Kuran’ı unutmak ne demektir?

Soru Detayı

Taha suresi 124. ayette geçen unutma, Kuran okumayı unutmak mı, ya da hafızlığı unutmak mıdır?
Ayetleri açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Buradaki unutma, Allah’ı inkar etmek, onun emir ve yasaklarına uymamak demektir. Bu açıdan Kuran’ı terk eden, onun gösterdiği yolu beğenmeyen ve öğütlerine kulak asmayan kişiler kastedilmiştir.

Kuran bütünüyle umut kaynağı, hayat nizamı, huzur ve güven anahtarıdır. O bakımdan Allah'a, Kuran'a ve tek kelimeyle İslâm'a inanan m'minlerdir ki, yeryüzüne huzur ve güvenlik havası estirirler; insanlardan aynı şekilde iman edenleri kardeş edinip bulundukları bölgeye sulh ve selâmet getirirler.

Bunun için diyebiliriz ki: İman kalp yatışkanlığı sağlar, umut ve huzur havasını iç alemimize doldurur ve bizi bahtiyar kılar. İnkar ise, umutsuzluk doğurur, ruhu sıkar, kalbe yük olur, zihni bulandırır, toplum yapısında onarılması zor gedikler meydana getirir.

Allah'ı sık sık, her konuda ve her işte anmak ise, içimizdeki manevî boşluğu doldurur; açılan gedikleri kapatır, ümitleri artırır, sıkıntıları giderir ve tek kelimeyle Kuran ve zikir kalp gözünü açar, ruhu cilalar. Onun için: İnanan kimse hep mutludur ve umutludur. İnanmayan kimse hep kararsız ve şüp­hecidir; aynı zamanda umutsuzdur, İnanan kanaatkârdır; inanmayan aç gözlü ve ihtiraslıdır. İnanan kadere teslimiyet, kazaya rıza gösterir; inan­mayan ise başına gelen bir dert veya sıkıntı sebebiyle inkâr ve tuğyanını artırır.

Allah biraz sonra meallerini vereceğimiz ayetlerle, Hakk'ı anmaktan ve Kuran'dan yüz çevirenlerin dar ve sıkıntılı bir hayat geçireceklerini haber veriyor. Bu, maddî alanda bir sıkıntı değil, daha çok iç huzursuzluğu, tatminsizlik, açgözlülük, umutsuzluk, ölümün hatırlattığı yok olma nağmesi; silinip unutulma üzüntüsüdür. Aynı zamanda önünde kendi anlayış ve düşüncesine veya felsefesine göre, mutlak yokluk ve karanlık içine düşeceğinin verdiği derunî sıkıntıdır.

O bakımdan haklı olarak deniliyor ki: “Allah'ını bulan ve bilen ne kaybetmiştir? O'nu kaybeden ne bulmuştur?”

Şüphesiz O'nu bulan her şeyi bulmuştur.

Böyle olunca da bir iç körlüğü meydana gelir; binlerce ilâhî belgeleri ve kanıtları göremez olur. Kıyamet gününde bu körlük içten dışa vurur ve inkarcı kişi nasıl kör bir hayat yaşadığını ancak anlayabilir. O yüzden amelinin cinsine uygun bir ceza olsun diye kör olarak haşredilir.

İlgili ayetin mealleri şöyledir:“Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı da, sıkıntılı bir hayattır. Ve biz onu, kıyamet gününde, kör olarak haşrederiz, (Artık o zaman o), "Rabbim, beni niçin kör hasrettin? Halbuki ben, gören biri idim" demiştir. Allah da şöyle buyurmuştur: Öyledir, sana ayetlerimiz geldi de, sen onları terk ettin. işte bu gün de sen, öylece terkediliyorsun. İşte, israfa sapan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ahiretin azabı ise. Elbette daha çetin ve daha süreklidir." (Tâhâ, 20/124-127)

Kuran'dan yüz çeviren sıkıntılı yaşar

Ayette geçen "Allah'ı anmaktan yüz çevirme";
- Allah'ı inkâr et­me,
- O'nun gösterdiği yolu beğenmeme, öğütlerine kulak asmama
gibi manalarla açıklanmıştır.

Ayetteki “dank” kelimesi, aslında, "darlık ve sıkıntı" demektir. Bir kelimenin sıfatı olunca, "Dar geçim" anlamına gelir.

Buna göre Cenab-ı Hak sanki, "sıkıntılı bir yaşayış ve hayat vardır" demek istemiştir.

Bu " sıkıntılı bir yaşayış ve hayat"ın mahiyeti ve nere­de olacağı hususunda ise ilk dönem müteessirlerinden farklı rivayet ve yorumlar nakledilmiştir.

Ancak ayette bir kayıt olmadığına göre, kendisiyle tehdit edilen bu darlığın, ya dünyada, ya kabirde, ya ahirette, ya dinde, yahut her şeyde veya her şeyin çoğunluğunda olması mümkündür. 

Dünyadaki sıkıntı

Müslüman, Allah'a tevekkül ettiği için, güzel bir yaşayışla yaşar. Nitekim Cenab-ı Hak, "onu güzel bir yaşayışla yaşatırız" (Nahl, 97) buyurmuştur. Allah’a inanmayan veya imanının gereğini yerine getirmeyen ise, dünyaya düşkün olduğu ve devamlı bir şekilde daha fazlasını istediği için, onun hayatı dar ve sıkıntılıdır, hali karanlıktır.

Dünya hayatındaki sıkıntı, bu tür kimselerin maddî açıdan bolluk içinde olsalar bi­le, inançsızlığın, yanlış hedeflere yönelmenin, haram yollardan kazanmanın verdi­ği psikolojik baskı altında büyük bir darlık ve sıkıntı hissedecekleri, Allah'ın hoş­nutluğunu kazanma amacının mutluluğundan yoksun kalmanın ıstırabını tadacak­ları şeklinde yorumlanabilir. (Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

Allah'a ve ahirete inanmayanların, inananlara göre çok daha dar bir maddî-manevî alan tasavvuru ve bu tasavvura bağlı darlık içinde yaşayacakları da ayrı bir gerçektir.

Kabirdeki sıkıntı kabir azabıdır. (Tirmizi Kıyame,  26; Müsned 3/38)

Ahiretteki sıkıntı, cehennem azabıdır. O sıkıntıların bazıları, oradaki yiyeceklerinin, "darîc devenin yediği diken" zakkum olması, içeceklerinin de alabildiğine kaynar su ile, cehennemliklerin vücutlarından akan irin ve kan olmasıdır ki onlar orada, ne ölürler, ne yaşarlar.

Manevi hayatta sıkıntı, kişiye, hayır kapılarının daralması ve kişinin onlardan hiçbirine yol bulamayıp şaşkın olmasıdır.

Genel durumda sıkıntı, yani bu darlığın her şeyde veya her şeyin çoğunda olmasına gelince, Hz. Ali'den Hz. Peygamber (asm) Efendimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Günahın cezası üçtür: Geçim darlığı, sıkıntılardaki zorluk ve kişinin yiyeceğine ancak Allah'a isyan ederek ulaşması.” (Müsned 5/231.235)

Kör olarak haşredilme

Allah’ın, “Biz onu, kıyamet gününde, kör olarak hasrederiz" buyruğuna gelince, bu hususta şu açıklamalar yapılmıştır:

- Bu, tıpkı, "Biz onları kıyamet günü körler, dilsizler, sağırlar olarak yüzükoyun hasredeceğiz" (İsra 97) ayeti ve Tâhâ 102. ayetindeki “zurkan - gözleri gömgök bir halde" kelimesinin körlükle tefsir edilmesi gibidir. Onun, "Görür bir vaziyette diriltileceği, ama mahşere sürüldüğünde kör olacağı da" ileri sürülmüştür..

- “Delilleri görmekten kör olma" manasına da gelebilir. Ancak bu mana, ahiret için değil, mecazi anlamda kıyametten önceki hayatının böyle olduğunun vurgulanması manasında olabilir.

- Kör olmaktan maksat, kıyamet gününde, hayra, güzele ve doğruya ulaşacak bir yol bulamayıp, aksine, herhangi bir şeye varamayan ve yolunu bulamayan görme özürlü kimseler gibi şaşkın kalakalmasıdır.

Ayette geçen “Fakat sana ayetlerimiz geldi de sen onları terk ettin. İşte bu gün de sen, öylece terkediliyorsun." buyruğuna gelince, bu iki şekilde izah edilmiştir:

1) Hidayete uymayı terk etmesi ve ondan yüz çevirmesine bir ceza olmak üzere, Allah onun başına bu körlüğü getirmiştir.

2) Beşerî ruhlar, cahil ve ruhani hakikatler ile münasebet kurmaktan uzak ve sapkın oldukları şekilde bedenlerini terk ederlerse, bu ayrılıştan sonra da aynı hal üzere kalakalırlar ve ruhani olan acıları büyür. İşte bundan dolayı da Allah, ahirette bu körlüğün meydana gelmesini, dünyada Allah'tan ve delillerden yüz çevirmiş olmaya bağlamıştır. (bk. Razi, ilgili ayetlerin mealleri)

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an okumayı öğrenip sonra bırakmanın veya ezberlenenleri ...

Kur'an okuyup onunla amel eden kişinin şefaat etmesi ve anne ve ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
182 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun