Tasavvufta ilerlemiş İslam alimleri insanlar ile Allah'ın ayrı varlık sayılmasını istememişler midir?

Tarih: 26.07.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah-insan ilişkisi hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

-Dinî hakikatler konusunda kesin bilgiye sahip olmanın yolu sadece vahiydir. Bu da Kur’an ve sünnettir.  Kim olursa olsun, bu iki kaynağın dışına çıkmış olanların sözleri ölçü değildir. Konumuzla ilgili husus ise, İbn Arabî’nin sistematiğini oluşturduğu “VAHDET-İ VUCUD” mesleği ilmî ve nazarî bir teori değil, hissî, zevkî ve hazzî bir meşreptir. Yani ilmin ölçülerine göre bu konuyu ispat etmeye çalışmak mümkün olmadığı gibi, dinin dışına çıkma riskini de beraberinde getirir. Harika bir kutup olmasına rağmen, Şeyh-i ekber Muhyiddin ibn Arabî’nin meşrebini devam ettiren Sadreddin Konevî gibi bir iki kişiden başka kimsenin olmaması da, İslam aleminin bu konuya sıcak bakmadığının açık göstergesidir.

Bununla beraber, İbn Arabî’nin gerçek manada ittihat ve hulul fikrini savunmadığını gösteren yüzlerce sözleri vardır.

Konuya ilmî, nazarî teoriler bazında yaklaşanlar ise, PANTEİZM gibi sapık bir “HULUL” modeline saplandılar, hem saptılar hem de saptırdılar.

Bu konuda hissî vahdet-i vücudu savunan Tassavuf ehlinin maksadı Allah namına kâinatı inkâr etmektir. Panteistlerin maksadı ise, kâinat adına Allah’ı inkâr etmektir.

Konuyla ilgili olan ehl-i tasavvufa göre, evrenin hepsi Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi ve tezahürdür. Onun için gerçek manada bağımsız bir varlık sadece Allah’tır. Diğer varlıkların hepsinin varlığı Allah’ın varlığına, onun icadına bağlıdır. Bu sebeple, onlara göre “varlık” denildiği zaman, sadece Allah akla gelir. Diğerleri Allah’ın fiilleri, sıfatlarının tecellileri ve isimlerinin tezahürüdür. Öyleyse “O’ndan başka mevcut yoktur, O’ndan başka meşhut yoktur.”

Bu dereceye varmayan, bu mertebeye yükselmeyen, böyle bir imana sahip olmayan bizler gibi -alelade- insanların böyle bir iddiada bulunmaları, hem hilaf-ı hakikat bir beyanat, hem de yanlış bir yola sürükleyen bir şathıyat olur.

Hz. Peygamber  (asm)’in “Ezelde Allah vardı, O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu.” manasına gelen ifadesi, Allah’ın mahluklarla ilişkisi "bütün-parça" ilişkisi değil, sadece “yaratan-yaratılanlar” ilişkisi olduğunun açık belgesidir. Evet, ezelde yalnız Allah vardı, başka hiçbir şey yoktu, ne madde vardı, ne enerji vardı, ne esir vardı, ne hidrojen vardı, ne elektrik vardı, ne atom vardı, ne molekül vardı. Yalnız Allah vardı, başka her şey yoktu; hiçbir şey var değildi. Onların hepsini var eden yegâne yaratıcı olan Allah'tır.

Bir harf yazarsız olmaz, bir yazar da harf olmaz. Bir bina mimarsız olmaz, bir mimar da bina cinsinden olmaz. Bir ülke yöneticisiz olmaz, bir yöneticisi de ülkenin kendisi olmaz. Bir mahalle muhtarsız olmaz, ama muhtar mahalle değildir. Bir sanat sanatkârsız olmaz, ama sanatkâr sanat değildir. Bunun gibi, evren yaratıcısız olmaz, ama Yaratıcı evrenin kendisi değildir, evrenin parçası olamaz, evrenin cinsinden olmaz, olamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun