Yobaz, aklını kullanmayan, bilim düşmanı Müslüman algısının nedeni nedir?

Soru Detayı

​Günümüzde Müslüman denince insanların aklına yobaz, aklını kullanmayan, bilim düşmanı (bunu evrime inanmadığımız için söylüyorlar) kadınları 2. plana atan gibi fikirler oluşuyor bunun nedeni nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bunun bir nedeni, dinsizliktir.

İki üç asırdan beridir dine düşman olanlar, pozitivist, materyalist felsefi akıntıya kapıldıkları için dinin kökünü kazmak için her türlü hile, yalan ve iftiralara başvurdular. Bununla yetinmeyip mevcut dindarları da gözden düşürmek için en alçak bir silah olan fen bilimleri ile dinin çatıştığı yolunda propagandalara başladılar.

Bu konuda Hristiyan kilise din anlayışı ile müspet ilimlerin çatıştığı bir gerçektir. Bununla ilgili büyük Fransız ihtilalinin dine karşı gösterdiği galibiyetten sonra, bilim adamları dine karşı düşmanca bir savaşa başladılar. Bu silahın en keskin okları, “dindarları cahillikle suçlama” şeklinde hedeflerine atıldı.

Engizisyon mahkemelerinin zulümleri de bilimle dinin çatıştığını gösteren önemli bir kanıt olarak takdim edildi.

- Bu merhaleleri takip eden yıllarda materyalist batı toplumlarında gittikçe sekülerleşme yoluna girildi. İşi kökten halletmek için eğitim sistemleri tamamen “tanrıtanımazlık” felsefesi üzerine kuruldu. Semavi dinlerin ortak paydasında yer alan başta Allah’ın varlığı olarak iman esaslarının tamamı devre dışı bırakıldı.

- Bu “tanrı tanımazlık” düşüncesini -görünürde- en çok destekleyen bir kanıt olarak, “Evrim” teorisini buldular.

Darvin’in belki aklından bile geçirmediği materyalist yorumlarla bu teoriyi yeni eğitimin temel taşı yaptılar.

“İnsanın aslının maymun olduğuna” dair asla bilimsel olarak ispat edilememiş bir teoriyi “gerçeğin ta kendisi” şeklinde sundular. Bu safsatayı gerçek gibi göstermek adına maymuna ait bir kafatasının bir parçası ile insana ait bir kafatası parçasını bir araya getirip birleştirdiler.

Böylece gözle görünür bir kanıt elde ettiklerini düşünüyorlardı. Mal bulmuş Mağribi gibi bu sahte belgenin arkasına sığındılar.

Böylece  semavi dinlerin kabul ettiği “Adem-Havva” gerçeğini inkâr ederek dinlerin yanlışlığı iftirasını ortaya koymaya çalıştılar.

Öyle ki, bazı küstahlar “dinin amentüsünü, artık bilimin yazacağını, dine yer olmadığını” ilan ettiler.

Bu işler, tahrif edilmiş Hristiyanlık dininin bulunduğu coğrafyada cereyan ederken, İslam coğrafyasında da “taklitçilik” yoluyla bu ve benzeri dinsizliğe hizmet eden argümanlar eğitim sistemlerine girmeye başladı.

Ahir zaman fitnesi devrede olduğu için bu materyalist, seküler akımlara yardımcı olan kadroların yönetimin başında olmaları, bu hayasız akımın güçlenip yayılmasına imkân sağladı.

- İslam dinin ilk ayeti “okumayı” emrettiği, tarih boyunca en büyük ilim adamlarının dindar olduğu, İslam coğrafyasında -Kur’an ve hadislerde emredildiği üzere- en büyük saygı ilim adamlarına yapıldığı gerçeği ortada olduğu halde, at gözlüğünü takanlar, diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da haya perdesini kaldırdılar ve İslam alimlerini, sonra da bütün Müslümanları “yobaz, aklını kullanmayan, bilim düşmanı, cehaletin dostu” olarak damgalamaya başladılar.

Toplumların başındaki yöneticilerin de desteklemesiyle bu propaganda önemli ölçüde tutmaya başladı. “Hacı, hoca” unvanları tahkir edildi.

Batının haçlı zihniyeti, silahlı savaş meydanlarında yenemediği Müslümanları, yerel maketleri icat ederek inanç, fikir ve düşünce planında onları yenmeyi başardılar.

- Bediüzzaman hazretlerinin bir asır önce teşhisini koyduğu “cehalet, ihtilaf ve fakirlik” hastalıkları hala tedavi edilememiştir.

Cehaletin bir tehlikesi modern bilimleri bilmemek ise, en büyük tehlikesi kendi dinini bilmemesidir. Dinini bilmemekten kaynaklanan cehaletle, tarih boyunca İslam alemindeki dini ilimler yanında, kendi zamanına göre dünyanın en üstün ilim ortamına sahip idiler.

Batının Rönesans dedikleri, çağı yakalamalarının en büyük etkeni, -insaflı bir kısım gayri müslim bilim adamlarının itirafıyla- haçlı savaşları sırasında İslam aleminde, özellikle Endülüs’te görüp çaldıkları ilimler, eserler olmuştur.

Brockelmann’ın GAL’ı Fuat Sezgin’in GAS’ı gibi devasa bilimsel çalışmalar bu dediklerimizin canlı kanıtıdır.

- Kadın meselesine gelince:

Bir seçim söz konusu olduğunda, kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu Islam bilginleri tarafından kabul edilmiştir. Çünkü onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir delil yoktur.

Kaldı ki seçme, "beyat"tan ibarettir. Halbuki, Peygamberimiz (asm) kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Mümtahine, 60/12 ayeti ve tefsirleri)

Hz. Ömer (ra)'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır. (bk. Muhammed Hamîdullah, Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112 “İbn Kesîr'den nakil”)

"Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır." (bk. Buhâri, Nikâh 43; Müslim, Fedâil 68)

"Üç, iki, hatta bir kız çocuğunu, haklarını koruyarak yetiştiren baba, Cennette kendisiyle beraber olacaktır." (İbn Mâce, Edep 3)

- İslam, bin yıldan fazla bir zamandır kadınlara bu gibi pozitif ayrımcılığı gösteren değerler verirken, Batı dünyasının bu konudaki çabaları çok yenidir.

Aslında herkes bilir ki, İslam’da kadının hakları çok güzel bir şekilde vardır. Fakat İslam’ın kadınların şerefine uygun gördüğü tesettür, onların nefsani ve şeytani hissiyatlarına uygun gelmediği için eleştiriyorlar. İslam’da şefkat kahramanı olan kadınları, müstehcen reklam aracı olarak rencide edilmelerine izin vermediği için saldırıyorlar.

Bir kitap mahiyetinde cevap verilecek olan bu uzun konuya bu kadarıyla yetineceğiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
227 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun