Şeriatta kadınların ve ilkokul öğretmenlerinin oyu yarım oy mu sayılır?

Soru Detayı

- Oyu yarım sayılan başka gruplar vs. var mı?

- Oylarının yarım sayılmasının hikmeti nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hayır, kadının oyu da erkeğin oyu gibidir ve mükellef olan herkes oy kullanma konusunda eşittir.

Seçmenin seçilenlere bağlılığının simgesi, “biat” yani “oy verme” şeklindedir. Buna bir çeşit “sadakat yemini” demek de mümkündür.

İslam’da bu sadakat, peygamberin şahsında doğrudan Allah’a yapılmış sayılır. Peygambere itaat etmeye yemin eden, aslında Allah’a itaat etmeye söz vermiş demektir.

Kur’ân-ı Kerim “Gerçekten sana biat edenler ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli ise onların eli üzerindedir.” (Fetih, 48/10) buyrularak bunu ifade eder.

Ayrıca Kur'an, "kadınlar da biat etmek isterlerse Peygamber'in onların biatini kabul edeceğini" bildirir:

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine, 60/12)

Bu ayette Allah, ayette bahsedilen şartları kabul eden kadınların kendi iradeleriyle ettikleri biatlarının kabul edileceğini bildirir. Kadınlar kocalarının veya babalarının kefaleti olmadan bizzat kendi iradeleri ile biat etme hakkına sahiptirler.

Peygamber Efendimiz (asm), tebliğ görevinin dönüm noktası sayılan bazı zamanlarda ve gerekli durumlarda gerek kadınlardan gerekse erkeklerden biat almıştır. Onun peygamberliğin 12 ve 13. (m. 621-622) yıllarında -hicretten sonra Medine adını alacak- Yesrib'den gelen müslümanlarla yaptığı biatlar "Akabe Biatları" diye anılır ve bunlardan ikincisinde kadınlar da bulunmaktadır.

Hz. Peygamber (asm)'in Mekke'nin fethi günü Safa tepesinde erkeklerden biat aldığı, aşağı tarafta da onun adına Hz. Ömer'in kadınlardan biat aldığı bilinmektedir. (Resûlullah'ın bu konudaki uygulamalarına ilişkin örnek olaylar için bk. Taberî, XXVIII, 78-81)

Mümtehine 12. ayetinde söz konusu edilen biatin içeriği hayatî bir önemi haiz olduğu kadar, bu biatin tarafları da Kur'an'ın mesajı açısından oldukça dikkat çekicidir.

Her şeyden önce, kadını kol gücünün zayıflığı ve ömrünü süslenmekle geçiren bir varlık olması gerekçeleriyle horlayan bir toplumun (bk. Zuhruf 43/18), bu kadar kısa bir süre içinde onu peygamber ve devlet başkanı ile yapılan bir sözleşmenin tarafı olarak kabullenebilir hale gelmesi, Kur'an'm gerçekleştirdiği zihniyet inkılabının en belirgin göstergelerinden sayılabilir.

Bunun ötesinde asıl mesaj tabiî ki kadının kendisini nerede görmesi gerektiğiyle ilgilidir. Âyetin "mümin kadınlar sana biat etmeye geldiklerinde" ifadesini taşıması yani kadınları ilk hareketin öznesi yapması da bu açıdan manidar görünmektedir. Esasen Hz. Peygamber (asm) bu âyet öncesinde ve sonrasında kadın olsun erkek olsun gerekli durumlarda ashabından biat almış olmakla beraber Kur'an'ın bu hususu ayrıca tescil etmesi, kadının toplumsal yapı içinde olması gereken yeri ısrarla belirtme ve konunun önemine özel bir vurgu yapma anlamı taşır.

Diğer taraftan, Allah meleklere yeryüzünde halife yaratacağını bildirdiği zaman kadın erkek ayrımı yapmamıştır. (bk. Bakara, 2/30) Bunun için Allah’ın yeryüzünde görevli memuru olması bakımından kadınla erkek arasında hiçbir fark yoktur. Kadın da aynı erkek gibi hak ve vazifelere ehildir. Bu yüzden İslam kadına dini, ilmi, idari, siyasi, iktisadi ve ailevi olmak üzere bütün hakları tanımıştır.

Bu nedenle, siyasi haklardan kadın, erkek gibi seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Hazreti peygamber ve Raşit halifeler zamanında kadınların bilimsel çalışma yapıp içtihat ettikleri, hüküm ve fetva verdikleri, hâkimlik yaptıkları, savaşa katıldıkları, yönetimin kararlarını etkileyecek siyasi faaliyette bulundukları tarihi bir gerçektir. (bk. Hayrettin Karama, Kadının Şahitliği, Örtünmesi ve Kamu Görevi, İslami Araştırmalar Dergisi, sayı 4, s. 290)

Bu bakımdan Kur'an ve sünnette kadını siyasi hayattan mahrum eden herhangi bir nas-delil- mevcut değildir. (1)

Özetle, kadın aynı erkek gibi İslam hukukunda hak ve vazifelere ehil olan bir mükellef / yükümlüdür.

Dipnot:

(1) “İşlerini bir kadının yönetimine bırakan bir millet felah bulmaz.” (Buhârî, Meğâzî, 82) şeklinde bir hadis vardır. Bu hadise dayanarak bazı İslam bilginleri, kadının velayet sahibi olmadığını ve dolayısıyla devlet başkanı olamayacağını söylemişlerdir. Hâlbuki ayette, "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirilerinin velileridirler...” (Tevbe, 9/71) buyrularak kadının veli olduğu açıkça zikredilmektedir. Bu sebeple velayet hakkı İslam’da sadece erkeğe mahsustur demek, her zaman ve her yerde geçerli bir söz olmaz. Bu hususta nas –delil- yoktur. Eğer geçmişte böyle bir şey söylenmişse bu içtihada dayanmaktadır, yorumdan ibarettir, diyebiliriz. Hazreti peygamber bu hadisi İran’ın kisrası Şir Veyh ölüp de yönetime geçecek erkek evladı, erkek kardeşi olmayıp kızı Buran’ın hükümdar tayin edildiğini duyunca söylediği için bazı bilginler, bunu yapan İranlılar felah bulmayacaklardır, şeklinde anlamışlardır. (bk. Hayrettin Karaman, Kadının Şahitliği, Örtünmesi ve Kamu Görevi, İslami Araştırmalar Dergisi, V, Sayı 4, s. 290)

İlave bilgi için tıklayınız:

Kadının hakları nelerdir? İslamın kadınlara bir baskı ve kısıtlama ...

Kadının devlet başkanı, hakim ve vali olması ile ilgili, 'Bir kavmin ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR