Kuran'da her insanın hür olduğuyla, hür doğduğuyla alakalı bir hüküm var mıdır?

Soru Detayı

- Nisa 25. ayete göre cariyelere nikah kıyılması gerektiği söyleniyor.
- Mearic 30. ayette zevcelerinin ve elleri altında bulunanlara yakınlaşmanın kınanmayacağı söyleniyor.
- Anlamamız gereken nikahlandıktan sonra mı cariyelerle yakınlaşmanın kınanmayacağıdır? Açıklayabilir misiniz lütfen?
- Cariyelik ve kölelik günümüzde İslam'a göre kalkmış mıdır? Bunu nasıl açıklarız?
- Günümüzde bir savaş olması durumunda da düşmanın güçlenmemesi için iyi davranmak koşuluyla köle ve cariye alınıp hizmette kullanılabilir mi?
- Kuran'da her insanın hür olduğuyla, hür doğduğuyla alakalı bir hüküm var mıdır kölelik cariyelik bakımından? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Nisa Suresinin 25. ayetinin meali şöyledir:

“Sizden hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizdeki mümin cariyelerden alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz (hepiniz Âdem soyundansınız). Öyle ise, iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartıyla sahiplerinin izniyle ve mehirlerini örfe uygun bir şekilde vermek suretiyle onlarla (cariyelerle) evlenin. Eğer evlendikten sonra zina edecek olurlarsa, onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır. Bu hükümler, içinizden günaha girme korkusu içinde olanlaradır. Eğer sabrederseniz, sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Meariç Suresinin 30. ayetin meali:

“Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında iffetlerini korurlar. Çünkü bunlara karşı (ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar.”

- Nisa suresi 25. ayette cariyelerin nikahlanmasından söz edilmemiştir. “Sahiplerinin izniyle ve mehirlerini örfe uygun bir şekilde vermek suretiyle onlarla (cariyelerle) evlenin.” mealindeki ifadeden iki husus anlaşılmaktadır:

Birincisi: Sahiplerinin izni. Bilindiği üzere, cariyeler bir savaş ganimeti olabildiği gibi, bir alım-satım konusu da olabilir. Alım-satım konusu olduğuna göre, onların sahiplerinden izin almak, onlarla anlaşarak bunları satın almak kadar tabii bir şey olamaz.

İşte ayette “sahiplerinin iznine yer verilmesi” ifadesiyle (cariyelerin nikah akdine değil,) bu çok önemli hususa işaret edilmiştir. Eğer sahiplerinden izin şartı olmasaydı, toplumda anarşi doğardı. O zaman toplumda güçlü olanlar, istedikleri zaman sahiplerine rağmen bazı cariyeleri baştan çıkarır ve onlarla evlenebilirdi.

-Ayette “evleneme” sözcüğüyle ifade ettiğimiz cümlenin Arapça aslı: “Mülkünü elinizde tuttuğunuz” manasına gelir ki, bunun için fıkıh kitaplarında “milkü’l-yemin” ıstılahı kullanılır. Bu da cariyelerin “nikah” ile değil, “cariyelik akdi” ile helal olacağını göstermektedir.

- Nitekim, İslam alimlerine göre, bir kadınla birlikte olmak ancak iki şekilde helal olur; nikah akdi (hür kadınlar için) ve milkü’l-yemin (cariyenin mülkiyetini elinde tutma) akdi ile olur. (bk. Reddu’l-Muhtar, 3/163)

- Yalnız cariyelerin değil, kölelerin evlenmesi de efendilerinin iznine bağlıdır. (Kurtubi, ilgili ayetin tefsiri)

İkincisi: Mehirlerini vermek. Ayette “örfe göre” ifadesi alimler tarafından şöyle açıklanmıştır: Nikahlanmak istenen cariyelerin mehirleri -o günkü örfe göre- normal hür kadınların mehirlerinden çok az idi. Bununla beraber, ayetin “Ve içinizden kimin, mü'min ve hür kadınlarla nikâh yapmaya (evlenmeye) gücü yetmezse...” mealindeki ifadesinden de anlaşıldığı gibi, cariyelerin mehirleri yanında normal hayattaki geçimleri de hür kadınlarınkinden daha sade, daha az masraflıdır.

Dolayısıyla hür kadınların geçimini sağlamakta zorluk çeken birçok kimse, cariye olanların geçimini sağlamakta zorluk çekmeyebilirdi. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

- Kölelik ve cariyelik İslam’ın getirmediği, ancak bir anda kaldırma imkânını bulamadığı, ama önce ıslah ettiği ve zamanla tamamen kalkmasını hedeflediği bir statü idi; dünya milletlerinin de aynı noktaya gelmeleri sonunda geri dönüşsüz olarak tarihe karıştı.

- İslam’ın, köleliğe “hitapta, insanlık kavramında ve onurunda, görev yüklemede, giyimde, yeme içmede” şefkat dolu ve insanlık onuruna yakışır yepyeni bir statü tanıması, yepyeni tanzim ve düzenlemelere yer verilmesi, değişik dini kefaretlerde köle-cariyelerin azat edilmesinin şart koşulması gibi emir ve tavsiyeleri, İslam’ın bu sınıfı zamanla tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediğini göstermektedir.

İslam’ın maksadı açıkça bu olduğu halde, şu anda bütün dünyanın terk ettiği bu sisteme İslam’ın izin vermesi, sahip çıkması düşünülemez. Bu, onun temel prensipleri ve hakikat ruhuyla da çelişir.

- Kur’an’a göre bütün insanlar hürdür, hür doğar, hür ölürler. Böyle tabii, fıtri bir özelliği olan insanların özellikle “hür olduğu”, köle olmadığını vurgulamaya gerek yoktur. Çünkü “Eşyada asıl olan ibahe” olduğu gibi, insanda da asıl olan “hürriyet”tir.

- Kölelik, insanlar tarafından -fıtrata aykırı olarak- icat edilen arızi bir statüdür. Kur’an’da insanların mükerremliğinden, özgür irade sahibi olduğundan söz eden bütün ayetlerde insanların bu asli konumuna/hürriyetine işaret edilmiştir. Ancak bu asli konumunu bir statü olarak ele almamıştır. Çünkü asıl şey, genel kabul gören şeydir.  Kölelik arızi olduğu için ondan özellikle söz edilmiştir.

- Aslında Kur’an’da “yalnız Allah kul olma”yı ön gören ve peygamberlerin ümmetlerine hep tavsiye ettikleri bu gerçek de dolaylı olarak “insanların yalnız Allah’a kul-köle” olduklarına, başka insanlara kul-köle olmamaları gerektiğine de işaret etmektedir...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR