Peygamberimiz, ayakkabılarını neden vermiş?

Tarih: 02.05.2026 - 07:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

Ömer (ra)'nın Ebu Hüreyre (ra)'yı dövme olayı anlatılırken, peygamber efendimizin (sav)'in Ebu Hureyre'ye ayakkabılarını vermesi ve "Dışarı çık Allah'ın birliğine tam olarak iman etmiş olanları cennetle müjdele" dediği ve bunun üzerine Ebu Hüreyre'nin dışarı çıkıp beklerken Hz. Ömer'in gelmesi ve sorması üzerine durumu anlattığı ve Hz. Ömer'in buna kızdığı ve Ebu Hüreyre'yi ittiği anlatılır. Peygamber efendimizin yanına gidip dediği yapılırsa insanların ibadetten uzak duracağını söylemesi üzerine peygamber efendimizin bundan vazgeçtiği anlatılır. (Müslim, İman, 52)

Ben burada olayı kavramakta zorlanıyorum.

a) Peygamber Efendimiz, Ebu Hüreyre'den ne sebeple böyle söylemesini istiyor?

b) Ayakkabılarını vermesinin nedeni ne? Bildiğimiz kadarıyla Peygamber efendimiz heva ve hevesiyle konuşmaz. Ama ben olayın mahiyetini, nedenini, peygamber efendimizin(sav) böyle yapmasının nedenini anlamak istiyorum.

c) Hz. Ömer'in uyarısı da önemli ve doğru. Ama Ebu Hüreyre’ye tepkisi çok ağır değil mi, onu zaten Peygamberimiz göndermiş, onun ne şu var ki Hz. Ömer ona vuruyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu tür rivayetler, Peygamber Efendimiz’in (asm) gayba dair verdiği haberler kapsamında değerlendirilir ve bu yönüyle bir mucize olarak görülür. Çünkü bir kimsenin cennetlik olduğunun bildirilmesi, onun hayatını iman üzere tamamlayacağını da haber vermek demektir. Aksi olsaydı, bu haber doğru çıkmazdı.

Bununla birlikte, sahabilerin cennetle müjdelenmesi sadece bir haber değil; aynı zamanda onların Allah katındaki değerini ümmete göstermek ve ileride haklarında yapılabilecek haksız ithamların önünü almak içindir.

Hadislerden anlaşıldığına göre bu müjde iki şekilde gelmiştir:

Biri, isimleri açıkça bildirilen Aşere-i mübeşşere; diğeri ise samimi iman sahibi müminleri kapsayan genel müjdedir.

Nitekim Bediüzzaman Hazretlerinin de işaret ettiği gibi, bu müjdeye mazhar olan sahabilerin daha sonra farklı taraflarda yer alması, onların kötü niyetle değil içtihada dayalı bir değerlendirme ile hareket ettiklerini gösterir. Bu sebeple Ehl-i Sünnet, bu olayları suçlama değil, anlama ve ihtiyatla yaklaşma çerçevesinde ele almıştır. (bk. Emirdağ Lahikası-1, 204)

Bu kısa bilgiden sonra detaya gelince:

Konuyu bizzat hadisten takip edelim:

Ebu Hureyre anlatıyor -Özetle-:

“Bir cemaatin içinde Resulullah (asm)'in etrafında oturuyorduk. Yanımızda Ebû Bekir'le Ömer de bulunuyorlardı. Derken Resulullah (asm) aramızdan kalktı gitti ve yanımıza dönmesi biraz gecikti. Biz kendisine bir kötülük yapılmasından korkarak endişeye düştük. Ve hemen kalktık. İlk telâşa kapılan ben idim, Resulullah (asm)’ı aramağa çıktım. Nihayet Ensardan beni Neccâr'a ait bir bahçeye gelince, acaba bir kapı bulabilir miyim diye onun etrafını dolaştım. Fakat bulamadım. Bir de baktım ki akar bir kuyudan (meydana gelen) bir kanal bir bahçenin içine giriyor. Ben derhal tilkinin büzüldüğü gibi büzülerek Resulullah (asm)'in yanına giriverdim.

“Sen Ebu Hüreyre misin?” diye sordu.

“Evet ya Resulallah” dedim.

“Niye geldin?” dedi.

“Aramızda idin. Sonra birden kalktın, gittin ve yanımıza dönmekte geciktin. Doğrusu sana bir kötülük yapılmasından korkarak endişeye düştük. İlk endişe eden de ben oldum da şu bahçeye kadar geldim ve hemen tilkinin toparlandığı gibi toparlanarak içeri daldım. Öteki insanlar da arkamdadır.” dedim.

Resulullah (asm): “Ya Eba Hüreyre!” dedi ve bana ayakkabılarını vererek: “Şu ayakkabılarımı al götür; bu bahçenin arkasında kalbi yüzde yüz inanarak: ‘Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur’ diye şehadet getiren her kime rast gelirsen, onu hemen cennetle müjdele!” buyurdular.

İlk rastladığım Ömer oldu. (Bana): “Bu ayakkabılar nedir ya Eba Hüreyre?” dedi. “Bunlar Resulullah (asm)'in ayakkabılarıdır. Beni bunlarla gönderdi ki, kalbi yüzde yüz inanarak ‘Allah’tan başka hiç bir ilâh yoktur.' diye şehadet getiren kime rastlarsam onu cennetle müjdeleyeceğim.” dedim. Bunun üzerine Ömer eliyle iki mememin arasına vurdu. Ben de oturağımın üstüne düştüm. Ömer: “Geri dön ya Eba Hüreyre!” dedi. Ben de Resulullah (asm)'in yanına döndüm. Ama nerde ise ağlamak üzere idim. Meğer Ömer de beni takip etmiş. Bir de baktım izimden geliyor. Resulullah (asm): “Ne oldu sana Ya Eba Hüreyre?” dedi. "Ömer’e rasgeldim. Benimle gönderdiğin haberi kendisine söyledim. Bunun üzerine Ömer iki mememin arasına öyle bir vuruş vurdu ki, kalçamın üstüne düştüm. Bana: 'Geri dön!' diyerek geri çevirdi.” dedim. Resulullah (asm) (ona):

“Ya Ömer! Bu yaptığına seni sevk eden nedir?” dedi. Ömer:

“Ya Resulallah! Anam, babam sana feda olsun! Sen, 'Kalbi yüzde yüz inanmış olarak, Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur, diye şehadet getiren kime rastlarsa onu cennetle müjdelesin.' diye Ebû Hüreyre'yi ayakkabılarınla gönderdin mi?” dedi. Resulullah(asm): ”Evet!..” buyurdu. Bunun üzerine Ömer: “Bunu yapmayın! Zira, korkarım insanlar buna güvenip (amel yapmaktan uzak) kalırlar. Bırakın şunları amel etsinler.” dedi. Resulullah (asm) da: (Ebu Hüreyre’ye hitaben) “Öyleyse onları kendi hallerine bırak!” buyurdu. (Müslim, İman 52)

a) Peygamber Efendimiz neden böyle bir şey istedi?

Burada birkaç hikmet birlikte düşünülebilir:

- İmanın değerini vurgulamak

“Lâ ilâhe illallah”ı kalpten söylemenin kurtarıcı olduğunu göstermek istemiştir. Demek ki, gerçek iman, kurtuluşun temelidir.

- Eğitim (tedricî öğretim) yöntemi

Peygamber Efendimiz (asm) bazen bir hükmü farklı yönleriyle ortaya koymak için bir uygulama başlatır, sonra başka bir sahabenin itirazı üzerinden dengeyi gösterir.

Bu olayda, ilk adım rahmet ve müjde yönüdür. Hz. Ömer’in müdahalesi ise, sorumluluk ve amel yönüdür. Yani burada fiilen bir eğitim sahnesi var.

b) Ayakkabısını vermesinin hikmeti ne?

Bunun -bilmediğimiz- birçok hikmetiyle beraber, önemli bir hikmeti şu olabilir:

Haber veren kişinin -sahabi de olsa- gerçekten verdiği bu çok büyük haberin doğruluğunu pekiştirmek gerekiyordu. “Gelen insanları cennetle müjdelemek” gibi çok önemli bir haberin doğruluğunun tasdik edilmesi için onun Hz. Peygamberden (asm) geldiğinin kesin olarak bilinmesine bağlıdır.

Bunun zeminini oluşturmak ancak Peygamberimizden bir işaretin bulunmasıyla mümkündür. O sırada başka bir nişan bulunmadığı için Hz. Peygamberden (asm) ayakkabısını bu haberin gerçekten kendisine ait olup doğru olduğunu kanıtlamak üzere göndermesi çok manidardır.

Mesajın ciddiyetini artırmak da önemlidir. Ayakkabı sıradan gibi görünse de, “Bu görev doğrudan Peygamber’den geliyor” anlamı taşır.

c) Hz. Ömer’in tepkisi neden böyle?

İlk bakışta sert görünüyor; ama bağlamı önemli:

1. Tepki kişiye değil, sonuca

Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ebu Hüreyre’ye değil, mesajın doğuracağı sonuca müdahale ediyor.

Endişesi, “İnsanlar ‘nasıl olsa cennetlik’ deyip ameli gevşetir.” anlayışıdır.

Bu, çok derin bir toplumsal sorumluluk refleksi.

2. “Vurma” meselesi

Hadiste geçen vurma, öldürücü/yaralayıcı bir darbe değil, daha çok sert bir durdurma / geri çevirme hareketidir.

Nitekim, hemen ardından Peygamber Efendimize gidiliyor, olay büyümüyor, bir ceza uygulanmıyor. Bu da bunun kontrollü bir müdahale olduğunu gösterir.

3. Peygamber Efendimizin onayı

Peygamber Efendimiz (asm): Ömer’e “neden yaptın?” diye soruyor, gerekçeyi dinliyor ve onu haklı bulup uygulamayı durduruyor.

Demek ki mesele yanlış bir davranış değil, hikmetli bir içtihattır.

Bu hadis aslında üç dengeyi birlikte öğretiyor:

1. İman – Amel dengesi.

Sadece “iman yeter” demek eksik, sadece “amel” demek de eksik, ikisi birlikte olmalı.

2. Müjde – Sorumluluk dengesi

Din sadece korku değil, ama sadece “garanti cennet” de değil

3. Rahmet – Hikmet dengesi

Peygamber Efendimiz, rahmet kapısını açıyor, Hz. Ömer ise suistimal kapısını kapatmak istiyor, Efendimiz (asm) de bunu onaylıyor.

Özetle:

Peygamber Efendimizin maksadı, imanın değerini göstermek ve müjde vermek

Ayakkabı, mesajın doğruluğunu gösteren bir işaret.

Hz. Ömer’in müdahalesi, insanların amelden uzaklaşmasını önlemek.

Ve nihayet, toplumsal hikmet gereği müjde yaygınlaştırılmadı.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun