Kahin ve arraf farklı mı?

Tarih: 27.07.2016 - 03:30 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Kahinin dedikleri kabul edenin namazı kabul olmaz Kim bir kahine gider sözlerini tasdik ederse kafir olur ama etmezse 40 gün namazı kabul olmaz. (Taberani) hadisi ile "Kim bir arrafa gider ve söylediklerini tasdik ederse 40 gün namazı kabul olmaz (Müslim)"hadisi arasında çelişki mi var?
- Bu hadisleri beraber nasıl değerlendiririz? Bunların hangisi sahihtir?
- Muslim hadisi sahihse kahine arrafa inanmak küfrü gerektirmez. Bu da diğer sahih rivayetlere ve alimlerin görüşlerine aykırı.
- Ama Taberani’nin rivayeti doğruysa Müslim hadisinde geçen "söylediklerini tasdik ederse" ibaresi sonradan eklenmiş bu mümkün mü?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hayır, hadisler arasında bir çelişki yoktur. Bu hadislerde geçen arraf ve kahin aynı manaya gelmektedir.

Arraf, olaylar arasındaki benzerlik ve ilişkileri tesbit ederek geçmiş ve daha çok gelecek hakkında tahminde bulunan kişi demektir.

“Bir şeyi bildirmek” anlamındaki ırf veya urf kökünden türeyen arrâf, kaynaklarda biri başta verdiğimiz ıstılahî mânada, diğeri de “kâhin” mânasında olmak üzere iki türlü kullanılmıştır.

Arrâf hakkında verilen bilgiler onun kâhinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre arrâf, olaylar arasındaki herkesin fark edemeyeceği şekilde gizli ve karmaşık olan benzerlik ve münasebetleri doğuştan sahip olduğu bir kabiliyetle hissedebileceği gibi, kazandığı tecrübelerle de istikbale dair bazı olaylar hakkında önceden tahminlerde bulunabilir.

Sıradan insanlardan farklı bir zekâ ve idrak üstünlüğüne sahip olduğu kabul edilen (İbn Haldun, Mukaddime, s. 97) arrâf, bu gücünü yöneldiği konuya teksif eder ve olaylar arasındaki bağlantıyı, mevcut olayların gelecekte doğuracağı sonuçlan, aynı sebebe bağlı olmakla beraber fark edilemeyecek derecede karmaşık bir mahiyet arzeden benzer hadiseleri bulmaya çalışır.

Arrâfın gerek yaratılıştan sahip olduğu kabiliyet, gerekse tecrübe birikimi sayesinde geleceğe dair verdiği haberler zaman zaman doğru çıkmakla birlikte her söylediğinin gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü bu haberler kesin bilgi vasıtalarının değil, bazı zan ve tahminlerin ürünüdür.

Geçmişe ait olmak üzere verdiği haberler ise, daha çok bu konuda soru soranın fizyolojik ve psikolojik durumundan elde ettiği bazı ipuçlarına dayanır.

Arrâfın muhatabının vücut hareketlerine, tutum ve davranışlarına, ilk söylediği kelimelere dikkat ederek kaybolan eşyayı, yitik develeri bulduğu, hırsızları ve katilleri teşhis ettiği rivayet edilir.

Câhiliye döneminde Araplar yeni doğan çocuklarını gelecekleri hakkında bilgi almak üzere arrâflara götürürlerdi. Daha çok panayırlarda mesleklerini icra eden arrâflar çocukların vücut yapılarına, özellikle fizyonomilerine bakarak istikballeriyle ilgili bazı tahminler yürütürlerdi.

Bunlara daha çok kayıp eşya hakkında bilgi almak üzere başvurulurdu. İlâç ve tedavi konusunda da arrâflardan faydalanılırdı.

Kur’an’da arrâftan söz edilmez. Hz. Peygamber (asm)’den arrâf hakkında iki farklı hüküm ihtiva eden rivayetler vardır.

Bunların birinde arrâf adı doğrudan geçmemekte, sadece arrâfın tarifine uyan muhaddes kelimesi yer almaktadır.

Hz. Peygamber (asm), geçmiş milletler içinde peygamber olmadıkları halde tahmin ve zanları gerçekleşen muhaddesûn denilen kişiler bulunduğunu ve ümmeti içinde böyleleri varsa Ömer’in bunlardan biri olması gerektiği belirtir. (Müsned, VI, 55; Buharî, Fezâ’ilü’s-sahâbe, 6, Enbiyâ, 54; Müslim, Fezâ’ilü’s-sahâbe, 23)

Hz. Peygamber (asm)’in, bu hadisteki muhaddes ile arrâfı kastettiği kabul edilmektedir. (Taşköprizâde, Miftâhu’s-sa’âde, I, 357)

Bu ifadelerden, Hz. Peygamber (asm)'in, karinelere dayanarak gelecek hakkında tahminlerde bulunmayı tasvip ettiği anlaşılmaktadır.

Soruda da geçtiği üzere, bazı hadislerde ise kâhin veya arrâfa itibar ederek bunları tasdik edenlerin Muhammed’e indirileni inkâr etmiş sayılacakları, namazlarının kırk gün kabul edilmeyeceği ve cennete giremeyecekleri bildirilmiştir. (Müsned, II, 429; III, 14; IV, 68; V, 380; Müslim, Selâm, 125; Ebû Dâvûd, Tıb, 21; İbn Mâce, Taharet, 122; Tirmizî, Taharet, 102)

Bu hadislerde geçen arrâf kelimesi, kâhinle eş anlamda kullanılmış ve bunların hiçbir delile dayanmayan gaybı bilme iddiaları reddedilmiştir.

Kaynaklarda Câhiliye devrindeki arrâflıkla (ırâfe) ilgili olarak nakledilen bilgiler, daha çok bu ikinci türden hadislerde kahinle eş anlamda kullanılan arrâfa aittir. Su dolu bardağa, güneşe, billur parçasına bakarak, remil atıp secili ve kafiyeli sözler söyleyerek gaipten haber vermeleri de bunu göstermektedir...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun