Kolay anlaşılamayan, kendisiyle geçinilmeyen kimsede hayır yoktur hadisinden ne anlamalıyız?

Tarih: 14.11.2019 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

Kolay anlaşılamayan,kendisiyle geçinilmeyen kimsede hayır yoktur hadisinden ne anlamalıyız?
Ben kimseyle kolay anlaşamam herkesle iletişim kurmam?
Kolay anlaşmanın, iyi geçinmenin yolları nelerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadisin meali şöyledir:

“Mümin, başkasıyla hoş geçinen ve kendisiyle hoş geçinilen kişidir. İnsanlarla güzel geçinmeyen ve kendisiyle güzel geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.” (Ahmed, Müsned, 2/400, 5/225)

Bu habere şahit olarak zikredilebilecek farklı rivayet de şudur:

Rasûlullah (asm), “Size en hayırlılarınızı ve en şerlilerinizi haber vereyim mi?” diye sordu. Bir adam, “Evet ey Allah’ın Rasûlü” deyince Hz. Peygamber (asm) şöyle dedi:

“Sizin en hayırlılarınız hayrı umulan şerrinden emin olunan kimselerdir. En şerlileriniz hayrı umulmayan şerrinden emin olunmayan kimselerdir.”  (İbn Hibban, 2/285, ve 2/286; İbn. Ebî Şeybe, Musannef, 7/91 no: 34430)

Bu hadis-i şerife yakından bakıldığında, insanların farklılığını bir vakıa olarak kabul eden bir yaklaşım dikkat çeker. Yani anlamamız gereken şudur:

Bütün insanların huy, ahlak ve seciye olarak birbirine benzemesini beklemek beyhude olduğu gibi, esas marifet, farklı yapıdaki insanlarla ülfet ve ünsiyet edebilmek ve onlar tarafından da hüsn-i kabul ile karşılanacak bir tavır içinde olmaktır.

Burada asıl dikkat çeken ise, Hz. Peygamber Efendimizin “mümin”i, kendisinde bu özellik bulunan insan olarak tarif etmiş olmasıdır.

Bu demektir ki, müminin öne çıkan vasıflarından biri de, çatışmacı olmamasıdır. Hakların muhafazası, kötülüklere, yanlışlara ve zulme boyun eğmeme gibi yine müminin temel vasıflarından olan hallerin bu ifadelerden istisna olduğunu söylemeye ise sanıyoruz gerek yok.

Konuyla ilgili bir ayet meali şöyledir:

“Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran, 3/159)

Müslüman kişi kendisi ile barışık olup, ailesi ve içinde yaşadığı toplumun bireyleriyle iyi geçinir. Davranışları ve sözleriyle insanları kırmaz, kendisine karşı yapılan yanlış davranışlara karşı da anlayışlı olur.

Eşi, çocukları ve komşularıyla içinde bulunduğu toplumun bireyleriyle karşılıklı anlayış içinde iyi geçinen kimseler çevrelerinde sevilirler ve saygı görürler. İmkanları ölçüsünde ellerinden geldiğince herhangi bir karşılık beklemeksizin iyilik yapmaktan geri kalmayan kimseler, etraflarına adeta huzur dağıtırlar. Kendilerine karşı yapılan yanlış davranışları anlayışla karşılarlar.

Yüce Allah: “Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever.” (Al-i İmran 3/134) buyurur.

Allah’ın övdüğü bu vasıfları taşıyan kişiler iç huzurunu yakalar ve çevrelerine de bu huzuru yansıtırlar. Geçimsiz insanlar evlerinde ve çevrelerinde huzursuzluk kaynağı olurlar.

Bir defasında Peygamber Efendimiz, hangi mümin daha faziletlidir sorusuna; “Elinden ve dilinden diğer insanların emniyette olduğu kimsedir.” diye cevap vermiştir. (Buhari, İman, 4)

İnsanlarla, hatta zor görünen kimselerle bile kolay anlaşmanın, iyi geçinmenin yollarını kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

1. Sözün en güzelini söylemeli.

“Kullarıma söyle; sözün en güzelini söylesinler.” (İsra, 17/53)  ayetine göre, “Sözün en güzeli; nerede, ne zaman, kime?” sorularının cevabı, “Her zaman, her yerde, herkese” demektir.

2. Her zaman güler yüzlü ve tebessümlü olmalı.

“Kardeşini güler yüzle karşılamak şeklinde olsa bile, hiçbir iyiliği küçük görme.” (Buharî, Îman, 4-5) mealindeki hadisten bunu açıkça anlıyoruz.

3. Üslubu, Müslümanca olmalı.

Her kesimden insanla konuşabilmeli. Ve meramını sabırla, vukufiyetle anlatabilmeli. Üslubu kuşatıcı ve kaynaştırıcı olmalı. Öneri ve eleştirileri yapıcı olmalı. Hiç kimseyle alay etmemeli.

4. Herkesin kendisi gibi olmasını beklememeli.

Kendisi gibi düşünmeyenlerin beklenti ve endişelerini dikkatle dinlemeli. Kendisini ciddiye aldığını muhatabına hissettirmeli. Tenkit ve tekliflere açık olmalı. Soru ve itirazlara makul cevaplar vermeli.

5. İncitmemeli ve incinmemeli.

Zira incitmek geçimin önündeki en büyük engeldir. Mümine yakışan, sözleri ve davranışlarıyla kimseyi kırmamak, ilahî nazargâh olan gönle keder düşürmemektir. Bununla birlikte kişinin çevresinden kolayca incinmesi, hoşgörüden uzak, sürekli olarak eksik ve kusurları gören bir tavırla ikili ilişkiler içinde bulunması da geçim yollarını tortularıyla tıkar.

Bu nedenle çevresinde kırıcı, kaba, hoyrat davranışlarda bulunan insanlar varken incinmemesi aslında çok daha büyük bir olgunluğun göstergesidir.

6. Geçinmeye gönlü olmalı.

Bu ifade bize, geçinme sanatının temelinde niyet olduğunu anlatır. Belki de büyüklerimiz bu yüzden “Niyet hayır, akıbet hayır” derler. Davranışların özünü kişinin niyeti oluşturur. İnsanların aralarındaki geçimsizlik çoğu zaman niyetin iyi olmamasından kaynaklanır. Niyet o kadar önemlidir ki hataların bile üstünü örtebilir.

7. Her insanın farklı bir alem olduğunu bilmeli.

Allah her insana farklı özellikler vermiştir. Bu farklılıkları bir nimet bilmek ve o nimetlerden istifade etmeye çalışmak gerekir. Bu nedenle, farklılıkları çatışmaya değil, yardımlaşmaya dönüştürmek gerekir.

8. Tecessüsten kaçınmalı, kendi kusurlarına odaklanmalı.

İnsan olarak herkesin hata ve kusuru olabilir. Başkalarının hataları yerine kendi kusurlarıyla meşgul olan kişi, daha faydalı bir iş yapmış olur. Böylece hem kendini düzeltme imkânı bulur hem de insanlarla olan ilişkisi daha güzelleşir.

9. Kendisi için istediğini diğerleri için de istemek, empati yapmak.

Peygamber Efendimizin şu enfes ifadesine sadece kulak vermeyelim, aynı zamanda j-hayatımıza hayat edinelim:

“Sizden biri, kendisi için istediğini (Müslüman) kardeşi için de istemedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.” (Buhari, İman, 7)

10. İyi geçinmeyi dinî bir görev bilmeli.

Kuran, insanı mahlûkatın en şereflisi olarak zikreder. İnsanı yaratan ona değer vermiştir. İşte bu değerin bilinmesi gerekir. Başkalarına değer vermeyenin değer beklemesi abestir. İnsanların iyi geçinmesi aslında dinî bir vazifedir. Muamelat İslam’ın üzerinde çokça uyarı yaptığı bir alandır. Allah’ın yarattığı bir kul olması bile muhatabımıza karşı tutumumuzu belirlemede esas olmalıdır.

Hayat yolculuğunda yanımızdaki kişiler, aslında bizim yaşamımızın şahitleridir. Bu şahitlik sadece bu dünyada değil ahirette de bizim için önemlidir. Bu hakikatten hareketle etrafımızdaki insanlarla iyi geçinme gayreti içinde olmalıyız.

Hiç kimse hayatın güzelliklerini veya acılarını tek başına yaşamak istemez. Daima dayanacağı bir insan, konuşacağı bir dost arar.

Aslında önemli olan, aradığımız kadar aranan dost, arkadaş, eş, kardeş olabilmektir. (bk. Lütfiye Gülay Bilgin, Diyanet Dergisi)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun