İslamiyet hak din ise, neden dünyada bu kadar çok inkar eden veya başka dinlerden olanlar var? İnsanların Müslüman olmasını engelleyenler kimlerdir?

İslamiyet hak din ise, neden dünyada bu kadar çok inkar eden veya başka dinlerden olanlar var? İnsanların Müslüman olmasını engelleyenler kimlerdir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce şunu unutmayalım ki, bu gün bütün dünyada İslam dinine mensup olanların sayısı eğer birinci sırada değilse -ki bu kuvvetle muhtemeldir- ikinci sırada olduğu kesindir. Eğer bir dinin hak olması ona bağlı olanların sayısal çoğunluğuna bağlı ise, bu takdirde en başta hak din olarak kabul edilmesi gereken Hristiyanlık ve İslam dinidir. Bu gün dünyada her üç dört kişiden biri Müslüman’dır. Bu sayısal çoğunluk bile önemli bir hakikatin sinyalidir.

Tarih boyunca hiçbir din dünyanın bütün insanlarını kendine bağlama imkânını bulmuş değildir. Eğer bu nokta nazara alınsa hiçbir dinin doğruluğuna inanmamak gerekir. Böyle bir düşüncenin yanlışlığı ortadadır.

İslam dinini kabul etmeyenler iki gruba ayrılır:

Birinci grup: Leh veya aleyhinde herhangi bir delile dayanmadan İslam dinini kabul etmez. Buna “adem-i kabul” denir. Yani İslam’ın doğru olup olmadığıyla hiç ilgilenmeyen, kendi keyfine bakan, İslam’ı herhangi bir delile dayanarak reddetmek gibi bir arzusu olmadığı gibi, herhangi bir delile dayanarak onu kabul etmek için de hiçbir çaba harcamayı aklının ucundan bile geçirmeyenlerdir. İslam dinini kabul etmeyenlerin büyük çoğunluğu bu tip insanlardır. Bir sorumluluk, bir mükellefiyet getirerek insanların hayatına bir düzen vermeyi ön gören İslam’ı kabul etmekle -akıllarınca- kendi keyiflerini kaçırmak istemezler. İslam’a karşı lakayt kalan bu grup tamamen bir cehaletin kurbanıdır.

İkinci grup: Büyük bir ön yargıyla İslam’a karşı alerji duyan ve lehinde olan hiçbir delile müspet olarak bakamayan, aksine İslam’ın aleyhinde gibi görünen en zayıf ve cılız bir emareyi büyük bir delil olarak sarılan kimselerdir. Bunlar çok az bir gruptur ve hiçbir zaman ön yargıdan uzak, gerçek ilmî ve aklî delillere dayanarak İslam’ın hakikatlerini çürütememişlerdir ve çürütemezler de. Aksine tarih boyunca ilmî ve aklî muhakemeyle İslam dinine giren binlerce gayri müslim söz konusudur. Günümüzde bile İslam’dan sonra evrensellik davasında bulunan Hristiyan dinine mensup -yüzlerce bilim adamı ve din adamının da içinde bulunduğu- binlerce insan İslam’a girmiş ve girmeye devam etmektedir. 

Konuyla ilgili Bediüzzaman’ın tespitleri de bize ışık tutmaktadır

Bediüzzaman’a göre, evrensel bir din ve bütün meselelerini akla tespit ettiren İslam’ın ve Kur’an’ın şimdiye kadar bütün dünyaya yayılmasını engelleyen sekiz engel vardı. Bunlar şöyle sıralanabilir:

1. Yabancıların/gayri müslimlerin cehaleti. Ehl-i kitaptan olanlar bile çok cahil oldukları için ak ile karayı birbirinden fark edemiyorlardı.

2. Bunların aynı zamanda medeniyetten uzak çok bedevî bir hayat yaşıyor olmaları. Bu sebeple İslam medeniyetinin güzelliğini anlamaktan çok uzak bulunuyorlardı.

3. Özellikle Ehl-i kitap olanların dinlerine körü körüne bağlanmış bir taassup içinde bulunmaları. Bu bağnazlık İslam’ın hakikatlerini görmelerine perde olmuştu.

4. Papazların ve ruhanî reislerin riyasetleri ve tahakkümleri. Bu zorbalık halkın özgürce mantık yürütmelerine ve bir tercih yapmalarına imkân vermiyordu.

5. Halkın bu papazları ve ruhanî reisleri körü körüne taklit etmeleri. Halkın akıllarını onların cebine koymaları, başka yerde de bir hakikatin olabileceği ihtimalini düşünmeye fırsat vermiyordu.

6. Müslümanlarda bulunan ferdî, içtimaî tahakküm ve istibdat. Bu istibdat İslam ve Kur’an medeniyetinin güzelliklerini despotça törpülüyor ve yabancıların nazarında hoş olmayan bir manzaranın oluşmasına sebep oluyordu.

7. Yine Müslümanlarda -Kur’an’a muhalif hareketlerden- meydana gelen türlü türlü ahlaksızlık. Bu gayr-ı İslam ahlak, İslam güneşinin cazibesini kırıyor ve bir kara bulut misali o parlak güneşin akıllara yansımasına büyük bir engel oluşturuyordu.

8. Sekizinci mani, genel olarak Kur’an’ın bazı meselelerinin fen bilimleriyle ispatlanmış bazı gerçekler arasında çelişkinin olduğu vehminin varlığıydı. Bu hatalı vehim sebebiyle birçok fen bilimcisi, İslam’dan uzak kalarak vahim bir hataya imza atıyordu.

Bediüzzmana’a göre, birinci, ikinci, üçüncü mâniler, mârifet ve medeniyetin güzellikleriyle kırıldı ve dağılmaya başlıyor.

Dördüncü ve beşinci mâniler ise,  insanlık camiasında hürriyet fikri ve taharrî-i hakikat/hakikati araştırıp bulma meylinin ortaya çıkmasıyla, zeval bulmaya başlıyor.

Altıncı, yedinci mâniler de, istibdadın kırılması ve kötü ahlakın çirkin yüzünün görülmeye başlamasıyla bertaraf olacaklardır. Evet, bir şahıstaki münferit istibdat kuvvetinin şimdi zeval bulması, cemaat ve komitenin dehşetli istibdatlarının otuz kırk sene sonra zeval bulmasına işaret etmekle ve hamiyet-i İslâmiyenin şiddetli feveranı ve sû-i ahlâkın çirkin neticeleri görülmesiyle bu iki mâni de zeval buluyor ve bulmaya başlamış. İnşaallah tam zeval bulacaktır.

Sekizinci mâni ise; Kur’an’ın -doğru algılanan- hakikatleri ile müspet bilimin -doğru anlaşılan- yeni keşifleri arasında hiçbir çelişkinin olmadığının ortaya çıkmasıyla tartışma sahnesinden silinmeye mahkum olacaktır. Eskiden  fen ve felsefeciler İslam’ın gerçeklerini bilmedikleri için İslâmiyete muarız çıkmışlar. Şimdi ise bu tablo tamamen değişmiş bulunuyor.

“Hattâ Risale-i Nur, Mucizat-ı Kur'âniye risalesinde, fennin iliştiği bütün âyetlerin her birisinin altında Kur'ân'ın bir  i'câz parıltısını gösterip,  fencilerin medar-ı tenkit zannettikleri Kur'ân-ı Kerîm'in cümle ve kelimelerinde fennin eli yetişmediği yüksek hakikatleri izhar edip en muannit filozofları dahi teslime mecbur ediyor. Meydandadır, isteyen bakabilir. Ve baksın”

“İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'âniye ve imaniye olacaktır… Çünkü, biz Kur'ân şakirtleri olan Müslümanlar, burhana tâbi oluyoruz, akıl ve fikir ve kalbimizle imanın hakikatlerine giriyoruz. Başka dinlerin bazı mensupları gibi ruhbanları taklit için burhanı bırakmıyoruz. Onun için akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette burhan-ı aklîye/aklî delillere istinat eden ve bütün hükümlerini akla tespit ettiren Kur'ân hükmedecek.”(Hutbe-i Şamiye).
 

İlave bilgi için tıklayınız:
 

Materyalistlerin, inkârcıların, din ve mukaddesat hakkındaki propaganda ve telkinleri nasıl değerlendirilmelidir?
 

İslam dininin bütün insanlığa rahmet olduğu söylenmektedir. Bu hükmü izah eder misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR