"Bütün varlıkların karışımı Allah'tır." gibi bir şey olamaz mı?

Tarih: 14.09.2011 - 12:46 | Güncelleme:

Soru Detayı
-Varlıklar Allah'ın isimlerinin tecellileri olduğuna göre, "Bütün varlıkların karışımı Allah'tır." denebilir mi? - Bu durumda Allah herhangi bir şeye benzer mi?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah’ı alemde veya bazı varlıkların içinde tasavvur etmek, hem bazı dinlerde hem de bazı felsefi ekollerde görülür. Mesela, Panteizm, Allah’ı maddenin içinde tasavvur eder, Hristiyanlık Allah’ın Hz. İsa’ya hulûl ettiğini kabul eder.

Halbuki her bir eser, ustasını gösterir, ama ustayı o eserin içinde aramamak lazımdır. Her bir şeffaf şeyde güneş tecellisiyle görülür, ama zatıyla hiçbirinin içinde değildir.

Sanat ile sanatkârın aynı kabul edilmesi durumunda, nihayetsiz bir sebep sonuç zinciri ortaya çıkar. Yani kitabı kitap yazarsa, o kitabı da başka bir kitap yazar, onu da başka bir kitap yazar şeklinde manasız ve mantıksız bir silsile uzayıp gider. Halbuki kitabı kitap içinden ve cinsinden olmayan, harici bir varlık, yani insan yazsa, bu hem kolay olur hem de manasız ve mantıksız uzayıp gitme olayından kurtulmuş olunur. Kitabın bir harfi kendi kendini nakşedemez ya da kendi kendine icat olamaz. Ama hariçten birisi kolaylıkla onu icat edip nakşedebilir.

Mesela "A" harfi ortada yokken, kendisini nasıl var edebilir?.. Bu tutarsız ve mantıksız bir yaklaşım olmaz mı?

Kainat bir kitap ise, yazarı ve müellifi kainatın kendisi ya da içindeki bir nakşı olamaz. Bu kainat kitabının yazarı ve müellifi, kainattan bağımsız ve onun cinsinden olmayan birisi olabilir ki, bu ancak zaman ve mekândan münezzeh olan Allah olabilir. Nakkaş ile nakış aynı olamaz.

“Bir şeyin sânii, o şeyin içinde olursa, aralarında tam bir münasebet lâzımdır.” (Nursi, Mesnevî-i Nuriye, Habbe)

Yani sanatkâr sanatın içinde olursa, sanatkâr aynı sanat gibi olması gerekir. Yani sanatın vasıfları ile vasıflanması gerekir. Sanat ile sanatkâr eşit ve muadil olması gerekir. Sanat nasıl edilgen ve fiile konu ise, sanatkâr da onun içinde bulunması nedeniyle, aynı şekilde edilgen ve fiile konu olması gerekir.

Mesela, masayı yapan marangoz, masanın içinde kabul edilir ise, marangoz aynı masa gibi tahta cinsinden olması ve tahta gibi özelliklere sahip olması gerekir. Şayet Allah kainatın içinde kabul edilir ise, kainatın özellikleri ile boyanması gerekir. Masa sadece marangozun sanatını ve ustalığını sergilediği bir tecellidir.

Mesela, zaman ve mekân kayıtlarının onda da olması gerekir. Zeval ve ölümün ona da arız olması gerekir vs...

Bu sebeple asla sanatkâr sanatın içinde ve onun cinsinden olamaz. Onun içinde ve onun cinsinden olması demek, onun da sanat olması demektir.

İnsanın en büyük yanılgısı Allah’ı ve onun sonsuz sıfatlarını kendine ve türlerine kıyas etmesidir. Halbuki ne Allah ne de sıfatları mahlukattan ve mevcudattan hiçbir şeyle kıyas edilebilir. Kıyas ancak aynı cins ve türler arasında olabilecek bir durumdur. Allah mahlukat ve mevcudattan münezzeh ve mukaddes olduğuna göre, bunlarla kıyası mümkün değildir. İnsanların çoğunu tevhitten tecsime ve teşbihe (Allah’ı cisme benzetmeye) sürükleyen bu batıl ve yanlış kıstas ve kıyastır.

“... Allah’ın misli gibi yoktur.”(Şura, 42/11)

ayeti gereğince, Allah’ı ari ve temiz düşünmek ve ona layık sıfatları isnat etmek gerekir. Yoksa -Allah korusun- şirk ve küfre düşme tehlikesi vardır.

Bal arısı Allah’ın bir sanatıdır. Bu sanat üstünde Allah’ın bir çok ismi kendi hüküm ve manasını sergiler ve gösterir. Fakat bal arısında Allah’ın uluhiyet sıfatları bizzat bütün haşmet ve görkemi ile bulunması gerekmez. Mesela, Allah’ın sonsuz ilim ve kudreti aynı ile o arıda görünmez ve bunu beklemek bir hastalıktır. Şayet Allah’ın her sanatında uluhiyet ciheti tam manası ile bizzat yerleşse idi, her sanatın bir İlah olması iktiza ederdi. Dağ taş tamamı ile -haşa- bir İlah gibi sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olmak iktiza ederdi ki, bu tam bir safsatadır.

Güneş bir damla suda tecelli ederken, bizzat gelip o damlanın içine girip yerleşmiyor; damlanın mahiyet ve kapasitesine göre onda tecelli ediyor. Teşbihte hata olmasın, Allah da sanatında tecelli ederken, o sanatın mahiyet ve kapasitesine göre tecelli eder. Yoksa bizzat Zatı ve sıfatları ile gidip o sanatın içinde yerleşmez. Bu hâl genelde insanların önemsiz ve basit gördüğü şeyler üstünde tecelli eden tevhidi görememelerini tasvir ediyor. Mesela, küçük bir sineğe baktığı zaman o sinek üstünde güneş ve yıldızların azametini göremediği için, sineği sebeplere ve tabiata vermeye meylediyor. Halbuki sineğin haşmeti ince sanatında ve hayatında gizlidir. Sinekte tecelli eden bir çok isim güneş ve yıldızda bulunmaz. Buralara dikkat etmeyen hastalıklı bakış, maalesef ret ve inkara sapıyor.

Özet olarak, Allah’ın kudreti kainata temas etmeden, onun içine girmeden, âdeta emir komuta ile mübaşeretsiz tecelli eder. Allah’ın kudreti ile insanı yaratması, kudretin de insanın içine girmesini gerektirmiyor. Marangoz yüzlerce masa yapıyor, ama masaya marangozun kudret ve ilmi bizatihi girmiyor. Yani masa marangoz gibi insaniyet makamına çıkmıyor. Bunun gibi, Allah kainatı ilim ve kudreti ile yaratıyor, ama kainat ve içindekiler kudret ve ilmi irsiyet olarak devralamıyor ve alamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun