Tarikat ve cemaat önderlerini taklit etmede bakış açımız nasıl olmalıdır? Her hal ve hareketlerine, hatalı olabilir ya da hatasız olabilir nazarıyla bakmanın bir sakıncası var mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuda İslam’da kabul gören birkaç prensibe işaret etmekte fayda mülahaza ediyoruz.

Peygamberlerden başka hiç kimse masum değildir, hata edebilir.
Peygamberlerin bile küçük çapta da olsa bazı zellelerinin / sürçmelerinin olabileceği hususu, alimler arasında kabul gören en sağlam görüştür. Nitekim, peygamberlerin en büyüğü Hz. Muhammed (asv)’in bile bazı zelleleri / küçük sürçmeleri olmuş, ancak vahiyle düzeltilmiştir. Bedir ganimetlerinin taksimatıyla ilgili Enfal suresinin ilgili ayetleri, İbn Ümmü Mektum’la ilgili Abese suresinin ilgili ayetleri ve benzeri ayetlerde bu hususu açıkça görmek mümkündür. Bu tür sürçmeler, hatasız, kusursuz olan Allah’ın benzerinin olmadığını tescil etmesi bakımından ayrı bir güzelliğe sahiptir.

Tarikat ve cemaat önderlerinin makamı ne olursa olsun, hata etmeleri -dinen ve aklen- mümkün olduğuna göre, onları da körü körüne taklit etmektense, Kitap- sünnet çerçevesinde ittiba etmek en akıllıca bir davranış olur. Bu asrın maddî ve manevî ilimlerde zirve sayılan Bediüzzaman Hazretlerinin şu sözleri konumuza ışık tutmaktadır:

“Kardeşim Hüsrev, Lütfi, Rüştü,"

"Size Üstad ve talebeler ve ders arkadaşları içinde fayda verecek bir fikrimi beyan edeceğim. Şöyle ki:

"Sizler -haddimin fevkinde- bir cihette talebemsiniz ve bir cihette ders arkadaşlarımsınız ve bir cihette muîn ve müşavirlerimsiniz."

"Aziz kardeşlerim, Üstâdınız lâyuhtî değil... Onu hatâsız zannetmek hatâdır. (Ancak), bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin / iyiliğin on sayılmasıyla, seyyienin / kötünün, yanlışın bir sayılmak sırrıyla, insaf odur ki: Bir seyyie, bir hatâ görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir…"

"Biliniz, kardeşlerim ve ders arkadaşlarım, benim hatâmı gördüğünüz vakit serbestçe bana söyleseniz mesrur olacağım. Hattâ başıma vursanız, Allah razı olsun diyeceğim. Hakkın hatırını muhafaza için başka hatırlara bakılmaz. Nefs-i emmârenin enâniyeti hesabına Hakkın hatırı olan bilmediğim bir hakikati müdafaa değil, ale'r-re'si ve'l-ayn / başım gözüm üstüne kabul ederim.”
(Barla Lahikası, 137-38).

Bununla beraber, cemaat ve tarikatlar içerisinde Üstad'ın izin verdiği gibi bir izin çıkmayabildiği gibi, böyle pervasız bir tavır takınmak insanların intizam ve disiplinini bozabilir. Kaş yaparken, göz çıkarmamaya dikkat etmek gerekir.

Özellikle gıybet sayılacak şekilde bir büyüğümüzün -bize göre hata olan- bir tavrını başka yerlerde lüzumsuz yere iki de bir dedikodu sayılacak şekilde seslendirmek büyük vebal getirebilir. Bir toplulukla birlikte hizmet edenler, sadece şahsından değil, cemaate verdiği zarardan da sorumludur.

Özetle, önderlerimizin söz ve davranışlarını o ilmî gücümüz varsa kitap-sünnet çerçevesinde değerlendirmeliyiz. Gördüğümüz yanlışları -yanlış olduğundan emin isek- hikmet dairesinde  izale etmeye çalışmalıyız. Önderlerimizi hatasız saymamalıyız. Fakat bir veya birkaç hataları yüzünden vefasızlık yapıp da onları terk etmemeliyiz.

Herkese karşı olduğu gibi, onlara karşı da hüsnüzanna memur olduğumuzu, suizandan sakınmamızın gerektiğini unutmamalıyız. Bir hatanın düzeltilmesi, hizmete, cemaate -söz konusu hatadan daha fazla- zarar veriyorsa, bu düzeltme işini en az bir süreliğine askıya almanın bir görev olacağını düşünmeliyiz.

Her söylediğimiz hak olmalı, fakat her hakkı her yerde söylemeye hakkımız olmadığını bilmeliyiz.
Hissî davranmak yerine aklı esas almalı, hedefe Allah’ın rızasını koymalıyız.

Kemiyetten ziyade keyfiyetin esas olduğunu düşünmeli, kaliteye önem vermeli, sayısal çokluktan başımızın dönmesine izin vermemeliyiz.

Rabbim cümlemizi rızası dairesinde çalışmaya, Kur’an ve iman hizmetini yapmaya muvaffak kılsın.

İlave bilgiler için tıklayınız:

Peygamberler günah işler mi? Bazı ayetlerde, Peygamber Efendimiz' (asv)'in "günahından af dilemesi" istenmesinin hikmeti nedir?

Bir insan kendisine bu zamanda bir dini kanaat önderi bulmak istese, hangi kriterleri baz almalıdır?

Cemaatler? Bu gibi müesseseler İslam'da gerekli mi yoksa Kitap tek, Peygamber tek diye böyle şeylere kalkışmamak mı gerekir?

Mürşid-i kâmil nedir? Kimler mürşid-i kamil olabilirler? Mürşid-i kamilde olması gereken vasıflar nelerdir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun