Kur'an ile hükmedenler adaletle hükmetmiş olurlar. Buna göre Kur'an'la ve onun esaslarıyla hükmedilmediği taktirde adaletin tam manasıyla gerçekleşmediği hükmüne varılabilir mi?

Tarih: 25.08.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hiç kuşkusuz, Allah’ın adaletinden daha âdil bir adalet olamaz, Allah’ın koyduğu hükümlerinden daha adaletli bir hüküm olamaz. Allah’ın hükümlerinin temel kaynağı Kur’an olduğuna göre, Kur’an'la barışan hükümler âdil, Kur’an’la çatışan hükümler ise, zâlimdir.

- Allah`a ve O`nun indirdiklerine icmalen de olsa, inanan, bunu kalbi ile tasdik dili ile ikrar eden mü`mindir. Bu hal üzere devam ettikçe mümin olmaya da devam eder ve ehlisünnet inancına göre gûnahlar insanı kâfir yapmaz. Her günahta küfre açılan bir kapının olması ise ayrı bir konudur. Birinci olarak bu meselenin iyi kavranılması gerekir.

- Hakimlerin ve savcıların adaleti tamamen ya da kısmen uygulamak, zulmü alabildiğince azaltmak, haksızlığa uğrayanları savunmak, korumak, kollamak... gayesiyle harket etmesi gerekir. Böyle bir anlayış bir görev ve bir ibadet olur.

Hakimler ve savcılar yukarıda belirtilen şartlara uygun hareket ederse verdikleri hükümlerde sorumlu olmazlar. Çünkü:

Bu insanlara "hakim" denmesi mecazendir. Bunlar gerçek anlamda hâkim değillerdir. Gerçek anlamdaki hakîmler tarafından belirlenmiş bir hükmü uygulama durumundadırlar. Söz konusu hüküm eğer "mutlak adalet"e aykırı ise ve hakimin takdir hakkı da yoksa, onu kerhen uygulayacak ve gerçek adaleti uygulama fırsatı bulduğu yerlerde de zûlmü, yani gerçek adalete aykırı olarak verilmiş hükümleri olabildiğince azaltmış olacaktır. Bu da zulmü hafifletme ve hüküm ifadesiyle "ehven-i şerri ihtiyar etme"dir.

Hakimler ve savcılar bu görevlerini yaparken, zulmü adım adım izole etmeyi, mutlak adaleti yerleştirmeyi, mağduriyetleri önlemeyi hedeflemelidir. Bu niyetle bu görevin yapılmasının ibadet olacağına inanıyoruz.

Savcı ve noterlerin durumu hakimlerden daha tehlikeli değildir. Yeter ki, niyet iyi tutulsun ve zulme bulaşmamak için azami gayret gösterilsin. Avukatlığı da aynı ölçülere göre değerlendirmek gerekir.

- Ayrıca şunu unutmamak gerekir ki, bu günkü dünya evrensel hukuk normları, doğrudan Allah’ın hükmünü referans olarak ön görmüyorsa da, Kur’an’ı referans kabul etmekten gelen şereften mahrum ise de bunların yüzde yetmiş sekseninden fazla bir kısmı, gerçekte ilahî adaletle barışıktır. Sağlık işleri, eğitim-öğretim işleri, devlet başkanlığı, istişareye dayalı millet meclisi, belediyecilik, fakir fukaraya yardım fonu gibi, insanların -fert ve toplumun- sosyal, ekonomik, sağlık, mülkî, askerî  v.b. ihtiyaçlarını gidermeye yönelik ortaya konan, hükümler, İslam’ın teşvik ettiği hükümlerdir.

- Hukukçular, niyet ve içtihatlarında Allah’ın emir ve yasaklarını da göz önünde bulundurdukları nispette kazançlı çıkarlar. İfade edildiği gibi, beşerî hukuktaki kanunların önemli bir kısmı, adalet potansiyeline sahiptir ve Kur’an ile barışıktır.

- Niyet ve bakış açısı öyle bir iksirdir ki -aynı eylem planında- sahiplerinden birini adaletin zirvesine çıkarırken, diğerini zulmün çukuruna yuvarlandırır.

“Damla, denize delalet eder.”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun