Tanrı evrende içkin mi?

Sesli dinle

Tanrıyı evrenin içinde kabul eden bir felsefe de var. Evrenle Tanrıyı bir ve aynı şey kabul ediyorlar. “Tanrı evrende içkindir.” diyorlar. Ben mi yanlış anladım?

Hayır, yanlış anlamamışsın, var öyle düşünenler. Bu felsefe panteizm, kamutanrıcılık, tümtanrıcılık gibi adlarla anılıyor. Bir örnek üzerinden anlatayım.

Muhtevası ince manalarla dolu, bütün sayfaları, bölümleri, paragrafları, cümleleri, kelimeleri, harfleri birbiriyle uyumlu bir kitap düşün. Bu kitaba iki adam bakıyor.

Biri şöyle düşünüyor:

“Bu kitabın yazarını göremiyorum, nerede olduğunu bilmiyorum. Fakat yine de onun varlığına inanıyorum. Yazar, kitap cinsinden de olamaz.”

Öbür adam şöyle diyor:

“Yazar kitabın içindedir. Harflerin, kelimelerin, satırların, mürekkep parçacıklarının arasındadır. Ya da kitabın kendisi aynı zamanda yazardır. Veya içindeki anlamlar bütünü bu kitabı yazdı.”

Örnekteki birinci adam, son ilahî kitabın tanımına uygun biçimde bir yaratıcıyı tanıyan mümini temsil ediyor. Onun düşünme biçiminin özeti şu:

Kâinat bir kitaba benzer. İçinde bulunan büyük küçük her varlık anlamlı birer kelimedir.

Her kitabın bir yazarı vardır, öyleyse kâinat kitabının da bir yazarı olmalı.

Yazar kitap cinsinden olamaz, kitabın içinde bulunamaz. Kitapla yazar aynı da olamaz. Yazar başka, kitap başkadır.

“Yazar kitabın içindedir.” diyen adam ise bir tümtanrıcıya benziyor.

Tümtanrıcı düşünürlere göre, kâinatın yaratıcısı evrenden ayrı bir varlık değildir. “Tanrı evrende içkindir.”

Onu hariçte aramak beyhudedir. Yaratılanların toplamı aynı zamanda tanrının ta kendisidir.

Ya da tanrı varlıkların bünyesine sızmıştır. Her varlık tanrının bir parçasıdır.

“Tanrı” her an değişmekte, kendi kendini yenilemekte, zamanla birlikte tazelenmektedir.

Bir bakıma, bu felsefede kâinat adına Allah inkâr ediliyor. Yazarı kitabın içinde sanan ve kitap adına yazarı inkâr eden adamla tümtanrıcının hiçbir farkı yok.

Tümtanrıcı, sanatlı bir sarayın mimarisine hayran olup “Mimar bu sarayın içindedir, saray ayrı mimar ayrı değildir, ikisi aynıdır, biri diğerini içine almıştır, bu ikisi aslında tek varlıktır.” diyen adama benzer.

Tümtanrıcılık da bir nevi puta tapıcılıktır. Fakat bunlar taştan, ağaçtan, alçıdan yapılmış ufak bir put yerine kâinatı ilahlaştırıyorlar.

Bir de “vahdet-i vücud” düşüncesi var. Kimi sufi düşünürler kullanmışlar bu tabiri. Dıştan bakılınca panteizme benziyor.

Fakat benzerlik görünüştedir. Esasen taban tabana zıttır bunlar.

“Varlık tektir” diyen vahdet-i vücutçular Allah adına evreni, tümtanrıcılar ise evren adına Allah’ı inkâr ediyorlar. İki ayrı aşırılık.

Hâlbuki tüm varlıklar “ondandır” ama “o” değildir. Allah’ın evrenle ilişkisi, yaratıcılıktır.

Her varlık bir eserdir. Bütün varlıklar onun yaratmasıyla var oldular ve onun isimleriyle varlıkta kalıyorlar.

Söz gelişi, tüm suretler, biçimler onun Musavvir, Mukaddir gibi isimlerine dayanır.

Bütün merhametler, sevgiler, nimetler Rahîm, Vedûd, Münim gibi ilahî isimlerin yansımalarıdır.

Güneşin, yeryüzündeki su damlalarında, cam parçalarında ışıltılar yaparak kendini göstermesi gibi, onun isimlerinin ve niteliklerinin yansıması olan yapmalar, yaratmalar, etkilemelerle kendini belli etmesine “tecelli” denir.

Nasıl bir resim, ressamının sanat sıfatının yansımasıdır, onu gösterir, öyle de her bir varlık sanatlı, hikmetli, düzenli yaratılışıyla ustasını, yapıcısını, yaratıcısını gösteriyor, bildiriyor.

Varlıklar, ilahî isimlerin tecellisinden ibarettir. Hepsi o güzel isimlerin sahibi tarafından yaratılmıştır, ama onun bir parçası değildir.

“Şiirler, denemeler, öyküler yazarlarının birer parçasıdır.” diyebilir miyiz? Hayır! Dersek, mecazlı bir anlatım olur bu, gerçek olmaz.

Bunlar, yazarın ruhundaki ilim ve sanat güzelliklerinin yansımalarıdır. Fakat “var”dırlar, göz önüne çıkmışlardır artık.

Evrendeki varlıklar da böyledir işte. Vardır onlar, ama varlıkları yaratıcının isimlerine ve sıfatlarına dayanır.

Yok denemez onlara, birer hayal, bir vehim, bir kuruntu oldukları söylenemez.

Kabir hayatı, mahşer, ahiret, cennet, cehennem, ebedî hayat nasıl hayal olabilir!

Sen yaratıcının bir parçası değil, eserisin. Parça olmakla eser olmak apayrı şeylerdir.

Bir sufi manevi yürüyüşünde halden hale, tavırdan tavıra geçer. Bunlardan biri de manevi sekir halidir. Bir tür ruhsal esrime.

Bu sıra dışı hali yaşarken “Sadece Allah var, gerisi hayal.” derse sorumlu olmayabilir. Fakat aklı başında olan derse, hata eder.

Kategori:
5 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun