helal şeylerle yapabiliriz. Hem helalinden yapmaya, yani Allah’ın emirlerine uymaya niyet ettiğimizde, bu işlerimizden ibadet sevabı da alabiliriz. (Batman,2018).
SONUÇ
Turizm metaforlarıyla Yaratılış gerçeği ilişkisini açıklamaya çalışan bu çalışmada elde edilen sonuçlar aşağıdaki gibi sıralanabilir;
- İnsanın tıpkı bir turist gibi yolculuk yaptığı,
- Bir turist gibi tekrar vatanı aslisine geri döneceği,
- Çok yıldızlı bu dünya otelinde çok önemli bir misafir olduğu,
- Bu dünya otelindeki tüm unsurların insana hizmet ettiği,
- İnsanın bu dünya hanında pek az kalacağı ancak pek çok vazifeleri olduğu,
- İnsanın bir müfettiş, bir gurme gibi nimetleri tatma ve takdir etme görevinin olduğu,
- İnsanın tıpkı bir misafir gibi beraberinde getirmediğini, beraberinde götüremeyeceğini,
- Götürmek istediklerini ancak maddi ve manevi bedel ödemek suretiyle götürebileceği,
- Sorumlu turizm anlayışı gibi, mülk sahibinin izni doğrultusunda seyahat ve konaklama yaptığı zaman mükafat alacağı… şeklinde çıkarımlar yapılmıştır.
- Bundan sonraki çalışmalarda turizm ve seyahat kavramlarından henüz ele alınmayan metaforları ile yaratılış gerçeği münasebet kurulması tavsiye edilebilir. KAYNAKLAR
Batman, O. (1999), Otel İşletmelerinin Yönetimi, Değişim Yayınları.
Batman, O. (2010), Turizm Teorisinde Gelişmeler, Doktora Ders Notları, Sakarya Üniversitesi. Batman,O.(2013-a),https://www.zaferdergisi.com/makale/10780-kainata-turist-gozuyle-bakmak-1.html
Batman,O.(2013-b),https://www.zaferdergisi.com/makale/10781-dunyada-turist-gibi-yasa-mak-2.html
Batman,O.(2014-a),https://www.zaferdergisi.com/makale/10777-ilahi-bir-emir-ve-nebe-vi-bir-tavsiye-olarak-seyahat-etmek.html
Batman,O.(2014-b), https://www.zaferdergisi.com/makale/10779-bos-zaman-yonetimine-rek-reasyon-semavi-bakis.html
Batman,O.,(2015), https://www.zaferdergisi.com/makale/10776-helal-turizm.html
Batman,O.,(2016),https://www.zaferdergisi.com/makale/10772-gastronomi-turizmi-ile-insa-nin-yaratilis-gayesi-arasinda-celiski-var-mi.html
Batman,O.(2017),https://www.zaferdergisi.com/makale/153-dunyamiz-kac-yildizli-bir-otel.html
Batman,O.(2018),Helal Turizmin Teorisi, Doktora Ders Notları, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi.
Canan, İ.,(2014), sorularlaislamiyet.com, erişim tarihi:2014 Hadislerle İslam, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları.
Hatipoğlu,A. ve O. Batman (2014); The Effects Of Beliefs On Gastronomy, TURAR, 3-1.
Hatipoğlu,A. ve O. Batman (2014); “Osmanlı saray mutfağına ait gastronomik unsurların günümüz türk mutfağı ile kıyaslanması”,SOİD,11(2).
Karaküçük, S.(1999), Rekreasyon: Boş Zamanları Değerlendirme, Bağırgan Yayınevi. Kur’an-ı Kerim, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları.
Kültür ve Turizm Bakanlığı(2020),https://www.mevzuat.gov.tr
Nursi, B.S.(2016), Risale-i Nur Külliyatı, Türkiye Diyanet Vakfı yayınları
Pamukçu, H., Saraç, Ö. ve Batman, O. (2020). Helala duyarlı turistlerde sürdürülebilir turizm gelişmesine yönelik algı araştırması. Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi, 9(4), 2600-2610.
![]()
IV. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi - Kütahya Dumlupınar Üniversitesi
Saraç Ö.,Batman O.,Kiper V.O.,(2019). Comparing Hedonism with Responsible Tourism Diversities. Journal of Turismology, 5(2), 159-170.
Sorularlaislamiyet.com, erişim tarihi:2016
Türkay, O.(2009), Rekreasyon İşletmeleri, içinde Turizm İşletmeleri, Ş. Demirkol-B. Zengin (Ed.), Değişim yayınları.
UNWTO(2019),Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü, 2019 edition.
Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Rekreasyon hakkında bilgi verir misiniz?
- Yaratılış mucizesi bitkiler hakkında bilgi verir misiniz?
- Ölümün hakikati nedir?
- Bilim ışığında Evrim Teorisi'nin kritiğini yapar mısınız?
- Sanat Nedir?
- İmam Gazâli'ye göre kâinatın yaratılış gayesi ve hikmeti nedir?
- Kadınların her ay adet görmelerinin hikmetini ilmî olarak izah eder misiniz?
- Plasenta nedir?
- Canlı yaratmak mümkün mü?
- Rum suresinde yaratılışın delilleri olan altı ayet hakkında bilgi verir misiniz?