Peygamberimizin çok evlenmesine müsade edilmesi ve Ahzab suresi 50 ve 51. ayetleri açıklar mısınız?

Tarih: 08.12.2006 - 22:47 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"50. Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."

"51. Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır." (Ahzab, 33/50 ve 51)

"Ey Peygamber! Biz sana özellikle şunları helal kıldık..." Bu âyette, peygambere, layık ve faziletli olan hanımlar zikredilmiş ve beyan buyurulmuştur. Çünkü;

1. "Ecir"lerini yani, mehirlerini verdiğin hanımların. Şüphesiz mehiri verilmiş olan hanımın gönlü verilmeyenden daha hoştur.

2. Bir kimsenin bizzat kendisinin katıldığı savaşta ganimet olarak sahip olduğu cariye, elbette satın aldığı cariyeden daha temiz ve daha şüphesizdir.

3. Kendisi ile birlikte hicret eden akrabaları da hicret etmeyenlerinden daha şereflidir. Bununla birlikte bazılarının dediği gibi, mehrin önce verilmesi peygamberin özelliklerinden olması da ihtimal dahilindedir. Nitekim amca ve hala, dayı ve teyze kızlarının helal olmasında seninle birlikte hicret edenler, diye kayıtlanmasında Peygamberin özelliğinin olması ağır basmaktadır.

Bunu şu rivayet de destekler:

Ebu Talib'in kızı Ümmühanî şöyle demiştir:

"Resulullah (asm) önceleri, benimle evlenmek istemişti, ben özür diledim; o da özürümü kabul etti. Sonra da Allah Teâlâ bu âyeti indirdi; ben ona helal olmadım. Çünkü ben onunla hicret etmemiştim. Ben Tuleka'dan, yani serbest bırakılanlardandım."

Bunun gibi "Ve kendisini Peygambere hibe eden mümin bir kadın,.." yani kendisinin mehirsiz olarak Peygamber (asm)'e nikahlanmasına razı olan kadın, fakat bu mutlak değil, Peygamber (asm) onu nikah etmek istediği takdirde, böyle mehirsiz olarak nikah da Peygamber (asm)'in özelliklerindendir.

Bazıları Meymune binti Haris, Zeyneb binti Huzeymet el-Ensariye, Ümmü Şerike binti Câbir ve Havle binti Hakîm, bu şekilde kendilerini bağışlamışlardı demiş ise de, İbnü Abbas bunun gerçekten meydana gelmediğini, yani Peygamber (asm)'in bu şekilde hiçbir kadın ile evlenmediğini söylemiştir.

Bütün bunlar sırf sana mahsus olmak üzere helal kılındı müminlere değil, çünkü zikrolunan kayıtlarla hepsinin helal olması diğer müminler hakkında gerçekleşmiş değildir. Sayıca da, şekilce de fark vardır. Onlara hanımları ve "mülk-i yeminleri" olan cariyeleri hakkında farz kıldığımız, takdir buyurup karara bağladığımız hükümleri gerçekten bilmişizdir. Yani onlara layık olanı menfaat ve yararlarını bilerek takdir etmişiz ve bildirmişizdir ki, Nisa Sûresi'nde geçtiği üzere dörde kadardır, onun için bu beyan olunanları diğer müminlere değil, sadece sana helal kıldık. Şunun için ki sana hiçbir zorluk, bir darlık olmasın. Olmasın da kalbin huzur içinde ilahî vahyin ortaya çıktığı yer olsun. Onlardan dilediğini geriye bırakırsın. Dilediğini de yanına alırsın.

Birden çok hanımı olanlara sıra ile bir nöbet izlemek vaciptir. Buna "Kasm" denilir. Fakat Peygamberin özelliklerinden olmak üzere ona "Kasm" vacip kılınmayıp kendi dilemesine bırakılıyor. Azlettiğin, yani bıraktığın yahut boşadığından arzu ettiğine dönmen durumunda da üstüne bir günah yoktur. Bu hüküm, yani tertib üzere nöbetle "Kasm" sana vacip kılınmayıp böyle senin arzu ve dilemene bırakılması, onların gözlerinin aydın olmasına ve gözleri aydın olup da üzülmemelerine ve senin kendilerine verdiğin ile yaptığın davranış ve ihsan ile hepsinin hoşnud olmalarına daha elverişlidir. Çünkü o, bir kere hepsinin eşit oldukları bir hükümdür, sonra sen aralarını eşit tutar "Kasm" yaparsan, onu senin bir ihsanın bilerek sevineceklerdir. Ve eğer bazısını tercih edecek olursan, onu da Allah'ın bir hükmüyle yaptığını bilecekler, yine gönülleri hoş olacaktır.

Bundan anlaşılır ki hanımları sevindirmek, gönüllerini hoş etmek de şeriatın gözettiği maksatlardandır. Kalblerinizdekini Allah bilir. Hatırınızdan neler geçiyor, gönüller neler istiyor, ne duyguda, ne niyette bulunuyor hepsini bilir. Onun için kalplerinizi de güzel tutmaya çalışın. "Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır."

ALÎM, mübalağa ile alîm, çok, pek çok bilir; onun için gizli açık neyiniz varsa bilir. Fakat halimdir, ceza vermekte acele edivermez, mühlet verir, ihmal etmez; o halde cezanın geri bırakılmasından dolayı aldanmamalı ve çok titizlik etmemelidir.

Âyet-i kerimede:

"Ey Peygamber, hanımlarından dilediğini geri bırakır dilediğini yanına alabilirsin."

buyurulmaktadır. Bu ifadeden kasdedilen mana hakkında şu görüşler zikredilmektedir: Abdullah b. Abbas, Katade, Mücahid, Dehhak ve Ebu Rez'in bunun ma­nasının:

"Ey Peygamber, hanımlarından dilediğinin sırasını erteleyip dilediğinin sırasını öne alabilisin. Onlar arasında günleri taksim etme mecburiyetin yoktur."

demek olduğunu söylemişlerdir. Şöyle ki: Resulullah (asm)'ın, hanımlarını, boşanma­ları veya kendi istekleriyle yanında kalmaları hususunda onları serbest bırakınca hanımlar boşanmak istememişler ve Resulullaha: "Ey Allanın Resulü, malın­dan dilediğini ver, kendin de dilediğin zaman bize gel." demişlerdir.

Resulullah, hanımlarından, Sevde, Cüveyriye, Safiye, Ümmü Habibe ve Meymune'nin sıra­larını ertelemiş; Aişe, Ümmü Seleme, Hafsa ve Zeyneb'in sıralarını geçmemiştir,

"Onlardan dilediğini geriye bırakırsın. Dilediğini de yanına alırsın."

âyetin bu ifadesi işte bu hususu beyan etmektedir. Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu âyetin bu ifadesinin manası şöyledir:

"Ey Muhammed, hanımlarından dilediğini boşayıp dilediğini tutabilirsin."

Hasan-ı Basrîden nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu ifadenin manası şöyledir:

"Ey Muhammed, mümin kadınlardan dilediğinle evlenip dilemediğinle evlenmeyebilirsin. Bir kadınla evlenmek istediğinde sen kararını vermeden mü­minlerden kimse onunla evlenemez."

Taberi ise âyetin bu bölümünü şu şekilde izah etmektedir:

"Ey Peygam­ber, sana kendilerini hibe eden kadınlardan ve benim sana, evlenmeyi helal kıl­dığım kadınlardan dilediğini erteleyip kabul etmeyebilir, onlarla evlenmeyebi­lirsin ve nikahın altında bulunan kadınlardan dilediğine yaklaşmayabilirsin. Kendilerini sana hibe eden kadınlardan dilediğini kabul edip onlarla evlenebilir­sin ve nikahın altında bulunan kadınlardan dilediğinin yanma varabilirsin dile­diğinin de yanına varmayabilir, günleri taksim etmeyebilirsin."

Âyet-i kerimenin devamında: "Kendilerinden uzaklaştıklarından birini is­temende sana bir günah yoktur." buyurulmuştur. Katade ve İbn-i Zeyd bu ifadeyi şu şekilde izah etmişlerdir:

"Hanımların­dan, kendilerinden uzaklaştıklarına tekrar yaklaşmanda senin için bir mahzur yoktur. Dilediğine yaklaşmakta dilediğinden uzaklaşmakta serbestsin."

Taberi bu izah şeklini kabul etmiştir. Abdullah b. Abbas'tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu ifadeden maksat şudur:

"Hanımlarından boşadıklarının veya ölenlerin yerine, sana helal kıldığımız kadınlardan almanda senin için bir mahzur yoktur. Ancak, halen ni­kahın altında bulunan kadınların sayısından fazla kadınla evlenemezsin."

Bütün bu rivayetleri naklettikten sonra âyet-i kerimeyi şöyle açıklamak mümkündür:

"Ey Muhammed, hanımlarından dilediğini yanına alıp dilediğini geriye bırakman hususunda seni serbest bırakmamız, o hanımların sevinmeleri, üzülmemeleri ve hepsinin, senin verdiğin şeylere razı olmaları için en elverişli yoldur. Zira bu hükümlerin Allah tarafından olduğunu bilerek ona uymuş ola­caklardır. Allah, erkeklerin, hanımlarından bir kısmına kalbinin daha fazla mey­lettiğini bilir. Bu sebeple seni hanımlarından dilediğini erteleyip dilediğini yanı­na almakta serbest bıraktı. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, yarattıklarına karşı çok yumuşak davranandır."

Hz. Aişe (r.anh,) diyor ki:

"Resulullah (asm) hanımları arasında taksimat yapar ve adaletli davra­nırdı. Sonra şöyle derdi:

"Ey Allah'ım, bu benim gücümün yettiği kadarıyla yaptığımdır. Sen beni, benim gücümün yetmediği ve senin gücünün yettiği şeyler­den dolayı kınama."

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun