Protoplazma damlacığı hayatın kaynağı olabilir mi?

Soru Detayı

- Hemen hemen gözle görülmeyen bir protoplazma damlacığına bakılırsa, bu şeffaf jelatinli maddenin hareket etmeye, güneşten enerji çekmeye kabiliyetli olduğu görülür. Bu tek hücre, bu şeffaf ve buğu manzarasındaki damlacık, içerisinde hayatın tohumunu saklamakta, onunla büyük-küçük bütün canlılara hayat aşılamaktadır. Bütün hayat ondan gelmektedir. Bu damlacığa o özelliği kim vermiştir?
- Bu protoplazma damlacığından kastedilen nedir?
- Bu damlacık canlıların kendisine ait bir hücre mi, yoksa canlı dışında başka bir canlı mı?
- Bütün hayatın tohumu bunda saklı tüm canlılara hayat aşılıyor tüm hayat ondan geliyor derken neden bahsediyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu felsefî düşünce, Allah’ı kabul etmeyen evrimcilerin görüşüdür. Hayatı ve onun özelliklerini Allah’a vermemek için, kendiliğinden bir jelin teşekkül ettiği hurafesini ileri sürmekle kalmıyorlar, bütün canlılara protoplazma olarak adlandırılan bu jelin hayat aşıladığını da ileri sürüyorlar.

Demek ki, inkar insanı bu kadar akıl ve mantık dışı harekete ve bu kadar hurafeleri kabul etmeye zorluyor.

Protoplazma damlacığından kastedilen, hücrenin içerisinde bulunan yumurta akı koyuluğunda sıvı bir maddedir. Her hücrede bulunur. Protoplazma veya sitoplazma olarak adlandırılır. Hücre içerindeki bütün organelleri kuşatmıştır. Bütün kimyevî olaylar bu sitoplazma içerisinde meydana gelir.

Canlılar ya tek hücre veya çok hücreden meydana gelmiştir ve her hücre canlıdır, hayat sahibidir. Hücreler de üç temel kısımdan ibarettir. Birisi hücrenin dış kısmı ki, hücre zarı olarak ifade edilir, diğeri içeride çekirdeği, bir de protoplazmadır. Çekirdek protoplazma içerisinde yer alır. Protoplazma içerisinde ayrıca ribozomlar, mitokondriler, lizozomlar gibi yapılar bulunur.

Hücrenin bütün bu kısımları “Hücre organelleri” olarak ifade edilir. Hücredeki her bir organelin yapısı, şekli ve görevi farklıdır. Hücre organellerinin hepsi, canlılık ve hayat özelliğine sahiptir. Fakat hayat bunun içerisindeki maddelerden değil, dışarıdan hücreye ve dolayısıyla hücre organellerine yansımaktadır. Çünkü hücrenin organellerini meydana getiren maddeler; karbon, hidrojen, oksijen gibi cansız ve hayatsız elementlerdir. Bu elementlerin bizzat kendilerinde ve bunlardan meydana gelen moleküllerde hayat özelliği yoktur.

Yeryüzünde küçük küçük aynalar farz edelim. Bu aynalarda güneşin görüntüsü vardır. Güneş bu aynaların içerisinde; ışığıyla ısısıyla ve yedi rengi ile görünür.

Şimdi aynalardaki bu güneşin görüntüsünün, ya doğrudan güneşten geldiği kabul edilecek ya da bizzat aynanın kendi içerisinden çıktığı farz edilecektir. Bu ikisinin haricinde başka ihtimal yoktur. Her bir aynanın içerisinden güneşin çıkması imkânsızdır. Güneş maddesi itibariyle dünyadan bir milyon üç yüz bin defa büyüktür. Böyle bir güneş küçük cam parçasının içerisine elbette yerleşemez.

Demek ki, aynalardaki güneşin görüntüsü bizzat aynaların içerisinden değil, güneşten gelmektedir. Zaten güneş ışığını çektiği zaman aynalar karanlıkta kalmaktadır.

İşte bütün hayat sahibi canlılar, ister organel seviyesinde olsun, ister tek hücre seviyesinde olsun, isterse çok hücreli yüksek yapılı canlı seviyesinde olsun, hepsinde de hayat ve canlılık dışarıdan doğrudan doğruya Allah’ın Hay isminin tecellisiyle hasıl olmaktadır. Tıpkı aynalardaki güneşin görüntüsü gibi.

Organellerin veya hücrelerin kendi içlerinde hayatı aramak ve o yapılara canlılığı vermek, aynalardaki güneşin görüntüsünü, bizzat aynanın içerisinden çıkıyor kabul etmek gibi gayet hurafe ve akıl ve bilim dışıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun