İslam'a karşı lakayt kalan Hristiyan ve Yahudilerin hükmü nedir?

Soru Detayı

Birinci grup: Leh veya aleyhinde herhangi bir delile dayanmadan İslam dinini kabul etmez. Buna “adem-i kabul” denir. Yani İslam’ın doğru olup olmadığıyla hiç ilgilenmeyen, kendi keyfine bakan, İslam’ı herhangi bir delile dayanarak reddetmek gibi bir arzusu olmadığı gibi, herhangi bir delile dayanarak onu kabul etmek için de hiçbir çaba harcamayı aklının ucundan bile geçirmeyenlerdir. İslam dinini kabul etmeyenlerin büyük çoğunluğu bu tip insanlardır. Bir sorumluluk, bir mükellefiyet getirerek insanların hayatına bir düzen vermeyi ön gören İslam’ı kabul etmekle -akıllarınca- kendi keyiflerini kaçırmak istemezler.
- İslam’a karşı lakayt kalan bu grubun, İslamda hükmü nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bunların bu lakayt tavırları onları sorumluluktan kurtaramaz. İslam’ın genel hükümlerine göre “adem-i kabul” ile kâfir olanlar da “kabul-u adem” ile kâfir olanlar gibi ebedi cehennemde kalırlar.

- Bu iki grup arasındaki fark, onlara karşı yapılan İslamî irşada, hareketinde sırf keyiflerini bozmamak için “adem-i kabul” perdesi arakasına sığınanlar cahil kabul edilir ve irşatları ona göre yapılır.

Buna mukabil, İslam’a karşı savaş açan ve onun doğru olmadığını ispat etmeye çalışan “adem-i kabul”cular ise, cehl-i mürekkep içinde bir bilgiye sahip oldukları kabul edilir ve ona göre irşat edilir.

Örneğin, birinci grup kâfirlerin İslam’a verdiği zararı, ikinci grup kâfirlerin verdiği zarar kadar değildir. Bu sebeple mücadele stratejisini belirlerken öncelik bunlarla mücadeleye verilir. Bedizzaman Hazretlerinin aşağıdaki ifadelerinden bunu anlamak mümkündür.

“Hem kabul etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır. Adem-i kabul bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve cahilane bir hükümsüzlüktür. Bu surette çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı onlarla uğraşmaz. Amma inkâr ise; o adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir. Bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur.” (bk. Sözler, s. 188)

- Bununla beraber, İslam dinine karşı lakayt davranan kâfirlerin küfrü de sonunda inadi bir küfre dönüşebilir. Üstad'ın ifadesiyle;

“Belki adem-i kabul perdesi altında gözünü kapamakla, bir küfr-ü inadî yapabilir. Gitgide küfr-ü mutlaka düşer, insaniyeti mahvolur. Hem maddî, hem manevî cehenneme gider.” (bk. Asa-yı Musa, s. 55)

Bu tespit, hiçbir zaman lakayt kâfirlerin cehenneme gitmeyecekleri anlamına gelmez. Burada, İslam’a karşı lakaytlığın git gide küfr-ü mutlaka/Allah’ı da tanımaz bir noktaya varacağı ifade edilmiştir. Yani İslam’ı kabul etmeyenler bazen bütün dinleri ve Allah’ı da kabul etmeyecek bir çizgiye gireceklerine işaret edilmiştir. Çünkü küfr-ü mutlak daha dehşetli bir küfürdür ki, fikren insanın dünyasını da cehenneme çevirir. “Hem maddî, hem manevî Cehennem'e gider” ifadesi bunun için kullanılmıştır.

- Bununla beraber, eğer “adem-i kabul” küfrünü yok etmeye yardımcı olan bazı şartlar oluşmamışsa, bilakis -fetret gibi- İslam dinini öğrenmeye imkân vermeyen bir ortam söz konusu ise, bu takdirde (adem-i kabul faktöründen dolayı değil, hak ve hakikati tanımaya fırsat bulmadıklarından) bunlar için küfr-ü mutlaka düşmemek/Allah’ın birliğini tasdik etmek fayda verebilir. Aşağıdaki BEDİÂNE ifadelerden bunu anlamak gerekir:

“Hem bazan oluyor ki: Bir keyfiyet-i meczubane veya bir halet-i istiğrakkârane veya bir vaziyet-i münzeviyane ve bedeviyane suretinde cadde-i Muhammediyeyi düşünmeyerek, yalnız Lâ ilahe illallah onlara kâfi geliyor."

"Fakat bununla beraber, en mühim bir cihet budur ki: 'Adem-i kabul' başkadır, 'kabul-ü adem' başkadır. Bu çeşit ehl-i cezbe ve ehl-i uzlet veya işitmeyen veya bilmeyen adamlar; Peygamber'i bilmiyorlar veya düşünmüyorlar ki kabul etsinler. O noktada cahil kalıyorlar. Marifet-i İlahiyeye karşı, yalnız Lâ ilahe illallah biliyorlar. Bunlar ehl-i necat olabilirler. Fakat Peygamber'i işiten ve davasını bilen adamlar onu tasdik etmezse, Cenab-ı Hakk'ı tanımaz. Onun hakkında, yalnız Lâ ilahe illallah kelâmı, sebeb-i necat olan tevhidi ifade edemez.” (bk. Mektubat, s. 335-336)

- Görüldüğü gibi burada ifade edilen kimseler, “adem-i kabul” faktöründen dolayı değil, başka makul mazeretlerinden dolayı “ehl-i necat olabilir” denilmiştir.  

Nitekim Müslümanlar, genellikle sırf nefsine uyduğu için günahlar işliyorlar. İmanı olan kimse “inat” olsun diye günah işlemez. Bununla beraber, bu günahkar Müslümanların da -affedilmedikleri takdirde- cezaları kadar cehenneme gidecekleri Ehl-i sünnet alimlerinin ittifakıyla kabul edilmiştir. Nefsani küfür olan “adem-i kabul” bundan daha masum olamaz...

İlave bilgi için tıklayınız:

Mekke'de doğan bir çocukla, dünyanın her hangi bir yerinde doğan ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR