Ne günah işledim ki tövbe edeyim, demenin imana zararı olur mu?

Tarih: 31.10.2021 - 14:56 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

"Ne günah işledim ki tövbe edeyim!.." demek sakıncalıdır, imana zarar verir, söyleyeni uçuruma götüren sözlerden biridir.

Peygamberler hariç her insan günah işleyebilir. Peygamberleri de Allah özel olarak koruduğu için onlarda günah işleme kabiliyeti ve imkânı yoktur.

Herkes az veya çok, şu veya bu şekilde günah işleyebilir, hataya düşebilir. Bunun için hiç kimse kendini günahsız görmemeli, hatasız kabul etmemelidir.

Kişinin kendini günahsız görmesi büyük bir hatadır. “Ne günah işledim” demek de çok yanlış bir sözdür.

Peygamberimiz (asm) bir hadislerinde “Her insan hata işler, ama hata işleyenlerin en hayırlısı çok tövbe edenlerdir.” buyururlar. (Tirmizî, Kıyame 49)

Buna göre hiç kimse günahlardan korunmuş değildir, “Ben günah işleyemem.” diyemez.

Şayet insanoğlu melek gibi günah işleyemeyen ve bu özelliği olmayan bir yapıda olsaydı, yok edilecekti, sonra Allah başka bir tür varlık yaratacaktı, onlar günah işlemeye yatkın bir özellik taşıyacaklardı, Allah da onları bağışlayacaktı.

Yani “bağışlayan, affeden” anlamına gelen Ğafur ve Ğaffar gibi Allah’ın isimlerinin tecelli etmesi için mutlak surette günah işleyip de tövbe eden bir canlı türünün bulunması gerekiyordu. Bunun için insan yaratılmıştır.

Bu gerçeği Peygamberimiz (asm) dile getirirken buyuruyorlar ki:

“Nefsim kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da bağışlanmasını isteyen bir kavim yaratır ve onları bağışlardı.” (Müslim, Tövbe 9)

Dolayısıyla günah işlemek insani bir zaaftır, bir başka açıdan insani bir özelliktir.

Asıl itibariyle günahlar ve hatalar insana tövbe etme şuurunu vermeli, tövbe bilincini aşılamalı. Çünkü tövbe etmek insanı Allah’a yaklaştırır. Bu açıdan tövbe başlı başına bir ibadettir ve bir kulluk görevidir.

“...Muhakkak ki, Allah çok çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.” (Bakara, 2/222)

mealindeki Kur'an gerçeği bizi hem tövbeye teşvik ediyor, hem de bu yolla temizlenme yolunu gösteriyor.

Tövbe insanı Allah’a yaklaştırdığı gibi, Allah’ın sevgisine ulaştırır, tövbekar mümin Allah’ın sevdikleri arasında yer alır. Peygamberimizin dile getirdiği gibi:

“Şüphesiz tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tövbe eden kulunu Allah sever.” (Müsned, 1/80)

Ayrıca insan işlediği günah vesilesiyle şeytanın ve nefsinin şerrinden Allah’a daha ciddi olarak sığındığı ve günahı terk edip ihlaslı bir şekilde yöneldiği için manevî bir yükselişe de geçebilir. Kur'an bu hususu “günahların sevaba dönüştürülmesi” şeklinde anlatır.

“Ancak tövbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Furkan, 25/70)

Bundan dolayıdır ki Cenab-ı Hak, suçlarını ve günahlarını itiraf eden, pişmanlık duyan ve o günahlara dönmeme azminde olan insanların hem günahlarını bağışlıyor hem de günahların yerini sevapla dolduruyor, böylece günah yerini sevaba bırakıyor, günah sevapla yer değiştiriyor.

Ayrıca, tövbe ve istiğfar Allah’ın bir emridir. Bazı ayetlerde “Allah’tan bağışlanmanızı dileyin, sonra da Allah’a tövbe edin.” buyurulur.

Demek ki, tövbe etmek için mutlaka günah işleme şartı yoktur.

Bu açıdan tövbe etmek, Kur'an okumak gibi, tesbih ve tekbir getirmek gibi, dua etmek gibi başlı başına bir zikir türüdür ve bir ibadettir.

“Estağfirullâhe’l-azîm ve etûbü ileyh” gibi, “Yüce Allah’tan günahlarımın bağışlamasını dilerim ve ona tövbe ederim.” gibi tövbe ve istiğfar cümleleri birer hadis olduğu gibi, aynı zaman da Peygamberimizin (asm) bize öğrettiği bir yalvarış ve yakarış biçimidir.

Hatta tövbe ve istiğfar manevî bir aşıdır, günah çukuruna düşmemek için önemli bir tedbirdir, şeytanın vesveselerine karşı koruyucu bir ilaçtır. Hatta bir zırh ve çelik yelek olarak görmek de mümkündür.

Çünkü tövbeyi ve istiğfarı dilinden düşürmeyen, sık sık İlahî dergaha sığınan hiçbir kulun elini Allah boş çevirmez, sürekli himayesi altına alır, özel koruması altında tutar.

Ancak kişinin kendini günahsız görmesi, günahını kabul etmemesi, reddetmesi, şeytanın bir oyunu ve tuzağıdır. Çünkü şeytanın en büyük desiselerinden biri de kendini kendisine tabi olanlara inkar ettirmesidir.

Şeytanın varlığını kabul etmeyen, ona kulak veren, günahları tatlı ve şirin olarak gören insan, zaman içinde günahlarını görmez olur, günahları normal karşılar, zaman içinde de “Herkes yapıyor, ben yaparsam ne olur?” gibi bahanelere sığınır. Böylece şeytana maskara olur, şeytanın oyuncağı haline gelir.

Bu ve benzeri tehlikelerden korunmak ve uzak durabilmek için, tövbe ve istiğfarı bir ibadet bütünlüğü içinde görüp sürekli kalbi ve dili tövbeyle süslemek gerekir.

Bütün bunlarla birlikte hiçbir şekilde günahları küçük görmemeli, basite almamalıdır. Çünkü nefsine uyarak günahlara giren kimse öyle tehlikelerle karşı karşıya kalırlar ki, Allah korusun, zaman içinde imanını bile kaybedecek duruma gelebilir.

Çünkü günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra iman nurunu çıkarıncaya kadar katılaştırır.

Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır. O günah istiğfarla çabuk imha edilmezse kurt değil, belki manevî bir yılan olarak kalbi ısırır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun