Sümük-ü şerif nedir?

Tarih: 24.03.2016 - 01:06 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Sümük-ü şerif diye bir şey anlatılıyor.
- Sahabelerin Peygamberimizin sümüğünü vücutlarına sürdükleri doğru mu?
- Nasıl anlamak gerekir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu meselenin aslı şöyledir: 

Hudeybiye anlaşmasının yapılacağı günde, daha bir müşrik olan Urve b. Mesud es-Sakafi, Hz. Peygamber (asm)'in yanına gelir; onunla konuşurken, her sözünde -bir Arap âdeti olarak- Peygamber Efendimiz (asm)'in sakalını tutuyordu. Bu arada Hazreti Muğîre İbn-i Şu’be başında miğferi, elinde kılıcı Efendimiz (asm)'in hemen başucunda ayakta duruyor ve O'nu koruyordu.

Urve, ne zaman elini Peygamberimizin sakalına uzatsa, Urve’nin öz yeğeni olan Hazreti Muğîre kılıcının kınıyla onun eline vuruyor ve: "Çek elini Allah Resûlü'nün sakalından!" diyordu. En sonunda Urve başını kaldırıp: "Bu kimdir?" diye sordu. Ashâb-ı kirâm onun Muğîre İbn-i Şu’be olduğunu söylediklerinde, ondaki değişime şaşıran Urve: "Ey gaddar! Ben hâlâ senin ihanetinin bedelini ödemeye gayret etmiyor muyum?" dedi.

Muğîre cahiliye döneminde Malik oğullarından bazı kimselerle yol arkadaşlığı etmiş, yolda onları öldürmüş ve mallarını aldıktan sonra Medine’ye gelip Müslüman olmak istemişti. Peygamber Efendimiz de ona: "Müslüman olmana gelince onu kabul ediyorum. Ama mallara gelince ben bunlardan hiçbir şeyde değilim!" buyurmuştu.

Urve b. Mesud, Hudeybiye'de kaldığı süre zarfında hayret ve hayranlık içerisinde ashab-ı kirâmın Efendimiz'in etrafında âdeta bir pervane gibi döndüğünü görüyor ve onları izlemekten kendini alamıyordu.

Bütün bunların ardından Hudeybiye'den ayrılıp Kureyşlilerin yanına döndü ve onlara şunları söyledi:

 "Ey kavmim! Allah’a yemin olsun ki ben, birçok krala, Kayser’e, Kisra’ya, Necaşi’ye elçi olarak gittim. Vallahi ben Muhammed’in ashabının ona gösterdikleri hürmeti, onların hiçbir adamlarında görmedim!"

“Vallahi Muhammed’in ashabı, O ağzından bir şey tükürdüğü vakit yere düşmeden elleriyle onu havada yakalıyor, teberrüken bunu yüzlerine ve bedenlerine sürüyorlar. Bir şey emrettiği zaman, derhal onu yerine getirmeye çalışıyorlar. Abdest aldığında abdest suyunu almak için birbirleriyle yarışıyorlar. Saçlarından bir şey düşse onu almaya koşuyorlar. Muhammed konuştuğu zaman seslerini kısıyorlar. O’na olan tazimlerinden yüzüne bile dikkatle bakmıyorlar! Bu Zât size hayırlı bir yol sunuyor! O’nu kabul edin!" dedi.

Mekkeliler Urve'nin anlattıklarından memnun kalmayınca bu görüşme neticesiz kaldı. [bk. Buhârî, Şurût 15 (2731, 2732); Ahmed b.Hanbel, Müsned 31/214-212,243); İbn-i Hişâm, Sîre 2/194; İbn-i Asâkir, Târîh 60/25, 26]

Bu konuyu birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

a) Hadis rivayetlerinde yer alan “nuhamet” kelimesi, asla burundan gelen sümük manasına gelmez. Alimlerin bildirdiğine göre, “nuhamet”: göğüsten çıkan balgam gibi katı tükürüktür.  (göğüsten gelmeyip doğrudan) Ağızdan çıkan tükürüğe BİSAK denir. Burundan akan sümüğe ise MUHAT denir.” (bk. Umdetu’l-Kari, 4/149)

Diğer bazı alimlere göre, “nuhamet”: Baştan çıkan; “nuhaat” ise: göğüsten çıkandır. İbn Hacer öncelikli mana olarak “nuhamet”in göğüsten çıkan (tükürük veya balgam) olduğunu yazmıştır. (bk. İbn Hacer,1/508)

- el-Mucemu’l-Veciz’deki bilgiye göre, “nuhaat” ile “nuhamet” kelimeleri aynı manaya gelir ve ikisi de boğazdan çıkan balgam anlamınadır. (bk. a.g.e, ilgili maddeler)

- Özetle: Arapçada “sümük” kelimesi “muhat” (noktalı hı) sözcüğüyle ifade edilir. (bk. el-Veciz, ilgili madde)

Hadislerde SÜMÜK anlamına gelen “muhat” kelimesi kullanılmamıştır. Buhari ve diğerlerinde “Nuhamet” kelimesi kullanılmıştır ki, bu ister baştan, ister göğüsten gelmiş olsun, her iki manasıyla da ağızdan çıkan katı bir tükürük/balgam manasına gelir.

- Bazı Lügat kitaplarında da: “nuhamet” ile “nuhaat” kelimelerinin aynı manaya / göğüsten çıkan balgam manasına geldiği bildirilmiştir. (bk. Sihah: “n-h-a, n-h-m” maddeleri)

Demek, bu hadis rivayetlerinde “sümük” söz konusu değildir.

b) Bazı alimlerin yaptığı yoruma göre, sahabeler başka zamanlarda yapmadığı bu aşırı davranışlarıyla -Hz. Peygambere hitaben: “Şimdi seninle birlikte olan bazı insanların yerine göre kaçıp seni tek başına bırakmalarından korkarım.” diyen- Urve’ye Resulullah’a olan bağlılıklarını, Kureyşlilerin birbirine karşı gösterdikleri yakınlık ve yardımlaşmadan çok daha fazlasını Hz. Muhammed’e gösterdiklerini, ölümleri pahasına da olsa onun emrinden çıkmayacaklarını göstermek istemişler. (bk. İbn Hacer, 5/341)

c) Çok kuvvetli bir ihtimalle, Urve’nin kullandığı bu sözler, sahabenin Hz. Peygamber (asm)'e gösterdikleri tazim ve hürmetlerini anlatmaya yönelik abartılı bir ifadeden ibarettir. Yukarıda söz konusu edilen Urve’nin ifadelerini dikkatle inceleyen, bu yorumun yabana atılmayacak kadar kuvvetli olduğunu görecektir.

d) Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiğine göre, Sad b. Ebi Vakkas, Hz. Peygamber (asm)'in şöyle dediğini bildirmiştir:

“Sizden birisi mescitte (nuhamet = balgam) tükürürse, hemen onu oradan uzaklaştırıp kaybettirsin ki, bir müminin cildine / bedenine veya elbisesine değip de ona eziyet vermesin.” (Ahmed b. Hnabel, -Müessestu’r-Risale- 3/121)

- Ali b. el-Medeni, bu rivayetin sağlam olduğunu bildirmiştir. (bk. İbn Raceb, Fethu’l-Bari, 3/313)

- İbn Hacer el-Askalani de aynı görüştedir. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bari, 1/512)

Bu rivayette Hz. Peygamber (asm)'in balgam veya tükürüğün insanların beden veya elbisesine bulaşmamasına gösterdiği dikkat ortada iken, Hudeybiye hadisindeki durumu “abartılı” bir ifade olarak değerlendirmemek mümkün görünmemektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun