Tasavvuf şirk dini midir?

Soru Detayı

13. yy'ın Mevlana Celaleddin Rumi, Yunus Emre, Hallac-ı Mansur, İbn Arabi gibi büyük alimler mesnevilerinde "Allah her şeydir", "her şey Allah'ın bir parçasıdır ", görüşleri benimseyip spiritüalizm savunucusu (Ramtha) kitabındaki görüşlerin birebir aynısını beyan etmiştir ve daha bir sürü spiritüalizmin temelini oluşturan görüşler bu mesnevilerde yer almaktadır. Kur'ana ve hadislere bu kadar zıt olan bu eserler neden tasavvuf da Allah Rasülü'yle her hususta birlikte olma gayreti olarak açıklanır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sorunuzda yer aldığı gibi Tasavvuf, Allah Rasülü'yle her hususta birlikte olma gayretinden ibarettir. Asla şirk değildir.

Ancak bazı konular veya sözler yanlış anlaşılabilmiştir. Bunlardan birisi de vahdet-i vücud konusudur.

Vahdet-i vücud, varlığın birliğini esas alan bir varlık tasavvurunu ortaya koyar.

Bu tasavvura göre sorunuzda ifade ettiğiniz şekliyle "Allah her şeydir." veya "Her şey Allah'ın bir parçasıdır." denilmemiştir. Bu anlayış, panteizm yani vahdet-i mevcud olur.

Vahdet-i vücud mevcudun değil varlığın birliğini esas alır.

Bu konuda temel hareket noktası şudur:

Varlık vardır, o da Allah’tır. Allah hakiki varlıktır. Diğer varlıklar yani kevn alemi ise onun varlığı gibi hakiki bir varlığa sahip değildir.

Allah’ın varlığını kevn aleminin varlığından farklı kılan iki hususiyet vardır:

1. Allah varlığı hem ezelî hem de ebedî olandır.

2. Allah varlığı kendinden olandır. Yani var olmak itibariyle başka bir varlığa ihtiyaç duymayandır.

Halbuki kevn alemi hem ezelî ve ebedî değildir hem de varlığı kendinden değildir. Yani var olmak için başka bir varlığa ihtiyaç duymaktadır.

Bu bakımdan Allah’ın varlığı ile alemin varlığı bu iki keyfiyet itibariyle bir değildir. Bu yüzden bazı sufiler Allah’a hakiki varlık, aleme ise izafi/zıllî varlık demişlerdir.

Kişi ve gölgesi örneğini düşünürsek kişi asıl varlık sahibidir, gölgesi ise ona bağlı olarak vardır. Gölgenin kendi başına bir varlığı yoktur.

Allah ile alem münasebeti de bu nisbetledir.

Eğer aleme de hakiki varlık atfedersek Allah’ın hakiki varlığı sınırlandırılmış olacaktır ki Allah noksanlıktan münezzehdir.

Allah zatı/varlığı itibariyle namütenahi/sonsuz bir varlığa sahiptir.

Vahdet-i vücuttaki bu varlık farkı, kelam ilminde vacibu’l-vücud-mümkinu’l-vücud ayrımı ile aynı minvaldedir.

“Her mevcud Allah’tır” önermesi ile “Allah’tan başka varlık yoktur” önermesi aynı şeyi ifade etmez.

Her mevcud Allah’tır dediğimizde panteizm olur ve sufiler bunu asla söylememişlerdir.

Ancak “Allah’tan başka varlık yoktur” Allah’tan başka hakiki varlık yoktur anlamı çıkar.

Nitekim kevn alemi hakiki varlık değil izafi/zıllî varlıktır.

Bu konuda Bakara suresi 165. ayetin tefsirine Hak Dini Kur’an Dili’nden bakılabilir.

Son olarak sorunuza dönecek olursak "Allah her şeydir", "her şey Allah'ın bir parçasıdır" ifadeleri panteist bir anlayışın ilkeleridir ve tasavvufun varlık anlayışı içerisinde bir karşılığı yoktur.

Biri her şeyi Allah olarak görmek, diğeri her şeyin arkasında Allah’ı görmektir.

İz, işaret anlamına gelen alem, Allah’ın bir cüzü, parçası değil O’nun sıfat ve isimlerinin tecellileri ile izafi bir varlık şeklindeki tezahürüdür.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
494 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun