İslam neden dar bir coğrafyada kalmıştır?

İslam neden dar bir coğrafyada kalmıştır?
Tarih: 30.12.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

​Hz. İsa sadece 3 yıl peygamberlik yapmasına rağmen, Hristiyanlık bugün dünyanın en çok mensubu olan dini konumuna gelmiştir, Amerika, Avrupa, Avustralya kıtalarına dahi ulaşmış ve ülkeler tarafından kabul görmüştür. Hz. Muhammed (sav) 23 yıl peygamberlik yapmasına rağmen sadece Ortadoğu’daki ülkeler ve birkaç diğer ülke İslam’ı kabul etmiştir. İslam sürekli dar bir coğrafyada kalmıştır. Hz. İsa 36 ay gibi kısa bir sürede ve sadece 12 havarisi olmasına rağmen Hristiyanlığı dünyanın büyük bir kısmına yaymıştır ve birçok ülke kabul etmiştir. Hz. Muhammed’in (sav) 23 yıl tebliğ yapmasına ve 100 binden fazla sahabesi olmasına rağmen İslam neden dar bir coğrafyada kalmıştır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslam dar bir coğrafyada kalmamıştır, dünyanın nice büyük İslam Devletleri olmuş dünyanın her yerinde Müslümanlar bulunmuş ve bulunmaya da devam etmektedir.

Tarihte ve günümüzde sayı olarak Müslümanların az görünmesinin nedenlerine gelince:

1. Evvela şunu söylemeliyiz ki, Hristiyanlığın bu günkü gücüne ulaşması onun muhtevasında var olan açık hak ve hakikatten dolayı değildir. Çünkü teslis gibi en akıl dışı unsurları barındırması bunun açık bir delilidir.

2. Hristiyan din adamlarının uydurdukları “Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu, ona bu şekilde iman edenin kesin kurtulacağı” şeklindeki uydurma telkinlerinin etkisi cahil olan halk kesimlerinde oldukça fazla olmuştur.

3. Hıristiyanlıkta, dini ritüellerin çok az olması, genellikle haftada bir gün müziklerin eşliğinde cereyan etmesi, nefislerin hoşuna gitmiştir.

4. Din adamlarının “Allah adına günahları affetmeleri” iftirasının da ayrı bir çekiciliği olmuştur. 

5. Bunlara mukabil, İslam dinindeki disiplinli hayat tarzı, kulluk görevlerinin nefislere ağır gelmesi, Allah’tan başka hiç kimsenin günahları bağışlama yetkisinin olmaması, hayatın her safhasında her günde, A’dan Z’ye, yemek yemek, su içmekten tutun, tuvalet ihtiyacını gidermeye kadar İslam’ın emir ve yasaklarının olması gibi nefsin hoşuna gitmeyen sorumlulukları ön görmesi, aklını kullanmayan cahillerin bu dine girmelerine engel olmuş olabilir. 

6. Sorudaki ifadelerde İslam ve Hristiyanlık dinlerinin karşılaştırma rotası asırlar boyunca doğru bir çizgide gitmediğine tarih şahittir.

Şu ifadeler konuya ışık tutmaktadır:

 “Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Madem zîfikirle konuşacak, elbette zîşuurun içinde en cem'iyetli ve şuuru küllî olan insan nev'i ile konuşacaktır. Madem insan nev'i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitab ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.

Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlâkı ulvî ve nev'-i beşere mukteda olacak olanlarla konuşacaktır; elbette dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidadda ve en âlî ahlâkta ve nev'-i beşerin humsu(insanların beşte biri) ona iktida etmiş ve nısf-ı Arz(yüzölçüm bakımından dünyanın yarısı) onun hükm-ü manevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyasıyla bin üçyüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı, mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip, ona dua-yı rahmet ve saadet edip, ona medh ve muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş ve Resul yapacak ve yapmış ve sair nev'-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.” (Nursi, Mektubat, 89-90)

Bununla beraber, sorudaki tereddütleri ortadan kaldıracak bir gerçekliğe sahip olan ve bir asır önce Bediüzzaman hazretleri tarafından Hutbe-i Şamiye isimli eserinde seslendirilmiş şu hakikatleri okumakta büyük faydalar vardır:

“Evet hakaik-i İslâmiyet'in mazi kıtasını tamamen istilasına sekiz dehşetli manialar mümanaat ettiler:

Birinci, İkinci, Üçüncü Maniler

Ecnebilerin cehli ve o zamanda vahşetleri ve dinlerine taassublarıdır.

Bu üç mani, marifet ve medeniyetin mehasini ile kırıldı, dağılmağa başlıyor.

Dördüncü ve Beşinci Maniler

Papazların ve ruhanî reislerin riyasetleri ve tahakkümleri ve ecnebilerin körükörüne onları taklid etmeleridir. Bu iki mani dahi fikr-i hürriyet ve meyl-i taharri-i hakikat, nev'-i beşerde başlamasıyla zeval bulmağa başlıyor.

Altıncı, Yedinci Maniler

Bizdeki istibdad ve şeriatın muhalefetinden gelen sû'-i ahlâkımız mümanaat ediyordular. Bir şahıstaki münferid istibdad kuvveti şimdi zeval bulması, cemaat ve komitenin dehşetli istibdadlarının otuz-kırk sene sonra zeval bulmasına işaret etmekle ve hamiyet-i İslâmiyenin şiddetli feveranı ile ve sû'-i ahlâkın çirkin neticeleri görülmesiyle bu iki mani de zeval buluyor ve bulmağa başlamış. İnşallah tam zeval bulacak.

Sekizinci Mani

Fünun-u cedidenin bazı müsbet mesaili, hakaik-i İslâmiyenin zahirî manalarına muhalif ve muârız tevehhüm edilmesiyle, zaman-ı mazideki istilasına bir derece sed çekmiş. Meselâ: Küre-i Arz'a emr-i İlahî ile nezarete memur Sevr ve Hut namlarında iki ruhanî melaikeyi dehşetli cismanî bir öküz, bir balık tevehhüm edip ehl-i fen ve felsefe hakikatı bilmediklerinden İslâmiyete muârız çıkmışlar.

Bu misal gibi yüz misal var ki, hakikatı bilindikten sonra en muannid feylesof da teslim olmağa mecbur oluyor. Hattâ Risale-i Nur, Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi'nde fennin iliştiği bütün âyetlerin her birisinin altında Kur'anın bir lem'a-i i'cazını gösterip, ehl-i fennin medar-ı tenkid zannettikleri Kur'an-ı Kerim'in cümle ve kelimelerinde fennin eli yetişmediği yüksek hakikatları izhar edip en muannid feylesofu da teslime mecbur ediyor. Meydandadır, isteyen bakabilir ve baksın. Bu mani, kırkbeş sene evvel söylenen o sözden sonra nasıl kırıldığını görsün. (Hutbe-i Şamiye, 27 – 29)

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an'ın vaadi olduğu halde, İslamiyet 1.400 yıldır neden dar bir ...

İslam ne zaman parlaklığını gösterecek? Beşaretler ne zaman vuku ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun