Kur'an'da bahsedilen savaşların hepsi savunma amaçlı mıdır? Cizyeyi kabul etmeyenlerle savaşmak farz mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- İslam’da / Kur’an’da “cihad” kavramı, esas itibariyle dinin hakikatlerini tebliğ etmeye gayret etmek, cehd/gayret göstermek anlamına gelir. Savaş ise, daha çok “kıtal” kavramıyla ifade edilir. Ancak, kıtal/savaşta da bir gayret, bir cehd gösterildiği için, savaş için de kıtal kavramı yanında cihad kavramı da kullanılmıştır. Bu sebeple, her cihad emrini savaş olarak algılamak yanlıştır. Nitekim, Mekke’de inen Furkan suresinde de “cihad” kavramı kullanılmış ve bununla cihad emri verilmiştir ki, bunun savaş anlamında olmadığı kesindir. İlgili ayetin meali şöyledir:

“Resulüm! Kâfirlere asla itaat etme ve Kur’an’n dayanarak onlarla büyük bir cihad / mücahede gerçekleştir.”(Furkan, 25/52).

- Cizye vermeyenlerle mutlaka savaşın yapılması gibi bir görev yoktur. İslam devleti için uygun görüldüğü takdirde, herhangi bir cizye alınmadan da, karşı tarafla -İslam’a ters düşmeyen- her türlü barış anlaşması yapılabilir. Hudeybiye Anlaşması bunun canlı bir örneğidir.

- Bu hususta, İslam alimleri arasında herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir.(bk. el-Bûtî, Said Ramazan, Fukhu’s-sire, s. 219).

- İslam’da maddî cihad asıl değil, arizîdir, şartların zorlamasıyla gerçekleşen bir müdafaadır. Asıl cihad, manevîdir. Yukarıda Furkan suresinde de geçtiği üzere, ilk defa Mekke’de verilen cihad emri maddî değil, -hak ve hakikati insanlara ulaştırmak üzere- akıl, fikir ve ilimle yürütülen bir cihad-ı manevîdir. Bu sebeple, bugün İslam ülkelerinin yararına olan her türlü barış anlaşmaları yapılabilir. Ve bu anlaşmaları lüzumsuz yere bozmak caiz değildir. Çünkü, İslam Hukuku ile ilgili kitaplarda genel bir kural olarak ifade edildiği üzere, "Müslümanlar, yaptıkları sözleşmeye bağlı kalmakla mükelleftirler." Kur'an-ı Kerim, şöyle der:

"Ahde vefa gösterin. Çünkü ahitten sorulacaktır." (İsra, 17/34)

Bu ve buna benzer ilahi talimatlar doğrultusunda, Müslümanlar ahitlerine riayet etmişler, ahdi bozan taraf olmamışlardır.

- Çağımızda, maddî savaşların insanlık için felaketlerden başka bir şey getirmediği, Müslümanların, dinî hakikatleri insanlığa sunma amaçlarına da hizmet etmediği görülmüştür. Bu sebeple, insanlığa hizmeti esas almaları gereken Müslümanların, herkesten daha fazla barışa ihtiyaçları vardır. Hudeybiye barış anlaşmasından sonra, insanların gruplar halinde İslam dinine girdikleri gerçeğinden hareketle, Müslümanların, -maddî müdafaaya mecbur kalmadıkları sürece- “Maddî savaşa hayır!”, “Manevî savaşa  / cihada devam!” diyerek, barış yolunda devam etmeleri kadar tabii ve İslam’ın ruhuna uygun bir şey olamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR