Mürşitlerin silsile zinciri uydurma mı?

Tarih: 25.12.2021 - 01:46 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Tarikatlardaki mürşitlerin silsile zincirinin uydurma olduğunu söyleyenler var.
- Hak tarikatlarda bu silsile Peygamber Efendimize kadar uzanır, ne dersiniz, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Silsile, bir tarikatın birbirine icazet veren şeyhlerinin adlarını ihtiva eden listedir. Yani bir icazetnamedir.

Diğer İslamî ilimlerde liyakati belgelemek ve sahtekârlığı önlemek için diploma vazifesi gören icazetnameler bulunduğu gibi, tarikatlarda da hakiki şeyhleri sahtelerinden ayırt etmek amacıyla icazetname verme usulü kullanılmış olmalıdır.

Bu icazetnamelerde icazet veren zatın şeyhlerinin silsilesinin yazılması bir gelenek olmuş, böylece o şahsın köklü bir tasavvuf geleneğinin mirasçısı olduğu vurgulanmak istenmiştir. Başta hadis olmak üzere birçok İslâmî ilimde Hz. Peygamber (asm) Efendimize ulaşan icazetnamelerin bulunması, muhtemelen tasavvuf erbabı için de örnek teşkil etmiştir

"Birbirine bağlı, birbiriyle ilgili şeylerin art arda veya yan yana dizilerek meydana getirdiği sıra, dizi; soy kütüğü, şecere; rütbe ve mevki yönünden bir sınıf içindeki derecelenme” gibi anlamlara gelen silsile kelimesi tasavvufta "bir tarikatın birbirine icazet veren şeyhlerinin isimlerini ihtiva eden liste" anlamında kullanılmış, silsileyi oluşturan isimlerin yazılı olduğu belgeye silsile-nâme veya tomar denilmiştir. Bir tarikata veya çeşitli tarikatlara ait silsilelerdeki isimlerin geniş olarak anlatıldığı eserlere de bu adlar verilmiştir (Meselâ Silsilenâme-i Celvetiyye, Tomâr-ı Turuk-ı Aliyye).

Tasavvufta tarikat silsilelerinin Hz. Peygamber (asm) Efendimiz ile başladığı kabul edilir. Geç döneme ait bazı Sünnî tasavvuf kaynaklarında Resûl-i Ekrem’in (asm) ilk dört halifeden her birine zikir öğrettiği ve bu yolla dört ayrı tarikatın oluştuğu kaydedilmiştir. (Harîrîzâde, I, vr. 8b)

Bunlardan Hz. Ali ve Hz. Ebu Bekir ile devam eden silsilelerin zamanla yaygınlık kazandığı, Hz. Ali’den gelen silsilenin Aleviyye, Hz. Ebu Bekir’den gelenin ise Sıddîkıyye (Bekriyye) diye adlandırıldığı ifade edilir. Tarikat silsilelerine bakıldığında Hâcegân tarikatı ve Nakşibendiyye hariç, diğerlerinin Hz. Ali’den geldiği görülmektedir.

Silsileler önceleri muhtemelen şifahî yolla aktarılmış, daha sonra köklü tarikatların kurulmaya başlandığı VI. (XII.) yüzyıldan itibaren yazıya geçirilmiştir. Hz. Ali’den gelen silsilelerin çoğunda Hasan-ı Basrî’nin (ö. 110/728) Hz. Ali’den (ö. 40/661) tasavvufî eğitim aldığı kaydedilmektedir.

Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî silsilelerin başlangıcının tamamen uydurma olduğunu söylemiş, buna karşı Süyuti "İtḥâfü’l-fırḳa bi-refvi’l-ḫırḳa" adlı eserini yazarak, Hasan-ı Basri’nin Hz. Ali ile görüştüğünü ve ondan hadis rivayet ettiğini, dolayısıyla kendisinden tasavvufî eğitim almasının mümkün olduğunu söylemiştir.

Tasavvuf tarihinde bilinen ilk silsile Cafer el-Huldî’yi (ö. 348/959) Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) ulaştıran silsiledir. İbnü’n-Nedîm’e göre Cafer el-Huldî, Cüneyd-i Bağdâdî’den tasavvufî eğitim almış olup silsile geriye doğru şöyle devam eder:

Cüneyd-i Bağdâdî, Serî es-Sakatî, Ma‘rûf-i Kerhî, Ferkad es-Sabahî, Hasan-ı Basrî, Enes b. Mâlik ve Hz. Peygamber (asm).

Kuşeyrî de şeyhi Ebû Ali ed-Dekkāk’ın tarikat silsilesini şöyle verir:

Ebü’l-Kasım İbrâhim b. Muhammed Nasrâbâdî, Ebû Bekir eş-Şiblî, Cüneyd-i Bağdâdî, Serî es-Sakatî, Ma‘rûf-i Kerhî, Dâvûd et-Tâî ve tâbiîn nesli.

Kübreviyye tarikatının kurucusu Necmeddîn-i Kübra’nın (ö. 618/1221), müridi Radıyyüddin Ali Lala’ya verdiği icazetname Hz. Ali’ye ulaşan silsilelerin ilk yazılı örneklerinden biridir. Kübra, bu icazetnamede kendi şeyhlerini sırasıyla yazıp silsileyi Hasan-ı Basrî ve Hz. Ali kanalıyla Hz. Peygamber Efendimize (asm) ulaştırmıştır.

Yine VI. (XII.) yüzyıl sufîlerinden Muhammed b. Münevver, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın (ö. 440/1049) silsilesini Hz. Ali kanalıyla Resul-i Ekrem’e (asm) kadar çıkarmıştır.

Tarikatların kurulmaya başlandığı VI. (XII.) yüzyılda Hacegân tarikatı da biri Hz. Ali’ye, diğeri Hz. Ebu Bekir’e ulaşan iki silsilesi bulunduğunu açıklamıştır.

Hz. Ali’ye ulaşan silsileye (Alevî) Ehl-i beyt imamlarını ihtiva ettiği için bir hürmet ifadesi olarak “silsiletü’z-zeheb” (altın silsile) denmiş, daha sonraları genelde Hz. Ebû Bekir’e ulaşan (Bekrî, Sıddîkī) silsile esas kabul edilmiştir.

Kaynaklar:

- İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, s. 260.
- Abdülhâliḳ-ī Gucdüvânî, Risâle-i Ṣâḥibiyye (Maḳāmât-ı Yûsuf-i Hemedânî) (nşr. Saîd-i Nefîsî, Ferheng-i Îrân-zemîn, I/1 içinde), Tahran 1332 hş./1953, s. 81.
- Kuşeyrî, er-Risâle, s. 578-579.
- Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs, Beyrut 1409/1989, s. 171.
- Muhammed b. Münevver, Esrârü’t-tevḥîd (nşr. Zebîhullah Safâ), Tahran 1332 hş./1953, s. 27.İbn Haldûn, Mukaddime (trc. Zakir Kadiri Ugan), İstanbul 1989, II, 555.
- Muhammed Pârsâ, Risâle-i Ḳudsiyye (nşr. Ahmed Tâhirî Irâkī), Tahran 1354 hş./1975, s. 12.
- Fahreddin Safî, Reşeḥât-ı ʿAynü’l-ḥayât (nşr. Ali Asgar Muîniyân), Tahran 1977, I, 12.
- Süyûtî, İtḥâfü’l-fırḳa bi-refvi’l-ḫırḳa, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 161, vr. 244b-247a.
- Ali el-Kārî, el-Esrârü’l-merfûʿa fi’l-aḫbâri’l-mevżûʿa, Beyrut 1986, s. 454.
- Harîrîzâde, Tibyân, I, vr. 8b, 12b-24a.
- M. Takī Dânişpejûh, Ḫırḳa-i Hezârmîḫî (Mecmûʿa-i Süḫanrânîhâ ve Maḳālehâ der Bâre-i Felsefe ve ʿİrfân-ı İslâmî içinde, nşr. Mehdî Muhakkık – H. Landolt), Tahran 1349 hş./1971, s. 162-164.
- Abdullah Aydınlı, Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis, İstanbul 1986, s. 194-200.
- Ahmet Yıldırım, Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları, Ankara 2000, s. 331-333, 339-341.

(bk. TDV İslam Ansikopedisi, Silsile md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun